HaftanınÇok Okunanları
Ercan Argınbayev 1
Zılika Jantasova 2
Coşkun Haliloğlu 3
Kanıbek Sarıbayev 4
HİDAYET ORUÇOV 5
Batyrkhan Sarsenkhan 6
SEVKAN TAHSİNOĞLU (USTA ) 7
Hamdi Bey, ellerini hafif kırlaşmış saçlarına götürüp arkaya doğru yatırdı. Alnından akan terini sildi ve ellerini direksiyona hafifçe vurdu.
“Son bir görevimiz kaldı. Kalan birkaç işi de halledelim bu kasabadan kurtuluyoruz.”
Handan Hanım dikiz aynasından abisiyle göz göze geldi. “Seni, sinirin mi yoksa sıcak mı terletti?” dedi.
Hamdi Bey “Hepsi kardeşim.” deyip arka koltukta sessizce oturan anneciğine baktı. Yol boyunca uzaktan görünen denizi izleyen annesi, bazen iç geçiriyor bazen burnunu çekip usul usul gözyaşı döküyordu. Handan hanımannesinin buruşmuş ellerini avuçlarına aldı, yanağından öpüp başını omzuna yasladı. İhtiyar kadın tebessümle ona baktı.
“Benim pamuk annem ne hayallere daldın? Bize hiç katılmıyorsun. Sakın üzülme yaşadığın bütün zorlu günlerin, çileyle geçen zamanların hepsi bugün asla hatırlanmamak üzere bitecek.” dedi.
Hamdi Bey, çalan telefonunu açtı, konuştu.
“Evet geldik sayılır az bir yolumuz kaldı. Evde hesabımızı kitabımızı yaparız.”
Telefonu kapatınca “Emlakçı arıyor evin önündeymiş. Hakan da gitmiş bizi bekliyorlar.” diye açıklama yaptı.
“Kabristana da uğrar mıyız?”
Kız kardeşinin sorusu havada kaldı. Bu asık yüz evet mi demekti yoksa bakar mıyız mı demekti bilemedi. Yol boyunca onunla konuşmamaya karar verdi. Stresli hâli hem kendini hem de annesini rahatsız etmişti.
Sessizlik son bulmuş sonunda gelmişlerdi. Hakan hemen arka kapıya yönelip açtı.
“Hoş geldiniz anneciğim! Evi açtım, havalandırdım. Geçelim içeriye.”
Hamdi Bey, kardeşine dönüp “Son havalandığı olsun! Gözüm son kez görsün.” derken annesiyle göz göze geldi. Biraz üzgün ve düşünceli gözüküyordu. Yol boyunca hiç konuşmaması, şimdi de böyle bakması onu endişelendirdi.
Hamdi Bey ve Hakan, annesinin kollarına girip evin bakımsızlıktan dökülmeye başlayan merdiven basamaklarını çıktılar. Yukarı çıktıklarında çocukların kolundan sıyrılıp demire tutundu. Uzak semalara bakar gibi baktı, derin nefes aldı. Alttaki ambarın damıyla bitişik, kenarları çevrili büyük balkona doğru yürüdü. Eskiden buraya minder atıp oturur, el işi yapardı. Yazın tarhanasını, bulgurunu burada kuruturdu. Yıkadığı yünlerini, halı ve kilimlerini buraya sererdi. Havanın çok sıcak olduğu günlerde üç çocuğunu sırayla burada yıkayıverir, çamaşırlarını sıkıp asıverirdi. Her köşesinde çocuklarının ayak izleri vardı. Burası, ona yavrularını ve yitip giden gençliğini ama en çokta kötü anılarını hatırlatıyordu. O zaman ne kadar kuvvetliydi evin en ağır işlerini kendi hallederdi. Bazı geceler sabaha kadar burada oturur, düşünürdü. Günün ilk ışıklarında uyanır hemen dama çıkardı. Bu saatlerde gördüğü ilk manzara yirmi beş yıl hiç değişmedi. Yazın dam ortasında kışın dış kapının önünde…
“Neye daldın gittin ana! Eve hiç uğramayan ayyaş kocanın buralarda sızıp kaldığı günlere mi? Sana bu damda ettiği eziyetlere mi? Yoksa kırılan şişelerden kesilen yerlerimizin kan izlerine mi? Ya da peşine takıp getirdiği kadını ilk gördüğün ana mı?”
