Bülbül’ü Gördün Mü?


 15 Nisan 2025

Struga’nın Türk mahallesinde, dar sokaklar arasında, iki göz odalı mütevazı bir evde yaşayan Zarife Hanım; ergenlik çağına varmış üç kızıyla birlikte, vefat eden ablasının kızı Bülbül’e de annelik ediyordu.

Bülbül, babasını hiç hatırlamazdı. Onu sıtmanın ateşinde yitirmişti. Yıllar sonra aynı hastalık annesini de yakalamış, onu bu dünyadan koparırken Bülbül’ünü ardında öksüz bırakmıştı. 

Ah, Bülbül… Ayağında nalınları, belinde basma önlüğü, başında ak tülbendiyle dolaşırdı. Gözleri, ya edebin mahcubiyetinden ya da yetimliğin ağır yükünden, hep hüzünlüydü; bakışları daima önüne düşerdi. Sabah ezanıyla kalkar, çerepte ekmek pişirirdi. Zarife Hanım ve kızları uyandığında yer sofrası çoktan odanın ortasına kurulmuş olur; taze ekmek kokusu bütün odayı sarardı.

Zarife Hanım ve kızları, evin bütün yükünü Bülbül’e yüklemiş; ona iş yaptırmaktan hiç çekinmezlerdi.

Sene 1950’ydi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından halk yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı. Ürünlerini pazarlarda satabilmek için Yugoslavya’nın dört bir yanına giderlerdi. Cumartesi günü Struga’da pazar kurulurdu. Makedonya’nın dört bir yanından insanlar; meyve, sebze ve süt ürünlerini satmak için sabah gün ağarmadan tezgâhlarının başında yerlerini alırlardı.

Meyveler tezgâhlara özenle dizilir, alıcının gözüne hitap etsin diye en güzelleri öne konulurdu. Zarife Hanım’ın komşusu Kenan Bey de pazarda olur; tarlasında ektiği fasulye, mısır ve patatesi satardı.

Bülbül, sabah erkenden sepetini eline alır, pazara giderdi. Kenan Bey, Bülbül’ü her gördüğünde sepetine mısır koçanı, fasulye, ne varsa koyar:

“Para istemez, hadi selametle,” der, başını sallayarak uzun uzun ardından bakardı. Arada bir Zarife Hanımların evine uğrar içeriye girmeden kapıdan öteberi bırakırdı. Bu davranışı hem Bülbül’ün hem de Zarife Hanım’ın gönlünde derin bir minnet bırakırdı.

Böyle bir pazar günü, çarşıda Nasuf adlı bir genç Bülbül’ü gördü. Bizim buralarda “âşık oldu” demeyiz; “gönlü kaydı” deriz. Etrafa sordu, soruşturdu; kimin olduğunu öğrendi.

Ertesi gün Zarife Hanım’a haber geldi:

“Bülbül’e görücüler gelmek istiyor, ne dersin? Gelsinler mi?” diye sordu komşu kadınlardan biri.

Zarife Hanım şaşkınlığını gizleyemedi:

“Bülbül’e mi? Benim kızlarım dururken Bülbül’e mi görücü geliyor?” diye aynı cümleyi peş peşe tekrarladı.

“Bülbül, senin kızlarından yaşça büyük. Vermeyeceksin de ne yapacaksın?” dedi kadın, gözlerini devire devire.

Kadının söyledikleri Zarife Hanım’ın aklına yattı.

“Gelsinler,” dedi.

Ertesi gün, kuşluk vaktinde Nasuf bizzat geldi Zarife Hanım’ın evine. Kadın şaşkındı.

“Bu oğlanın anası babası yok mu?” diye düşünmeden edemedi.

Nasuf, sanki onun içinden geçenleri hissetmiş gibi söze girdi:

“Ne anam ne de babam var. Ben de Bülbül gibi yetim, öksüzüm. Pazar günleri at pazarında satın aldığım ürünleri satıyorum. Çok şükür geçiniyorum; aç değilim, açıkta değilim. Allah’ın emriyle Bülbül’ü kendime istiyorum,” dedi.

Kahveler içildi, söz kesildi, söz mendili verildi. Bülbül artık sözlüydü. Nişanı da haftaya yapmaya karar kılmışlardı.

