HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
NIKA ZHOLDOSHEVA 2
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 3
HİDAYET ORUÇOV 4
SEYFETTİN ALTAYLI 5
Kardeş Kalemler 6
Emrah Yılmaz 7
Büyük bozkırın oğluyum ben
Büyük Bozkırın, Çölün oğluyum ben,
Kumdan örülmüş kıvırcık saçını eren.
Koskoca Çölümün asıl sahibi,
Kumlar ölü değilse, diri kalırım ben.
Sevgili Bozkır, düşlerim hep seninle,
Bu dünyada aşkım tutuşur hasretle.
Eser rüzgar Dede Korkut’un sazıyla,
Kumları izinde yürüdüm basiretle.
Büyük Bozkır, Çölün oğluyum ben,
Kumun beyzasını gördüm eskiden.
O kumlarda oynadım ben çocukken,
Şımarık kaldım hep orada büyürken.
Ey Bozkır, hayalim hep seninle,
Anası oldun halkımın şefkatinle.
Susuz kalsa da bu yalan dünya,
Bembeyaz kum, teselli et beni de.
Büyük Bozkır, Çölün oğluyum ben,
Yaşarsa eğer bozkırım, yaşarım ben.
Çölüme bağlı olan bu yürek daima,
O bozkırda rahat olur ebediyen.
Sevgili Bozkır, hayalim hep sende,
Kuş kanadı yorulur enginliğinde.
Çölün nazlı edasını, eşsiz güzelini,
Bir ben anlarım, duyarım eninde.
Çölle yaşar ölümsüz şiirlerim,
Çölde değer bulur dizelerim.
Bilge gibi kumlar, Koca Bozkır,
Çölün oğluyum böyle bilirim.
dünyayı bir anda bana bıraktırsam diyeydim
Ne kadar gizemli, sınırsız gök idin,
Evren dediğin hem engin hem çok idin.
Yüreğimden şiirleri takdim edip hayata,
Dünyayı bir anda bana baktırtsam diye idim.
Hayat ilginç, insan hiç doymaz asla,
Ömrümü uzatsam diye akleder hırsla.
Dağlar kulak verir şiirlerime sessizce,
Ne yazsam da ses çıkmaz kayalarda.
Dünya yerinde hiç durmaz,
Hayat hiçbir zaman yorulmaz.
Bazen göller kulak verir şiirime,
Dalgalarıyla dinler, hiç usanmaz.
Tabiatta hiçbir nesne dilsiz değil,
Geç öğrendim, hayat bir bilmecedir.
Irmak, dere, deryalar da akar gider,
Şiirimi dinlemeye yetişmezler bile.
Kader işte, bin yönlere sürükler,
Hayat ile varlık öz yolunu güder.
Bir bakmaya dağlara değil ellerimiz,
Bazen gözler bile ilişmeden değer.
Hayat sunan tuz tadını tatarım,
Düşünerek nice hayallere batarım.
Dünya hep telaş dolu, acildir hep,
Ama ben şiirime sarılıp yazarım.
Ulu Mağcan’a
Duyarım dünyanın telaşını ben,
Severim her efradı milletimden.
Sevmez misin her kuşağı,
Ömrü bağlar hep yeniden.
Çektim kaderin bin bir türlü azabını,
Yüreğine ulaşmayı istedim her insanın.
Kederi de taşıdım omuzunda acıların,
Nice çile çektim, estirdim hazanları.
Çekinme, yükle kaderin yükünü sırtıma…
Ala dağların dönüşsem bir dağına…
Yüzlerce şiir yazsam, belki ben de
Tek bir şiirle kalırım tarih sayfalarında!
O, belki, Hayat üzerine bir Şiir olur,
Bir kuğu gibi gölün ortasına konur.
Sarıarka’nın sarı yamaç ceylanı gibi,
Birden yüreğimden fırlar, uçar durur!
Beklerim gelir diye şiirimi,
Bir his sarar tüm milletimi.
Ananın ak sütü gibi ter ü taze,
Ben yazıp bırakırım dizelerimi!
O şiir ne hakkında, bilmecedir,
Ey Dünya, destanın dillerdedir!
Benim için her bir Kazak kıymetli,
Değeri her gün artan pek enderdir!
Ölüm haktır, İnsanoğlu göğe uzansa da,
Duaları yükselir milletiyle az olsa da.
Ben ölmem hiç, diri kalırım ben,
Denildiyse bir Şiirle, yada susulsa da!
