HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
KEMAL BOZOK 2
SEYFETTİN ALTAYLI 3
İSMAİL DELİHASAN 4
VILAYET GULIYEV 5
Ece Türköz Oğuz 6
Kardeş Kalemler 7
İbrahim Efendi, ellerini arkada bağlamış, sırtını duvara dayamış, kâh dalgın dalgın karşılara, kâh başı önde yere bakıyordu. Arada bir ayaklarını hareket ettirse de kaygılı yüz ifadesi, düşünceli bakışları değişmeden beklemeye devam etti. Oğlu İsmail'in hocası konuşmak için onu çağırmıştı, acaba İsmail bir kusur mu işlemişti? Bir sıkıntı mı olmuştu?
Nihayet İsmail'in Hocası sınıftan çıktı, gülerek ona doğru adım atıp konuşmak için öğretmenler odasına davet etti. Hoca, doğrudan konuya girerek "İbrahim Bey, oğlunuz İsmail bu sene mezun oluyor, ancak kendisinin parlak bir öğrenci olduğunu söyleyemem. Böyle giderse liseden mezun olması zor; haydi bitirdi diyelim, üniversite sınavlarında iyi bir yer kazanması da pek mümkün görünmüyor. MESEM diye mesleki eğitim veren merkezler var. Oğlunuz normal lise yerine oraya devam edebilir. "İbrahim Efendi can kulağıyla hocayı dinliyordu. İsmail dört çocuğunun en büyüğüydü. Kendisi duvar ustasıydı, iş bulduğunda çalışır, bulamadığında kendi deyimiyle kahve köşelerinde sürünürdü. Çocuklar büyüdükçe dertleri de büyümüş, eve hiç para yetiştiremez olmuştu. O yüzden hocanın söyledikleri ilgisini çekti. Hoca, "Bu merkeze devam ettiği taktirde bir gün okula, beş gün de alanıyla ilgili işe gider." diye anlatmaya devam etti. Hocanın “Sonunda hem lise mezunu olur, hem de kalfa veya usta sertifikasını alır. Sigortası yapılır, bir miktar da maaş alır. Ayrıca eğitimini tamamlayıp usta olursa daha kolay iş bulur.” sözleri aklına yattı.
Eve döndüğünde, İbrahim Efendi'yi kapıda karşılayan eşi daha içeri adımını atmadan merakla sordu: "Ne oldu? Niye çağırmışlar?" İbrahim Efendi hocanın dediklerini bir bir anlattı. "Bak hanım, dört çocuğa para yetiştiremiyoruz, İbrahim'in pek okumakta gözü yok. Hoca haklı, biz en iyisi oğlanı bu söylenen yere kayıt ettirelim." dedi.
Ortaokulu bitiren İsmail, hocanın önerisi doğrultusunda MESEM’e kaydettirildi. Sigortalı olacağını, bir miktar para kazanacağını ve bitirmeden önce ustalık belgesi alacağını öğrenen İsmail'in normal liseye gidip üniversiteye devam etmek aklının köşesinden bile geçmedi. Babası eğitim dönemi başlamadan oğlunu karşısına aldı: "Bak oğlum, sen kardeşlerin en büyüğüsün, en ağır sorumluluk sende. Benim durumumu görüyorsun! Güçlükle geçiniyoruz. Bir an önce elinin ekmek tutması gerekiyor. Kardeşlerini düşün, beni, ananı düşün; yüzümüzü kara çıkarma, hadi koçum benim!" diye tembihledi.
İsmail, ilk gün heyecanlı ve kararlıydı. Aklında tek bir düşünce vardı: "Kalfa olmalıyım, usta olmalıyım, aileme hayırlı bir evlat olduğumu göstermeliyim." Babasının duvarcı ustası olmasından etkilenen İsmail, inşaat alanında eğitimine devam etmek istedi ve pratik eğitimi için bir inşaat firmasında çırak olarak çalışmaya başladı.
İlk haftalarda pek hissedilmese de takip eden günlerde İsmail, giderek durgunlaştı. Eve ancak geç vakitte gelebiliyor, doğru dürüst yemek yemeden olduğu yere sızıp kalıyordu. Hafta sonları, hatta bayramda bile işe gelmesi isteniliyordu. İsmail'in körpe gövdesi, verilen işlere yetişmek için adeta çırpınıyordu.