Aradan iki gün geçmişti ki, sabahın erken saatinde kapıyı vura vura çalan biri oldu.

Zarife Hanım başını örttü:

“Kimdir?” diye seslendi.

“Aç kapıyı, Zarife Hanım, benim… Kenan.”

Kapıyı açtı:

“Hayır ola, Kenan Bey? Sabah sabah ne oldu?” diye sordu.

Kenan Bey’in sesi sertti:

“Bülbül’ü vermişsiniz? Kimdir, nedir, sorup sormadan nasıl böyle bir işe kalkıştınız?”

Zarife Hanım:

“Kız benim, istediğime veririm…” demeye kalmadan Kenan Bey sözünü kesti:

“Hayır! Hayır!” diye bağırdı.

“Nişan yapmadan önce ben gidip araştırayım: Kimin nesi bu oğlan?”

Zarife Hanım:

“Manastır’da at pazarında tezgâhı varmış,” der demez Kenan Bey bir hışımla evden çıktı.

Kenan Bey, otobüsle Manastır’a vardı. Pazarda herkese sordu, soruşturdu; Nasuf hakkında kötü tek bir söz söyleyen çıkmadı. Bu durum Kenan Bey’in pek de hoşuna gitmedi.

Pazardan ayrılmadan önce aklına takıldı:

“Bu oğlan nerede yaşar? Evi barkı nerededir?”

Etrafındakilere sordu.

“Bayır’da yaşar,” dediler.

Sora sora Bayır denilen yere vardı. Şaşkınlığı daha ilk adımda yüzüne vurdu. Getto misali bir mahalleydi burası; çadırlarda yaşayan çingeneler, gurbetçiler vardı. Ortalık bakımsız, pis ve havası ağırdı.

Yaşı geçmiş bir adam Kenan Bey’e yaklaştı. Sesini alçaltarak:

“Senin burada ne işin var? Buralara yabancılar girmez. Seni fark etmeden hemen git. Yoksa seni döve döve öldürürler,” dedi.

Kenan Bey ürktü. Burası gerçekten tekin bir yer değildi. Gitmeden önce:

“Birini soracağım. Adı Nasuf. At pazarında tezgâhı varmış. Tanır mısın?” dedi.

İhtiyar:

“Tanımaz olur muyum? O benim damadım,” dedi ve eliyle karşıyı işaret etti.
“Şu çadırda kalır. Dışarıda oynayan çocuklar da onun. Neden sordun?”

Kenan Bey:

“Alacak verecek meselesi… Tamam, ben onu bulurum,” deyip hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

Struga’ya dönünce ilk iş olarak Zarife Hanım’ın evine gitti. Olan biteni bir bir anlattı. Zarife Hanım duyduklarına inanamadı. Gözlerinden yaşlar sel gibi aktı:

“Rezil olduk… Kızı bir çingeneye verdiğimizi duyan herkes bizimle alay edecek.”

Köşede oturan Bülbül’ü eliyle göstererek:

“Adı çıkacak. Alan başka biri olmayacak,” diye ortalığı inletti.

Kenan Bey hafifçe gülümsedi, bakışlarını Bülbül’e çevirdi:

“Ben alırım, Zarife Hanım.”

Kadın bir anda sustu. Oda buz kesti. Bülbül, babası yaşındaki Kenan Bey’e bakmadan odadan ağlayarak çıktı.

Zarife Hanım:

“Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? Yakışır mı, Kenan Bey?” dedi.

“Yakışır, yakışır. Çeyiz istemem. Senin kızlarının da çeyizini ben yaparım. Zor kış aylarında size de bakarım, Zarife.”

Zarife Hanım’ın yüzünde bir tebessüm belirdi:

“O zaman oldu bu iş. Yarın imam nikâhınızı kıyalım.”

O gece Bülbül hep ağladı. Yalvardı. Ama dinleyen olmadı. Nikâhta ak tülbendini çıkardı, başına kara tülbent bağladı…

O günden sonra Bülbül hiç konuşmadı. Kendi içine kapandı. Bir daha sesini duyan olmadı.

(AYB Balkanlar Çevrim İçi Yazarlık Atölyesi, Mart 2026)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 232. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 232. Sayı