Bilirim ömür böylesine uzun olmasa da,
Çırparım kanadımı, ne kadar yorulsa da.
Ben ölmem, hayatta diriyim ben,
Son bir Kazak eri ölene kadar bu dünyada!
bağımsızlık
Daha yeni toparlandık, inan bana,
Milletimin başı döndü bir kez daha.
Bağımsızlık, sen ne kadar azizmişsin,
Aladağlar gibi dimdik durduk, inan bana.
Erdik sana özlemle, halkla beraber,
Bu olayı yaşamıştı binlerce er.
Bağımsızlık, sen ne kadar azizmişsin,
Bozkır gibi kucak açıp hep genişler.
Bağımsızlık, ballar gibi tatlıymışsın,
Bağımsızlık, kayadan daha katıymışsın.
Aradığım cennet yurdu, meğer ki sensin,
Cennetime benzer, ruhuma devaymışsın.
Olur musun milletime o kadar asil,
Olur musun milletine bu kadar asil.
Bağımsızlık, sana bakıp hasret çektim,
Nice günler, nice yıllar, nice asır.
İliklerim sızlayıp dolaştım yurdu,
Tahtımda ecnebiler gezip durdu.
Cedlerimin hüzünlü gözü önünden,
Tarihimin bağımlılık yolu uzundu.
Eteklerim ıslandı gözyaşı acılardan,
Vazgeçebildin mi köle hayatından?
Bağımsızlık, sen ne kadar azizmişsin meğer,
Sana kurban olayım, olurum canımdan!
Esarette halkım benim çok çekmiş,
Kaderden de, Tanrı’dan da dilemiş.
Bağımsızlık pek kıymetlidir, değerli,
Ömrümde hayata bir kere gelmiş!
ana dilim benim...
Ah ömür, bir daha geri dönmezsin,
Ah dünya, hiç ama yetiştirmezsin.
Bir kere bahşedilen şu hayatta,
Ey Tanrım, bol ömür ver neylersin!
Ver ne olursun yolcuya bir kez gelen,
Göz açmadan dünyayı var mı gören?
Bir gün evrenin sırrını keşfeder gibi,
Tabiatla bütünleşir ruhlar dillere eren.
Gelen insan hislerini ürküterek,
Asırlarca bekledi bu anı tükenerek.
O anda el âlem söz söyler sanki,
Her yaprağı, her bir taşı dile getirerek.
Söz söyler her bir nazlı ak gülüm,
Yıldızlarım yakarırlar iki büklüm.
Sapsade, kutlu, mutlu, mukaddes,
Konuşur Ana dilimde ömürüm!
Buluşmuştur esen rüzgar, sert fırtına,
Dolup taşan derya, deniz ardı ardına.
Selam çakar benim Ana dilimde,
Gökyüzü, Yer günün tan anında!
Ruhum titrer, his doğar içten,
Konuşursam, sözüm çıkar yürekten.
Zira, o, benim Ana dilimdir,
Şiirlere konu olmuş ben doğarken!
İnsan mıdır,
Tanrı mıdır dilleri veren,
Söz Tanrısı,
Var mı o kudreti görebilen?!
Zira, o, benim Ana dilimdir,
Ana sütüyle doğup büyüleyen!
Kazak küyleri
Özlem dolu kalbimdeki naz gibi,
Bozkır üstünde süzülen kaz gibi,
Sırdariya’nın serin esen saz gibi,
Ağıt yakan ak kuğular pek az gibi,
Anasından ayrılan at sevaz gibi,
Aladağ’ın zirvesi beyaz gibi,
Tıpkı Kazak ezgileri, küyleri,
Kazağımın türküleri, nağmeleri…
Yedi ırmaklı Yedisu’nun dalgaları,
Sarıarka’nın esip duran rüzgarları,
Gür sesiyle titreten uçsuz bozkırları,
Dedelerin asırlarca inleyen acıları,
Ural’ımın yavaş yavaş akan canları,
Bozkırımın damarında akan kanları,
Tıpkı Kazak ezgileri, küyleri,
Kazağımın türküleri, nağmeleri…
Ağacın sert, kurumuş kökü gibi,
Betpak Dala’nın susuz çölü gibi,
Balkaş’ımın gözü aydın gölü gibi,
Uzaklardan gelen konuk gibi,
Yüreğime saplanan bir ok gibi,
Ana sütünden doğan bolluk gibi,
Tıpkı Kazak ezgileri, küyleri,
Kazağımın türküleri, nağmeleri…
Kemikleri sızlatan sabır gibi,
Dönmeyen sevdanın sırrı gibi,
Özlem dolu güzel hisler gibi,
Dolup taşan dalgalı denizler gibi,
Önden hayal ceylanı kaçar gibi,
Gökyüzü güne gözünü açar gibi,
Tıpkı Kazak ezgileri, küyleri,
Kazağımın türküleri, nağmeleri…
Hüzün dolu gökten inen yağış gibi,
Hüzün dolu dağlardan inen taş gibi,
Hüzün dolu gözden akan yaş gibi,
Kederini iki telden döktüren,
Çalsa eğer kuşu dahi öttüren,
Tanrıma yalvaran sırdaş gibi,
Tıpkı Kazak ezgileri, küyleri,
Kazağımın türküleri, nağmeleri…
gölgemle dertleşme
Girerim toprağa geç, yada erken,
Bulur bana layık bir yer el alem.
