HaftanınÇok Okunanları
Aysel Fikret 1
Ece Türköz Oğuz 2
KEMAL BOZOK 3
FEYZA TUĞÇE FIRAT 4
Kardeş Kalemler 5
Kader Pekdemir 6
Aysel Fikret 7
(Tatar Besteci Zahid Habibullin’in Yaratıcılığı Örneğinde)
XX. Yüzyılda Tatar Rönesans’ının temel taşını atan büyük Tatar şairi Abdullah Tukay, Tatar halkının en ünlü, en aziz şairidir, Tatar edebiyatının gök yüzünde sönmeden yanan en parlak yıldızdır. Tataristan’ın Arça (Arsk) ilçesinde yaşadığı herkes gibi ben de Tukay’ın hemşerisi olmamla sonsuz gurur duyarım. Daha fazlası, Tataristan Cumhuriyeti Milli Eğitim ve İlim Bakanlığı tarafından Tataristan’da ve İdil Boyu bölgesinde ana okul, ilkokul ve müzik eğitimi için anadil Tatar Türkçesinde yüksek seviye eğiticiler, öğretmenler hazırlama amaçlı oluşturulan, milli eğitim kültür ve sanata büyük katkıda bulunan ve 1971 yılından itibaren Abdullah Tukay adını taşıyan Arça Pedagoji Koleji’nde (Arskiy Pedagogiçeskiy Kolledj İmeni Gabdullı Tukaya) çalışmam da ayrı bir gurur verici olaydır hayatımda. 80 yılı aşkın tarihçesi olan Kolej, bugüne kadar 18 binden fazla öğretmen hazırlamış olup onun mezunları arasında Muhammed Mehdiyev, Garif Ahunov, Samat Şakir, Fervaz Minnullin, Gülçeçek Galiyeva, Rife Rahman gibi ünlü Tatar yazar ve şairler de vardır. Günümüzde de 70 tane meslek yüksekokulları arasında en iyi ve en aktif olanı, Tukay Arça Pedagoji Kolejidir.
Abdullah Tukay, çok erken yaşta yetim kalıp elden ele aileden aileye dolaşarak sefil ama çok anlamlı bir hayat sürdüren ve ömrünün baharında -27!- yaşında hayata gözlerine yuman fakat kısacık hayatında Tatar edebiyatının yüzünü belirleyen birçok şiir ve masal yaratan şairimizdir. Bir asrı aşkın süre onları sadece çocuklar değil büyükler de severek okur ve en önemlisi, Tukay’ın eserleri vatanımıza ve anadilimize sevgi aşıladığı ve hayat okulu niteliğinde olduğu için müthiş eğitici güce sahiptir.
Abdullah Tukay 26 Nisan 1886 yılında Tataristan’ın başkenti Kazan’a 80 km uzaklıkta, Tatar yazar ve şairlere bereketli Arça (Arsk) ilçesi topraklarında bulunan Kuşlavıç köyünde molla Muhammetgarif’in ailesinde doğar. Altı aylıkken babası, dört yaşında iken annesi vefat eder ve küçük Apuş’u anne tarafı dedesi kendi ailesine alır. Fakat dedesinin ailesi kalabalık olduğu için üvey anneannesi tarafından “fazla boğaz” olarak kabul edilir. Bir gün Tukay’ı at arabasına bindirip Kazan’a gönderirler. Orada Peçen Bazarı olarak bilinen Saman Pazarı’nda arabacı “Beslemeye çocuk veriyorum, kim almak ister?” diye küçük Apuş’u çocuksuz bir aileye verir. Fakat yaşlı kadın ile adam hastalanınca çocuğun geleceği için endişelenip onu tekrar dedesine köye gönderirler. Daha sonra dedesi onu besleme olarak yine başka bir aileye -bu sefer Kırlay köyüne- gönderir. İşte böylece Tukay, çok küçük yaştan yetimliğin acısını ve hayatın bütün zorluklarını tadarak büyür.
Abdullah Tukay’ın hangi şiirini ele alıp okursak okuyalım onların hepsinde yoğun bir vatan sevgisi ve doğduğu toprakların güzelliğine hayranlık vardır. “Su Anası”, “Şüreli” ve çocuklar için yazdığı birçok şiiri çocukları ahlaki kurallara –hırsızlıktan uzak durmaya, zorluklara göğüs germeye ve cesaretli olmaya- öğretir.