“Yeter abi artık sus!” dedi Hakan, annesini tutup içeri götürdü.
Hamdi kapının eşiğinde durdu, yüksek sesle “Bugün bu ev elimizden çıkacak!” dedi. Gidip holde serili divana oturdu. Annesi konuşmadıkça daha da öfkeleniyordu. Hâlbuki en çok o istemeliydi buradan kurtulmayı. Ona haksızlık yapan herkesi affetmiş, yaşadığı tüm olumsuz anıları kabullenmiş gibiydi. Evin satılmasına gerçekten gönlü var mıydı, yok muydu? Yoksa onlar üzülmesin diye mi kabul etmiş gözüküyordu. Bu düşüncelerin hepsi artık çok anlamsızdı. Kardeşlerin kararı kesindi. Yıllardır, geçmişte yaşadıklarından kalan ağır hasarlarla yaşıyorlardı. Bu ev ellerinden gidince yükleri bir nebze hafifleyecekti.
“Abi sorması ayıp amcaya ne oldu?” dedi emlakçı. Hamdi Bey sinirle ona döndü:
“Dumandan boğuldu gitti sevgili karısıyla, oldu mu? Zevzek zevzek sorular sorma! Ne veriyorsun bu eve, onu söyle!”
Emlakçı bu sert çıkışa biraz bozuldu. Çekinerek ederinin altında bir rakam verdi. Kardeşlerin tek amacı evden kurtulmak olduğu için verilen fiyata ses çıkarmadılar. Anlaşılan hepsi teklifi kabul etmişti. Hamdi Bey annesine ve diğerlerine baktı.
“Oldu bu iş, bizlik bir sıkıntı yok. Hayrını gör!” dedi emlakçıyla el sıkıştı.
“Eşyaları ne zaman alırsınız? Hemen çıkarsanız iyi olur, çünkü biz bu evi yıkıp müteahhit arkadaşlarla yerine bir eğlence merkezi yapacağız. Denize yakın bu kasabada, böyle mekânlar çok revaçta tam istediğimiz bir yer bulduk.” dedi ellerini ovuşturdu.
“Ne yaparsanız yapın kardeşim! Biz burayı boşaltırız. Lazım olmayanları atarız ya da yak…” Hamdi Beyin sözü tam bitmemişti ki annesi derin sessizliğini bozdu.
“Dur sen orda bakıyım! Senin anan hâlâ ölmedi. Anlaşılan ne yapacaklarını duyup idrak etmedin. Kendi başına ahkâm kesmeyi babandan mı öğrendin? Eğlence merkeziymiş! Meyhane açacaksın buraya değil mi?”
Emlakçı kadının bu çıkışına anlam veremedi. “Öyle gibi diyelim teyzeciğim.” dedi.
“Bu iş bitti, güle güle oğlum! Bizde sizin kirli işlerinize verecek yer yok! Bu kasabada kimse benim durumuma düşmesin. Biz de arsa verip onlara vesile olalım öyle mi? Sen benim ahiretimi mi yakacaksın? Bir ayağım çukurda zaten… Günaha sokma beni defol!” dedi bastonunu havaya kaldırdı.
Emlakçı şaşkın hâlde Hamdi Bey’e “Sonra konuşuruz abi.” diyerek çıkıp gitti.
“Anacığım bu adamı sevmediysen başka emlakçılara söyleriz, sen canını sıkma.” dedi. “Baksana ne yapacaklarmış buraya! Ben alıcı filan istemiyorum oğul! Bu ev kalsın istiyorum. Derleriz, toplarız güzelce yeniden düzene sokarız. Yaşanan bütün kötü anıları unutmak çok zor olsa da unutalım. Benim için buranın tek değeri sizi bu evde doğurmuş olmam. Önce ölmek isterken siz olunca daha çok yaşama tutundum. Cıvıltılı sesleriniz, gülüşleriniz hep kulaklarımda. Damı yıktıralım. Ev bize kalsın.” dedi. Annelerinin bu sözleriyle çocuklarının yüzleri yumuşadı. Yaşlı kadın, gözlerinden yaşlar akıtarak dama baktı yavrularına kollarını açıp hepsine sıkıca sarıldı.
AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Mayıs 2026