Nerde olsam, ayrılmadın hiç benden,
Küçüklüğümden bırakmadın beni, ey gölgem.
İnsanoğlu bakar mı dünyanın dibine?
Gölgem de büyüdü derinleşip benimle.
Emekleyip ilk adım attığım günlerden,
Uzadıkça sen de uzadın birlikte benimle.
Ense boyu ölçtüm kendi gölgemden,
Sana bakıp ümitlendim kendimden.
Gençlik çağım oldun dahi dolaştın,
Sarhoş olup baktın bana tepemden.
Bu hayatın vardım ana farkına,
Gölgemsin, çekinmeden hiç alınma!
Yıkandım ben güneş yüzünü görerek,
Yıkılarak yerde kaldın sen arkamda.
Elim ulaşmasa da, hayallerim uzandı,
Düşlerimden uzanan uzun yoldan usandı,
Sen yanımdan hiç ayrılmadın ey gölgem,
Dostlar beni bırakıp yalnızım sandı.
Güller gibi açılırsa hayatım sonra solarsın,
Bazen uçar, bazen ise tepeye konup ararsın.
Gitsem dahi benden hiç ayrılmaz ki o gölge,
Mezarlığa benimle birlikte girer sanırsın.
Yatağından kalkabilmek cesaret,
Dimdik dahi yürümek bir feraset,
Gölgem takip eder hiç durmadan,
Ömrümü gösterdi, bir bak, takip et.
Girerim toprağa geç, yada erken,
Bulur bana layık bir yer el alem.
Böyle dimdik duran benim sırtımda,
Ana vatanımda uzanıyor gri gölgem.
***
Durmaz insan hepten burada,
Hayatta,
Ey dostum, konuşalım halihazırda,
Bilir misin beni, özün hakkında?
Neşe var, bilmem, ben kaygılıyım,
Ben, belki de, birilerin rüyasıyım.
Durmaz insan hepten burada,
Hayatta,
Ey dostum, konuşalım halihazırda,
Gönülden gönüllere aksın,
Belki de sen hüzün dolu insansın.
Gezersin düşünce dünyasında,
Bir sırdaş aradın kendine, ey dost, oralarda…
Durmaz insan hepten burada,
Hayatta,
Ey dostum, konuşalım halihazırda…
Bu gönül neşe mi, hüzün müdür benim?
Dombıra, dinle sesini yüreğimin.
Hazinler mutluluğu arasın diye,
Gülsünler hepten bahtiyarlar diye,
Ben yürürüm hayal dağın bahçesinde,
Gönlümün sırrını gizlercesine.
Ey dostum, konuşalım, tanış olalım,
Bilir misin, ikimizi “ömür” adlı,
Irmağın akışına götürsün bakalım.
Ondan mıdır:
Ben sana acele ederim sırrın edası gibi,
Damlacık ömrüm kuma sinmemiş gibi.
akış
Hayalimle sarmaş dolaş olurum,
El alem derim, Milletimdir, onurum.
Hayattan nice bahadırlar gelip geçti,
Ey Dünya, şiire sıra gelsin, bulurum.
Gelip nice şair dünyadan geçti,
Nicelerin şaşarak elden geçti.
Sırlar dünyası, aç gözünü! Ben bir akışım!
Akışın akışa doğru geçit idi.
Dağdan değil, dağa doğru akarım,
Tıpkı ateş gibi yak beni, kanım.
Tıpkı ateş gibi yak beni, canım.
Dünya güzelsen meğer, canını yerim,
Gözümü sana kıpar sonra terk ederim.
