Coğrafya Geçidi


 01 Nisan 2020


Yerinde duranların yolculuğa çıktığı görülür mü hiç..

Peki yolculukların adresi illa şehirler mi olmalıdır.. Ve ya duraktan durağa insan mı taşımalıdır... Benim yolculuğumun adresi birbirinden farklı memleketlerde yaşayan kalemler , durakların taşıdıkları da düşüncelerdir. 

Kim demiş mesafelerin insana engel olduğunu.. Bazen hiç görmediklerinin sesine, gördüklerinden daha aşinasındır.

Haftalarca yazdıklarınla yoğrulduğun, fikirlerinle çeliştiğin, kendinle zıtlaştığın mecralarda kendini bulmak, hata yaparak hata yapmamayı öğrenmek ve hata özgürlüğüne sahip olmak ne güzeldir. 

Hafta başına kelime oyunlarıyla başlamak, ortasında kendini sonunu tamamlamaya çalıştığın hikayelerde bularak, ve haftayı ince mısraların dokunuşuyla sonlandırmak içimi huzurla dolduruyordu.

Denemelere başlarken, 

Azize Hoca’nın “Çaresizlik kalemiyle yazar, vefasızlıkla silerim” sözü benim için en güzel göstergelerden biri oldu. 

Yazdıklarım bana ait olduğu için silmeye yeltenemediklerimi, bir çırpıda silmeye başladım. Bana ait diye her yazdığıma kıyamazken, hiç acımadan üstünü karalamaya başladım. Yazımın bütünlüğünü bozan kelimelere yabancılaştım. 

Hikayeler bana Osman Hoca’nın kelime mühendisi olun sözünün hatırlatıcısı oldu.

Fazlalıklara ve gereksiz olanlara yer vermemeyi, beklenmedik sonlara aşina olmayı, ayrıntılardan kaçınmayı alışkanlık haline getirmeye başladım. Ataman Hoca’nın yalın bir dil ile yazın sözü yol gösterici oldu.

Ve her fazlalıkta Anton Çehov’un sözünü getirdim aklıma, 'Eğer ilk perdede duvarda asılı bir silah varsa, o silah ikinci veya üçüncü perdede mutlaka patlar.' 

Şiirlerde kelimelerin, duyumların tazeliğiyle yüzleştim. Ali Hoca’nın “Eskisi olmayanın yenisi olmaz sözünü” aklıma kazıdım. Eskilerden beslenerek, yazmayı denedim. Ve Cemil Meriç’in “Klasikler için eskimeyen yeni” sözünü aklımdan çıkarmamaya çalıştım. Şiirin çaydaki şeker olduğuna inandım. Az kelime ile çok şeyi anlatmayı denedim.

Bakış açılarının çokluğuna, denemelerde rastladım. 

Vefadan, yalnızlıktan, memleketimle münasebetime kadar birçok şeye denemelerde kendime pay biçtim. Azize Hoca’nın hep öğütlediği gibi çift kanatlı olmayı denedim. 

Hikayeler, her biri ayrı bir zihnin ürünü olarak hayallerin sonsuzluğuna inandırdı. Okurken sonunu merak ettiğim diyarlara yol aldırdı. 

Sema Hoca’nın “Şair şafakta kaybettiği güvercini ikindide bulmalı” sözü içime işledi. Şiirlerin muhakkak bizden alıntılar olan kelimelere yer verdiğini öğrendim.

Ve şair için “Biz meyveyi, bizi beslediği için değil güzelliğiyle içimizi okşadığı için yeriz, bir de gıda olursa ne ala” sözünü aklımdan çıkarmadım. Bazen kocaman yazılar yazmaya gerek yoktur bir satır bile bizi özetler sözünü kendime mesken belledim.

Haftalarca süren yolculuğum benim farklı iklimlere savurdu.

Sanatın hayranlığın eseri olduğu gerçeğini çokça yad ettim.

En mühimi tek dil ve tek bayrak altında köprüler kurmak beni huzura kavuşturdu.

Avrasya Yazarlar Birliği Online Yazarlık Atölyesi, farklı coğrafyalarda yaşayan her Türk’ün sesi oldu.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 160. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 160. Sayı