O akşam, ziyarete gelen ve bir özel okulda öğretmenlik yapan büyük dayı yeğeninin MESEM'e kayıt olduğunu ve akşamları geç saate kadar çalıştığını öğrenince beti benzi attı. Gücenmiş bir ses tonuyla "Enişte, İsmail'i MESEM'e kaydettirmeden önce keşke benimle konuşsaydınız!" diye sitem etti. Bunun üzerine anne hemen söze girdi: "Kardeşim, enişten laftan mı anlıyor! İlk başta haydi meslek sahibi olsun, gitsin dedik. Baktım çocuk yiyip içmekten kesildi, konuşup gülmez oldu, bu oğlanı oradan alalım dedim; babası ısrarla devam etmesini istiyor."
İbrahim Efendi, kayın biraderinden gözlerini kaçırarak, inanmış bir ses tonuyla "Devletimiz böyle güzel bir imkân sağlamış, o da çalışıp elinden gelen gayreti gösterecek. Biz nasıl ustamıza saygı gösterdiysek o da gösterecek, söz dinleyecek, işten kaçmayacak. Ben de birçok duvarcı ustası yetiştirdim. Onlara şakul, mastar, terazi nasıl kullanılır? Tuğla nasıl hizalanır? Harç nasıl karılır? Her şeyi sabırla öğrettim." Büyük dayı, eniştesinin yüzüne hayretle baktı, "Bu adam kaçıncı yüzyılda yaşıyor?" diye düşündü. "Enişte senin anlattıkların ahilikten kalan son kırıntılar, şimdi bunlardan eser kalmadı. Zaman değişti! Önceden çırak ustasına saygı gösterir, sözünden çıkmazdı ama ustası da onu korur kollardı. Çırak ustanın verdiği işi yaparken usta da onu eğitir, yetiştirirdi. Şimdi işler değişti, bunların hiç biri kalmadı. Tamam devlet bir imkân sağlamış ama daha çocuk yaşta siz bu evladınızın inşaat işçisi olarak çalışmasını kabul etmişsiniz. Belli ki bu çalışma ağır gelmiş, çocuk işi kaldıramıyor. Sen İsmail'in hangi şartlarda çalıştığını gidip gördün mü? Kontrol ettin mi? Buralarda iş şartları işverenin insafında, yeterli denetim yoksa senin evladının canı Allah'a emanet!" diyerek konuşmasını sürdürdü.
Konuşmayı uzatmak istemeyen İbrahim Efendi, kayın biraderine hiç bakmadan yerinden kalktı, arkasını döndü; odadan çıkarken kararlı bir ses tonu ile "İsmail, bir an önce usta olup hayata atılacak, o kadar!" diyerek konuşmaya son noktayı koydu.
İsmail'in annesi "Ben ne yapabilirim!" der gibi iki elini yana açmış, kardeşine boynu bükük bakakaldı. Bunlar olurken kimse bir köşede konuşmaları sessizce dinleyen İsmail'e bir şey sormadı. Aslında, sormaya ne gerek vardı; benzi soluk, yüreği suskun, yorgun, keyifsiz İsmail, aslında sessizce haykırmıyor muydu?
Bir kaç hafta sonra İsmail'in bir iş kazasına uğradığı haberi geldi. Durumu iyi değil, hastanede dediler. Anne, baba, dayı koca hastanenin acilinde döne döne İsmail'i arayıp, sordular. En sonunda bir doktor, "Başınız sağ olsun, kaybınıza çok üzüldük; asansör boşluğuna düşmüş." dedi.
İsmail'in arkasında yüreği avulu, gözleri buğulu, başı önünde; tüm ümidini, kıvancını, yaşam enerjisini bir inat uğruna tüketmiş bir baba ile gözleri yaşlı, gönlünü oğluyla birlikte toprağa veren bir ana kaldı. Bakkala bile göndermeye kıyamadığı kınalı kuzusunu meslek öğrenme uğruna kara toprağa uğurlayan yüreği avulu ana… Bir de ananın yürek yakan ağıtları…
(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Şubat 2026)