Akışa doğru akan Akış gibiyimdir,
Ey Dünya, nefesin yoksa, nefes gibiyimdir.
Ufuktan göz kırpar bana bakıp,
El sallayıp davet eden o gün benimdir.
en güzel gün...
Söker şafak şükürlere doyarak,
Güler günüm beyaz ışığa boyanarak,
En güzel gün, bugündür, arkadaşlar,
Tüm âlemi sallayarak,
Uyandırdı tan atarak!
Her bir adam paşa gibi şeref yeri sever,
Milletine sadık olan yiğidi herkes över.
En güzel gün, bugündür, aziz dostlar,
Ayak altında döner durur mübarek yer.
Bu bir âlemdir, kah karanlık, kah aydın,
Kardelenler, gönlüm çiçek açar, günaydın!
En güzel gün, bugündür, aziz dostlar,
Işıltılı dünya, gözümün önünde parladın.
Sevdan, şımartarak sevgilini,
Tüm dünyanın zarifini, güzelini,
En güzel gün, bugündür, arkadaşlar,
Yarın için saklayıver yüreğini!
En güzel gün,
En güzel gün, bu gün!
Yan yana yürüyerek,
Bir ömür geçirseydik ya gülüm!
Dünyanın yıldızı parlayan gecesinde,
Dünyanın şafakları söken günün ertesinde,
Seven yürek,
Birisini gün gibi,
Diğerini dün gibi.
Aşkı sessizce anlayan dilim,
Halkınla huzur içinde uyuyan,
En güzel gün,
En güzel gün
Bugündür!
mücadele sürüyor
Mücadele sürüyor,
Yeryüzünde,
Yeryüzünde,
Yeryüzünde,
Emek ve akıl
İnsanlığı sarmakta,
Sallandırmakta,
Dalgalandırıp,
Duygulandırıp,
Düşündürür,
Uyandırıp yollarda ak umudu.
Mücadele sürüyor, çağımda!
Mavi gökyüzünde, semamda,
Yıldızlar akıp gidiyor bir anda,
Yerin büyük çekim gücünü yenerek,
Uyuyan çocuk bile görür rüyasında,
Mücadele sürüyor, çağımda!
Yer dibinde, derinlerde, altında,
Tepeler, dağlar, yamaçların ardında,
Gökte, ormanlarda, çöllerde,
Irmakta, okyanus, deniz, göllerde,
Mücadele sürüyor!
Bebekler beşiğinde, kundaklarda,
Evin köşesinde, eşiğinde, kapılarda,
Akıllı insanlarda, ahmaklarda, delilerde,
Mutlularda, mutsuzlarda, hazinlerde,
Mücadele sürüyor!
Evinde, sokağında, kentinde,
Yaylada, bozkırında, şehirde,
Yalın ayak koşan çocuklarda,
Düşüncesiz, düşünceli adamlarda
Mücadele sürüyor!
Yaşamın ortamında, dalgasında,
Hıçkırığın, ağlayanın ses tonunda,
Tümenlerde, kamplarda, hapislerde,
Uyanmamış, uyanmış ülkelerde,
Mücadele sürüyor!
Zihninde, gönlünde, duyguda,
Göğsünde, bakışında, soluğunda,
Yaşamda, yüce Hayatta, doğada,
Mücadele sürüyor,
Mücadele sürüyor!..
Çağımda!
Göktürk
Kadim zaman, Göktürk’le dolu zaman,
Atalarım, soylu kökümdür pek yaman.
Kükreyen at nalları şimşek gibi çakan,
Göktürk’le olur duyguyla düşünce hayran,
Göktürk’le savruldu fikir derde derman…
Kadim zaman, Göktürklerin zamanı,
Atların yere değmezdi hiç nalları,
Canım Ana dilim, pek pahalı,
Şimşek gibi çakan gözler pek anlamlı,
“Göktürk” diyerek çırpar kanatları.
Kadim zaman, Göktürklerin zamanı,
Her tarafın çıkar tozu ile dumanı,
Fırtınalar gibi tarumar eder düşmanı,
Yağmurla sel olup aydınlatır ortamı,
Türk Milleti, Kazakların kan bağı.
* * *
Dilimiz bir,
Türümüz bir,
Kökümüz bir, Göktürk!
Göktürk’ü tanısın herkes Tek Millet,
Dar dünyanın içine sığmayan Millet,
Gökten sağanak sağanak yağdı ak umut,
Soyum, Alaş, Kazak halkı, beyaz kut!
Atalarım, ecdadım,
Atalarım Göktürk!