Tukay Pedagoji Koleji’nde çalıştığım uzun yıllar devamında kendimi öğrencilere Abdullah Tukay’ın eserlerine bestelenen müzik eserlerini ve bu güzel besteleri yaratan Tatar bestecilerini tanıtmaya adadım. Çünkü Tatar Türkleri için Tukay’ın varlığı türküden, müzikten ayrı asla düşünülemez. Şairin şiirleri kendisi hayata veda eder etmez halk tarafından sevilip bestelenmeye başladı ve bestecilerin yoğun ilgisini günümüzde de görmeye devam etmektedir. Tukay kendisi müzisyen ve besteci olmamasına rağmen Tatar müziğini onun adı ve eserleri dışında düşünmek mümkün değildir. Müzik Tukay’ın gönlüne hayatının her döneminde ayrı bir yer edinmiş olup çocukluğundan (6 yaştan itibaren) son gününe kadar ona ilham vermiş ve zor günlerini atlatmaya yardımcı olmuştur. Tukay’ın güzel bir sese sahip olduğu ve uzun hava halk türkülerini çok güzel yumuşak bir sesle söylediği hususta şairin birçok zamandaşı hatıralarında yazmıştır. Şair bu hususta kendisi şöyle yazar: “Küçüklüğümden türkü söylemeyi seviyordum. Her nerede olursam olayım türküleri heyecanla dinlerdim. Öğretmenlerim beni her Perşembe akşamı medresede düzenledikleri türkü gecelerine çağırırlardı. Bu gece için çikolata ve kuruyemiş alınırdı. Semaverin arkasında oturarak öğretmenlerimin istedikleri türküleri söylerdim, onlar da ödül olarak çekirdek verirlerdi. Çekirdekleri bitirince yine türkülere başlardım. Daha medresedeyken şarkısı derlerdi bana.” Ayrıca Tukay, Tatar halkının türkü sanatının klasik eserleri sayılan “Zileylük”, “Ellüki”, “Teftilev” vb. türküleri temel alarak enfes şiirler de yazar.
Tatar müziği uzmanı R. İshakova-Vamba’nın “Tukay ve Tatar Müziği” adlı kitabında şairin çok güzel kopuz ve kuray (ney) çaldığı ve dini içerikli eserleri kendine özgü bir ses ve tarzla söylediği anlatılır. Belki de Tukay’ın şiirleri de bu yüzden Tatar halkının canına bu kadar yakın ve anlaşılır olmuştur?.. Halkın türkülerini ele alıp yazdığı “Halk Türküleri” adlı makalesinde şair şöyle der: “Halkın türküleri bize atalarımızdan kalan en kıymetli, en değerli mirastır. Bulgar devleti şehirleri ve Bulgar köyleri ihtişamlı mimarileri ile yıkılmış, sanki hiç olmamışçasına kaybolmuş gitmiş ama halkın yarattığı türküleri oklar da toplar da yok edememiştir!” Zamanının çoğunu Tukay halk türkülerini toplamakla geçirir. 1907 yılında Kazan şehrinde Sabah neşriyatında Abdullah Tukay’ın “Xalık Cırları” (“Halk Türküleri”) adlı kitabı yayımlanır. Bu kitapta şair, yaşadığı zamanın en popüler ve unutulmaya başlayan türkülerin sözlerini kaleme alıp onlara yeni hayat verir.
Abdullah Tukay’ın “Şüreli” adlı eserine F. Yarullin, “Su Anası” adlı eserine E. Bakirov ve “Kisekbaş” adlı eserine R. Gubaydullin gibi Tatar bestecileri bale yazar. Aynı zamanda S. Gobeşi, N. Cihanov, C. Feyzi, A. Klüçaryov, A. Monasıypov, R. Yahin, İ. Yakupov, B. Mulükov, M. Muzaffarov, R. Kalimullina, R. Ahiyarova, M. Şemsutdinova gibi Tatar bestecilerinin müzikal eserleri de mevcuttur.
Abdullah Tukay’ın eserlerini besteleyen Tatar bestecileri arasında en ünlüleri, Ferit Yarullin (1914-1943) ve Zahid Habibullin (1910-1983) oldu. Müzik sanatı tarihine ilk Tatar balesi bestecisi olarak tanınan Ferit Yarullin, Abdullah Tukay’ın “Şüreli” adlı poemi temelinde aynı ad ile 1945 yılının 12 Mart tarihinde sahnelenen bale besteler. 1941 yılında 2. Dünya Savaşı başlayınca F. Yarullin er olarak cepheye gider ve 1943 yılında 29 yaşında yaratıcılığın baharında şehit olur. 1958 yılında F. Yarullin “Şüreli balesi bestesi için Abdullah Tukay Devlet ödülüne layık bulunur. Söz konusu, dünya tiyatrolarının sahnesinde “Şüreli” balesi günümüzde de gösterilmeye devam etmektedir.
