Cevizli Lokum


 15 Ağustos 2026

Baştan aşağı süzdüğü yetmezmiş gibi sanki tatsız bir şey yemişçesine büzüştürdüğü dudaklarının arasından “İhtiyacımız yok.” cümlesi çıktı. Olacaklara hazırlıklıydı ama duygularını hesaba katmamıştı. Değersizlik duygusu altında ezilen kalbiyle mücadele edemiyordu. Son bir gayretle “Anlıyorum, yine de öz geçmişimi size bırakayım. İhtiyacınız olursa sizinle çalışmayı çok isterim.” dedi. Müdür aynı tatsızlığı gözlerine taşıyarak başıyla masayı gösterdi. Dosyayı bıraktığında masadaki bir hareket dikkatini çekti. Ters dönmüş bir böcek, doğrulmak için çırpınıp duruyordu. Müdür istifini bozmadan Esra’nın dosyasıyla zavallı hayvanı masadan aşağı atıp bilgisayarındaki işlerine geri döndü. Genç kız odadan çıkarken “İyi günler.” dedi. Bu söz, toz zerrecikleri gibi havada asılı kaldı. Klavyeden gelen tuş sesleri dışında herhangi bir cevap duyulmadı.

Kapıyı kapatıp ofisten dışarı çıktı. Merdivenleri hızla inip kendini sokağa attı. Rüzgâr özenle topladığı saçlarını dağıtıyordu. Bir süre nereye gittiğinin farkında olmadan yürüdü. İçindeki ses sürekli “Yine başaramadın.” diyip duruyordu. Sesi susturmak istercesine dağılan saçlarını düzeltmeye çalıştı. Perçemlerini kulaklarının arkasına tutturuyor ama rüzgârın her esişiyle saçları tekrar gözlerinin önüne dökülüyordu. Saçlarıyla mücadelesi devam ederken otobüs durağına vardı. Ulaşım kartını aramaya başladı. Önce ceketinin ceplerine, ardından kol çantasının içine baktı. Bilgisayar çantasının ön gözüne koyduğunu hatırlayınca donakaldı. Çantayı ofiste unutmuştu! Görüşmede sunum yapacağı için bilgisayarını da yanında getirmiş, öz geçmişini içinden çıkarttıktan sonra sandalyeye bırakmıştı. Aynı ses yine yükseldi. Bu sefer daha acımasızdı: “En basit şeyleri bile yapamıyorsun!” Boynu gittikçe küçüldü, omuzlarının arasında görünmez oldu. Beklediği otobüs önünden geçerken ofisin yolunu tuttu.

Yol bir hayli kalabalıktı. Esnaflar mallarını kaldırımdaki tezgâhlarına diziyordu. Esra tüm bunları hem görüyor hem de görmüyordu. Kaldırımdaki insanlara ve eşyalara çarpmamaya gayret ederek ağır aksak ilerliyordu. “Bu sefer oldu.” diye düşünmüştü. Eksik diyebilecekleri hiçbir şey kalmamıştı. Önceki başvurularında takıldığı engelleri, ki bunların başında yabancı dil puanı geliyordu, azimle çalışarak aşmış; istenen şartların üstüne çıkmıştı. Bu seferki reddedilme nedeniyse bu alanda artık birine ihtiyaç olmamasıydı. 

Düşüncelerinin arasında çırpınırken bir dükkânın vitrini dikkatini çekti. Raflarını çeşit çeşit şekerlemeler süslüyordu. Birden aklına uzun zamandır tatmadığı bir şey geldi. “Belki burada vardır.” diye düşünüp ani bir kararla dükkâna girdi. Kasada duran kadınla selamlaştı. Bir süre hiç konuşmadan dükkânın içindeki şekerlemeleri inceledi. Badem şekerleri, lokumlar ve süslü ambalajlara sarılmış çikolatalar büyük bir özenle raflara dizilmişti. 

“Yarım kilo cevizli lokum almak istiyorum. Kesilmemiş olanlardan var mı?” Kadın başını evet anlamında sallayıp kasanın arkasındaki kapıyı açtı, içerisi imalathane olmalıydı. Girişte tahta bir çerçeveye iple asılmış cevizli lokumlar, az ilerisindeki mermer tezgâhtaysa lokum karışımına bandırılmayı bekleyen ipe dizilmiş cevizler görünüyordu. “İstersen kesip öyle vereyim. Sonra senin için zor olmasın kızım.” dedi. “İyi olur, teşekkür ederim.” diye cevap verdikten sonra ürkekçe “Dedem eskiden cevizli lokum yapar, mahallede satardı. Ben de ona yardım ederdim.” dedi. Kadın, yumuşak bir sesle “Gel bakalım, bana da yardım et o zaman.” dedi. Esra’nın birbirine uyumsuz adımları zeminde garip sesler çıkardı. Niye bu kadar heyecanlandığını o da bilmiyordu. Kadın bir parça lokum uzattı: “Sen gelmeden önce kesmiştim.” O kadar tazeydi ki ağzında eriyiverdi: “Çok lezzetli, elinize sağlık.” Kadın, cevaptan memnun bir şekilde asılı lokumlardan birini alıp mermer tezgâha koydu: “Sen kes, ben de paketleyeyim.” dedi. Esra ona söyleneni yaparken omuzlarının arasında sıkışan boynu serbest kaldı ve bir bahar dalı gibi uzadı. Kadın kesilen lokumları paketleyip tezgâha koydu ve sordu: “İngilizce biliyor musun?” Esra bu beklenmedik soru karşısında önce bir anlığına tepkisiz kaldıktan sonra kaşının birini kaldırıp “Evet, biliyorum.” diye cevap verdi. Kadının yüzü bir gülün tazeliğiyle aydınlandı: “Benimle çalışmak ister misin? Yurt dışından bir şirketle anlaşma yaptım ama İngilizcem olmadığı için zorlanıyorum.” dedi ve ekledi: “Tabii istersen lokumları da kesebilirsin.” O esnada Esra’nın telefonu çaldı. Bu sabah görüşme yaptığı iş yerinden arıyorlardı. Bilgisayar için olmalı, diye düşündü. İçindeki acımasız ses tam söze başlayacakken ayaklarını kıpırdatıp dükkânın zemini hissetti. “Halletmem gereken bir işim var. Size kararımı bildireceğim.” dedikten sonra beş dakikalık mesafede olan ofise seyirtti. 

Müdürün odasına girdiğinde her şey yerli yerindeydi. Müdür hâlâ aynı yüz ifadesiyle bilgisayar başındaydı. Böcek kovalamak için kullanılan öz geçmiş dosyası fırlatıldığı yerde duruyordu. Belli ki hiç açılmamıştı. Müdür bakışlarını kaldırmadan “Çantanız sandalyenin üzerinde. Bu arada öz geçmişinizi yeniden inceledim. Dediğim gibi şirkette ihtiyaç yok. Ancak sizin gibi çalışkan gençlere staj imkânımız var. Tabii, bu durumda size herhangi bir ödeme yapamayız.” dedi. Muhtemelen aynı böcek pencerede vızıldıyor, kurtulmak için iri gövdesini cama vuruyordu. Esra cevap vermek yerine pencereyi açtı. Böceğin uçup gittiğinden emin olduktan sonra sandalyeden çantasını aldı: “Teşekkür ederim ama az önce bir iş teklifi aldım. Size iyi çalışmalar diliyorum.” Müdür şaşkın bir şekilde “Size de!” diye cevap verdi. Kapanan kapının ardından bakarken “Bu gençlere de iş beğendiremiyoruz.” diye söylendi. 

AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Nisan 2026.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 236. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 236. Sayı