Bir Yudum Kahve


 01 Mayıs 2020


“Bıraktığım notta belirttiğim gibi arabanıza istemeyerek vurdum. Dalgınlık işte... Hâlbuki üç yıldır hiç kaza yapmamıştım. Ne yapalım, oldu bir kere… Eve gelince “Opel” servisine telefon ettim. Ezilen çamurluğu iki saat içinde değiştirebilecekler. Kendiniz yaptırmak isterseniz, işçilik dâhil, neye mal olacağını öğrendim. Paranız hazır, dedim.”

“Trafiğe ilk çıktığım dönemlerde olurdu böyle ufak tefek kazalar. Park ederken başka arabalara veya duvarlara aracı fazla yaklaştırıp çizdiğim de olmuştu. Sadece bir kez önemli denebilecek kaza yapmıştım. Kazasız geçen bunca yıldan sonra arabanıza vurmuş olmam hem üzdü hem de şaşırttı beni. Otomobil servisindekiler aşağı yukarı bir fiyat söylediler ancak arabayı gördüklerinde belki daha fazlasını isteyebilirler. Bilseniz neler yaşıyorum şu günlerde, tabii nereden bileceksiniz. Vaktiniz varsa yarım saat köşe başındaki kafede buluşabilir miyiz?”

Önce bir sessizlik sonra ; “Olur, ancak mesai bitiminde on on beş dakika kadar vaktim var.” dedi telefondaki ses.

Telefonu kapattıktan sonra bu gereksiz bir davet mi oldu diye düşünmeden edemedim. Sormuş bulunmuştum işte. Evet cevabını da almıştım. İş çıkışı on yedi otuzda buluşacaktık. Vaktim boldu aslında, iki buçuk aydır işsizdim ve yalnız yaşıyordum.

Bu bahaneyle kendime çekidüzen vermiş, tıraş olmuş, banyo yapıp gardırobumda duran son ütülü gömleğimi giymiştim. Öğleden sonra üç gibi evden çıktım.

Meydandaki banklardan birine oturdum, defne ağacının gölgesinde ferahladım. Ayaklarım ağrımasa oturmak aklıma gelmeyecekti. Karşıda bir sebil vardı, kuşlar sebilin etrafındaki mermere konuyor, susuzluklarını gideriyordu. Suya eğilip minik gagalarını dolduruyor, temkinli baş ve boyun hareketleri sessiz bir ritim oluşturuyordu. Ta ki bir kedi görünene dek. Aslında bir kedi almayı çok düşünmüştüm, sonra bir belgeselde, yalnız insanların en çok evcil kedi edindiklerini duyunca, yalnızlığımın bir nişanesi olacağı sonucuna vardım. Vazgeçtim.

Saat tam on yedide köşedeki kafedeydim. Önce cam kenarında oturdum sonra belki benimle görünmek istemeyeceği aklıma geldi. Daha kuytu bir masaya geçtim, yönümü kapıya döndüm. Menüyü getiren genç garsona, “Sipariş için arkadaşımı bekliyorum.” dedim. Zamanımı harcamak konusunda cömert olabilirdim ancak cebimdeki paranın bir kuruşu için bile bu lüksüm yoktu. 

Amacım neydi onunla görüşmek isteyerek, daha arabasını servise götürmeye bile fırsatı olmamıştı oysa. Ne diyecektim ona? İşsizim, yapayalnızım. Arabanıza vurmuş olduğum için özür dilemek, sizinle kahve içerken sohbet etmek istemiştim. Bir insan sesini duymak, anlaşılmak derdi olmadan dinlenilmek istemiştim. Yaşamanın lezzetinden bir yudum almaktı belki.

Saat on yedi on beş, on yedi yirmi, on yedi yirmi beş, on yedi otuz…

Telefonun mesaj sesi… Mesajda “Kusura bakmayın!” diyordu, “Kusura bakmayın gelemiyorum.”

Saat on sekiz sıfır sıfır.

Sık sık bana bakan garsona başımla işaret ettim: “Bir kahve alabilir miyim?”

(AYB Online Hikâye Atölyesi/Nisan 2020)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 161. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 161. Sayı