Yukarıda adı anılan diğer ünlü Tatar besteci Zahid Habibullin ise Tukay’ın şiirlerine şarkı ve romanslar yazmayı 1936 yılında başlar ve ömrünün sonuna kadar devam eder. Moskova Konservatuvarı bünyesinde olan Tatar Opera Stüdyosunda okuduğu yıllarda genç besteci Zahid Habibullin Abdullah Tukay’ın “Bala Bèlen Sandugaç” (“Çocuk ile Bülbül”) adlı şiirini besteler. Mevcut şarkı en kısa zaman içinde halkın gönlüne ulaşır ve onu sık sık çeşitli konserlerde söylemeye başlarlar. 2. Dünya Savaşı yıllarında Z. Habibullin A. Tukay’ın “Èncè Börtèklerè” (“İnci Taneleri”) adlı şiir kitabına dâhil edilen çocuklar için yazılan şiirlerini ciddi bir şekilde araştırır ve 1943 yılında ülke faşistlere karşı direnirken Tataristan radyosunda Tukay’ın sözlerine bestelenen şarkılar albümü dinlenir. Mevcut albüm şairin “İrte” (“Sabah”), “Karlıgaç” (“Kırlangıç”), “Koşlarga” (“Kuşlara”), “Bala Bèlen Kübelek” (“Çocuk ile Kelebek”), “Küŋèllè Sehifeler” (“Neşeli Sayfalar”), “Biçara Kuyan” (“Zavallı Tavşan”), “Babay” (“Dede”) ve “Bèznèŋ Gaile” (“Bizim Aile”) adlı dokuz şarkıyı birleştirmektedir. Adı geçen şiirler muazzam bir şekilde bestelenmiş olup çocukların seslendirmesini amaçlamıştır. Ayrıca, Tukay ile Habibullin’in hayat yolunda birçok benzerlik de bulunmaktadır. Her ikisi çocukluktan beri anne şefkatinden mahrum büyümüş, başları merhametle okşanmamış, karınları doymamış sabilerdir. Elden ele, aileden aileye dolaşarak geçirdikleri yıllar hem şairin hem bestecinin gönlünde düzelmez yaralar bırakmıştır. Sıcak, şefkatli kucak ve yuva her iki şahsın da ebedi hayali olmuştur. Bu yüzden Abdullah Tukay’ın “Bèznèŋ Gaile” (“Bizim Aile”) adlı şiirindeki aile saadetine besteci Habibullin huzur verici, aydınlık, sıcak bir müzik ile daha bir güzellik katar.
Tukay sadece sıradan şair değil, aynı zamanda o büyük eğitici de idi. Onun minikler için yazılan şiirleri hepsi müthiş bir eğitici güce sahiptir. Örneğin, “Babay” (“Dede”) adlı şiirinde çocuklara büyüklere karşı saygı ve sevgi aşılanır: Dede ne kadar yaşlı olsa da onun hayat yolu, başından geçenler özel bir saygıya layık. İhtiyar olmasına rağmen o yakınları için aziz ve sevimli:
Babay bik küp yaşegen, kart ul üzè, Dede çok yaşamış, o artık ihtiyar,
Lekin haman selemet ul, matur yözè. Lakin hâlâ selamet o, güzel yüzü.
Yaŋak, maŋgay cıyırlmagan, tèşler de sav, Yanak alın kırışmamış, dişler de sağ
Yaşlerçe saf, açık çığa anıŋ süze. Gençlere özgü pak, açık onun sözü.
“Biçara Kuyan” (“Zavallı Tavşan”) adlı şiirinde Tukay, insanları hayvanlara karşı ilgili olmaya ve onları rencide etmekten sakınmaya çağırır. Doğa, şair için onu koruyup kollayan ve teselli eden yegâne sıcak kucak olarak algılanır. Tukay’ın doğaya olan sevgisi sonsuz ve pak. Kazan arkası topraklar, özellikle de Sagdi amcanın ailesinde güzel günler geçirdiği ve ilk kez medreseye gittiği Kırlay köyü Tukay’ın kalbinde hayatınca özel hatıralarla korunur. Doğduğu toprağın güzelliği, orada yaşayan bütün canlılar şairin gönlüne ayrı bir yakın ve öz olduğu “İrte” (“Sabah”), “Karlıgaö” (“Kırlangıç”), “Koşlarga” (“Kuşlara”) adlı şiirlerinden de okunur. Zahid Habibullin’in müziği ise bu şiirleri daha canlı yapar, onlara yeni bir hayat, yeni bir soluk üfler. Çünkü Habibullin, Tukay’ın kaderini bütün kalbi ile kabul eden büyük bestecidir. Tukay’ın kaderi, onun kişiliği Zahid Habibullin’i hayatı boyunca heyecanlandırır ve etkiler. 1977 yılında besteci bereketli Arça topraklarında büyüyüp yetişen diğer bir ünlü Tatar şairi Sibgat Hakim’in “Memdünenèŋ Ulı Gabdulla Bèlen Ayırıluvı” (“Memdüne’nin Oğlu Abdullah ile Ayrılması”) adlı romans yazar ve 1982 yılında Sibgat Hakim ile birlikte Tukay güldestesi yaratmaya başlar. Z. Habibullin’in çocuklar için yarattığı “Ravşan” adlı balesi de Abdullah Tukay’ın masallarını temele alarak yazılır.
Yukarıda yazılanlardan anlaşıldığı gibi Zahid Habibullin, Abdullah Tukay’ın eserlerini müzik sanatına taşıyan ve ebedileştiren Tatar halkının çok kıymetli bestecilerinden bir tanesidir.
Makalemi Tatar şairi Ahmet Yerike’in şiirinden mısralarla tamamlamak isterdim:
İŋ matur moŋlı cırların halıkka birdèTukay, En güzel hüzünlü türkülerini halkına verdi Tukay,
Cırları belen meŋgège yörekke kèrdè Tukay. Şarkıları ile ebediyen kalplere girdi Tukay.
Kaynakça: