HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
Coşkun Haliloğlu 2
Ahmet Kartal 3
ŞADİKUL HEMRA 4
Aygul S. TÜRİKPENOVA 5
KEMAL BOZOK 6
Kardeş Kalemler 7
Yazar: Ülkü Demiray
Türü: Çocuk Romanı
Resimleyen: Kübra Ceylan
Ötüken Yayınları 2022, 208 sayfa
Halen Türkçe öğretmenliği yapan yazar, Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Türk Halk Edebiyatı Bölümümde yüksek lisans yapmış.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan ressam, halen İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktora çalışmasını sürdürüyor.
Kitaba adını veren “Dayıkan” Türk mitolojisinde çocukları koruyan varlığın adı. Burada ise kanatlı at ve dokuz dallı bir ağaç figürü ile bezenmiş bir ayna. Aynanın küçük çekiç ve örslerden oluşmuş bir de çıngırağı var. Aynanın asılı olduğu tahta beşiğin adı olan “Huzur”, doğumdan ölüme kadar bulmak için çırpındığımız bir kavram ve uzun uykularla hayata hazırlandığımız beşiğin adı.
Aile mirası olan tahta beşik “huzur”, üzerindeki motifler ve ailenin bilinmeyen geçmişinden gelen bir hatırayı taşıdığı anlaşılıyor. Beşiğin ailede bir sonrakine geçen “miras” olması ise metnin örgüsünün ince ince planlandığını gösteriyor.
Romanın asıl kahramanları Ayhan ile Gökhan ikiz kardeşler. Yeni doğan ikiz yeğenleri dolayısıyla Ayhan’ın sevgi paylaşımını kabullenememesi romanın tetikleyici unsuru.
Bu basit bir neden gibi görünmesine rağmen “kıskançlık, sahiplenme ve doyumsuzluk” evrensel bir başka kavramını merkeze alıyor: huzur.
Roman, mitolojimizin ve anlatılarımızın katmanlı bir örgüsü. Ayhan’la Gökhan’ın babası Dumrul usta ve Dumrul pastanesi romanın başında bizi karşılayan ilk durak. Orada sıklıkla kullanılan; “Yiyen ödemez akçe, yemeyen verir kırk akçe!” cümlesi okuyucuyu tarihin tozlu sayfalarında yolculuğa çıkılacağı hissi uyandırıyor. O anda kendinizi, Dede Korkut’tan halk hikâyesinin içinde buluyorsunuz.
Aile, kuşakların çatıştığı bir yapının dışında geleneklerin usul ve erkânla aktarıldığı bir yuva niteliğinde işleniyor.
Kitabın “Sürpriz Haber, Sihirli Beşik Huzur, Kırmızı Pelerinli Kadın, Dayıkan Nerede, Mavi Yeleli Bozkurt, Ötüken’in Sarayı, Kıpçak Bey’le Karşılaşma, Oğuz Kağan’ın Yurdu, Altın yay ve Üç Gümüş Ok, Demirdağ’a Yolculuk, Tulpar, Gökkuş’la Altındağ’da, Huzur Çağı”’ndan oluşan bölüm isimleri bizi bugünden geçmişe, evden Altındağ’a, bilinenden unutulana bir yolculuğun beklediğini gösteriyor.
Ayhan ve Gökhan ana karakterler olmasına karşılık her bölümde yeni karakterlerle mitolojimizin ve destanlar çağının keyifli bir özeti okuru bekliyor. İyiyi temsil eden karakterlerin yanında kötülüğün de bütünleyici bir yapıda işlendiğini görüyoruz. Bay Ülgen, Erlik, Almıs, Umay Ana, Suyla Han, Ak Ana, Od Ana, , Ötüken Ece, Mergen Han, Oğuz Kağan, Uluğ Türk, Kıpçak Bey, Börte Han kişi kadrosu metinde örülen mitoloji ve destan kurgusunun temsilcileri.
Kişilerle sınırlı kalmayan kitapta Tulpar (kanatlı göksel atımız), Semrükbürküt, Gökyele ve iyeler de olağanüstü varlık kadrosundalar. Mekânlar da öyle. Metinde ayrı ayrı isimleri belirtilen Dokuz dağ, Altındağ, Ergenekon, Ötüken Ormanı, Dokuz Kat Gök, Karanlıklar Denizi ve Yerin Altı.
Kahramanlara verilen olağanüstülük ve eşyaların yanı sıra canlı-cansız varlıklarla kurulan ilişki de ilgi çekici bir husus. Bu açıdan bakıldığında metin, zengin ve ilgi çekici alt yapısıyla bir sinema filmi olmaya aday gözüküyor.
Karakterler ve olay örgüsünde yaratılış mitlerinden, kötülüğün ortaya çıkışına ve gök katından sürgününe, yıldızların ve gezegenlerin kozmik dengede insan hayatına etkisinden söz etmeden geçmek olmaz sanırım. Aydınlık ve karanlığın, iyilik ve kötülüğün bir devinim hâlinde çarpışması metnin kurgusuna yedirilmiş.
Küçük bir çocuk ya da mitlerin dünyasında var olan bir olağanüstü kahraman da olsak hepimizin içinde aydınlık ve karanlığın olduğu Ayhan’ın ve Erlik’in yanılgısıyla anlatılıyor. Ayhan ve Gökhan hata da yapan gerçek birer çocuk. Onların erdem timsali olarak sunulmaması aksine kahramanın kendi içindeki canavarları yendikçe olgunlaşıp erdemli olabileceğini işlemesi bakımından alışılagelen çocuk kitaplarından farklı.
Ötüken Ece “Her şey; yerde ve gökte, zaman içinde ve dışında zıddıyla var olur, iyilik kötülük, varlık yokluk gibi. Düzenin karşısında da karmaşa vardır. Karmaşa huzursuzluk demektir. Kimi iyilikten, güzellikten, huzurdan beslenir; kimi de kötülükten, karmaşadan.” sözüyle bu maceranın aslında hepimizin macerası olduğunu özetleyiveriyor.
Kitabın üçüncü bölümünden itibaren gerçek ve düş iç içe geçiyor. Büyülü bir gerçeklik içinde düşsel yolculuk başlıyor. Her doğanla iyi ve kötü mücadelesinin yine yeniden yazıldığı Almıs (al karısı, albastı) ile sembolleştirilmiş. Çözüm de önerilmiş tarihin tekrarlandığı bir sinema da öncekilerin tecrübesi ve kazanımları yolu aydınlatan ışık, bu savaşı kazanmada güçlü birer silahtır.
İlk rehber, Mavi Yeleli Kurt gizemiyle tarihin derinliklerine, Türk Mitoloji kaynakları ve destanlarıyla tanışıklık kendini gösteriyor. Mavi Yeleli Kurt’un/Gök Yele peşine düşen gençler bilinmedik dünyada ne tür macerayla karşılaşacaklarını bilmeden yollarına devam ediyorlar.
Dayıkan, Türklerin öz mirası olan “doğa” değerinin ince ince işlendiği motiflerle süslü. Hayat ağacı, ormanın ruhu Ötüken, her canın bir “iyesi” olduğu ve ihtiyacı kadarını almanın önemine dikkat çekiyor.
Fehmi Dede’yle Uluğ Türk arasında kurulan bağ bilgeliğin aktarılacak en önemli miras olduğunu gösteriyor. Uluğ Türk’ün Oğuz Kağan’a “Taht sonsuza kadar bir kişiye ait değildir. Halkın emanetidir ve sen de bir emanetçisin!” sözü günümüz demokrasi anlayışı ile bütünleşmiş bir ifade
Almıs da düzen ve huzurdan değil, karmaşa ve karanlıktan beslenir. Ancak emir almadan, tek başına hareket etmez. Almıs, Erlik’in savaşçısıdır.
Tarihi günümüze taşımanın yolları olarak postmodern, fantastik, bilim kurgu ve büyülü gerçeklik türünde anlatımlardan yararlanılabildiğini dünya edebiyatında görebiliyoruz. Dayıkan’da bu özelliklerin tamamını görmek mümkün.
Mitolojiyi edebi eserlere taşırken geçmişte ne anlam ifade ettiğini ve hitap ettiği çağ uygun çözümleme yapabilmek önemlidir. Yüzyıllar ötesinden gelen esintilerin zamana uygun metinler halinde sunabilmeği gerektirir. Böylece toplumun kültür kodlarıyla ilişkisini canlı tutmayı sağlar.
Yıllardır kitapçı raflarını Harry Poter, Yüzüklerin Efendisi ve Avatar filmlerine ait kitaplar doldurmaktadır. Buradan da anlaşılıyor ki insanlar modern çağın sıkıntılarından kurtulmak için binlerce yıl öncesinin hayal denizinde rahatlamaya çalışıyor.
İyilerle kötülerin mücadelesi akıcı bir dil ve hiç bir zaman okuyucuya telkin vermeden sizi sona doğru sürükleyen eser finalde, kıskançlığın ve bencilliğin insanı düşürdüğü zor anlar ve paylaşılan sevginin huzur getirmesi, olumlu ve olumsuz duyguları ustalıkla ve dikte etmeden okuyucuya hissettiriyor.
Bu kadar güzel bir eser hakkında eleştiri yapmaz isek nazardan uzak tutamayız. “Çok katmanlı bu eser bir seri kitaba dönüştürülebilir miydi?” diye sormadan edemiyorum. Bu sayede, uzun soluklu bir Türk mitoloji serisi kazanmış olurdu edebiyatımız. Ayrıca, iki küçükle çıkılan keyifli yolculuğun bir solukta bitmiş olmasından yakınanların isteklerine cevap verilmiş olacaktır.
Çizimlerine hayran kaldığım ressamın, tarihin derinliklerinde “cam şişe” ile (108. sayfada) süt ikram edilmesinin de nazarlıklardan olduğunu söylemek durumundayım. Çizerin Türk mitolojisi hakkındaki bilgi birikimi arttıkça gıpta edilecek çok orijinal çizimler çıkacağı kanaatimi belirtmek isterim.
Sonuç olarak, genç neslin geçmişi ile bağa kurması ve yaşadığı çağ ile ilişkilendirmesine vesile olan bu tür eserlere oldukça ihtiyacımız olduğu açıktır. Bu alandaki açık, birçok konuda olduğu gibi yabancı kültürler tarafından kapatılmaktadır. Yazarı, ressamı ve yayıneviyle; özlemini çektiğimiz bir kalitede bir eserle okuyucuları buluşturmalarından dolayı tebrik ediyorum. Seçkin Sanatçılardan seçkin eserlerin çoğalması dileklerimle…