Dede Korkut Kitabının Bursa Yazması Üzerine Sohbet PROF. DR. OSMAN FIKRI SERTKAYA MÜLAKAT: YAKUP ÖMEROĞLU


 01 Ağustos 2023


- Türkoloji’nin yaşayan büyük
âlimlerinden Prof. Dr. Osman
Fikri Sertkaya hocam konuğumuz
olacak. Kendisiyle
Dede Korkut kitabını özellikle
Dede Korkut Kitabının Bursa
Yazması’nı konuşacağız.
Değerli hocam! Geçtiğimiz
günlerde Dede Korkut Kitabı’nın
Bursa Yazması’nın tıpkıbasımı
yayımıyla ilgili olan
bir takdim ve tanıtım toplantısı
Bursa’da yapıldı. Bu kıymetli
eserin, Türk kültürünün
paha biçilmez bu kaynağının
yayın faaliyeti de sizin proje danışmanlığınızda
yürütüldü. Bunu konuşacağız ama ondan
önce Dede Korkut Kitabı Türk kültürü için
Türk edebiyatı için ne anlam taşıyor oradan
başlayalım izin verirseniz.
Korkut Kitabı, Batı Oğuzlarının örf, adet, anane
günlük hayatları, sevmeleri, sevişmeleri,
savaşmaları gibi özelliklerini anlatan temel
bir eserdir. Türkiye’de Türkoloji’nin kurucusu
olan hocamız Ord. Prof. Dr. Mehmet Fuat
Köprülü, Dede Korkut’un değerini vurgulamak
için “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir
gözüne, Dede Korkut Kitabı’nı öbür gözüne
koysanız, yine de Dede Korkut Kitabı ağır basar”
diyerek Dede Korkut Kitabı’nın değerini
vurgulamak istemiştir. Dede Korkut Kitabı’nın
bugün için üçü tam, biri eksikli dört yazması
biliniyor. Ben en eski yazmadan Bursa yazmasına
kadar olan hikâyeyi
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu dört yazmadan en eskisi
Fatih Sultan Mehmed Han’ın
torunu ve II. Bâyezid’in oğlu
olan Alemşah’a sunulan ve
her sahifesinde 13 satır bulunan
harekeli bir yazmadır.
Hikâyet-i Oğuznâme-i Kazan
Beg ve Gayrı başlığını
taşır ve 6 hikâyeden oluşur.
Dede Korkut Kitabı’nın bu
yazması Alemşah’a takriben
1510 yılları civarında sunulmuş
olmalıdır ancak Alemşah’ın
ölümünden sonra yazma önce Kahire’ye
oradan da Kudüs’e, Kudüs’den de satın
alınarak Vatikan’a götürülmüştür. Literatürde
Vatikan yazması adı ile bilinen bu yazma takriben
440 yıl kadar sonra 1950 yılında İtalyan
Türkolog Ettore Rossi tarafından Vatikan Kütüphanesi’nde
bulunmuş ve yine Ettore Rossi
tarafından 1952 yılında İtalyanca çevrisi ve
tıpkıbasımı ile yayımlanmıştır. Vatikan yazmasının
Türkçe çeviri yazısı ise merhum meslektaşımız
Semih Tezcan ile Hendrik Boeschoten
tarafından 2001 yılında yayımlandı.
İkinci Dede Korkut yazması olan ve Dresen’de
bulunan yazma ise ilk bulunan yazmadır. H.
O. Fleischer tarafından 1831’de Dresden Kütüphanesi’nin
kataloğunda 86 numara altında
tavsif edilmiştir. Kitâb-ı Dedem Korkud alâ
Lisân-ı Tâife-i Oğuzân başlıklı Dresden Yaz-ması harekesizdir ve onun da her sahifesinde
13 satır vardır. Dresden Yazması’nın hangi
tarihte yazıldığı bilinmemektedir ancak Bursa
Yazması’ndan daha eski bazı dil özellikleri
gösterdiği için 16 yüzyılda istinsah edildiği
düşünülmektedir. Dresden Yazması Şarkiyatçı
H. Friedrich von Diez tarafından 1815’de,
Theodor Nöldeke tarafından da 1859’da iki
kez istinsah edilmiştir. Yani o zaman fotokopi
olmadığı için yazma Arap harfleriyle kopya
edilmiştir. Nöldeke’nin istinsahı Prof. Barthold
verilmiş Barthold da Dede Korkut Kitabı’ndaki
6 hikâyeyi Rusça olarak yayımlamıştır.
H. Friedrich von Diez’in istihsahı ise Berlin
Devlet Kütüphanesi’ne götürülmüş, Berlin’de
bulunan bu istinsah Ali Emiri Hazretlerinin
tavassutu ile İstanbul’a getirilerek Kilisli Muallim
Rıfat Bilge’ye verilmiştir. Rıfat Bilge de
bu yazmayı 1915 yılında Arap harfleriyle İstanbul’da
yayınlamıştır. Berlin istinsahı ikinci
olarak 1938 yılında Orhan Şaik Gökyay hocamız
tarafından Latin harfleri ile yayınlanmıştır.
1928’de hocam Ahmet Caferoğlu tarafından
resimleri alınan Dresden Yazması ise 1940’lı
yılların sonuna doğru Muharrem Ergin tarafından
doktora ve doçentlik çalışması olarak
hazırlanmış ve 1954’te Ergin’in hazırladığı
metin 1958 ve 1962’de Türk Dil Kurumu tarafından
yayımlanmıştır. Bugüne kadar yapılan
transkripsiyonların en sağlıklısı ve en iyisi
merhum hocamız Muharrem Ergin’in hazırladığı
bu yazmadır. En az yirmi defa başkaları
tarafından kopya edilerek neşredilmiştir.
- Muharrem Ergin hocamızın çalışması aynı
zamanda Dede Korkut Kitabı üzerine yapılan
ilk tez çalışması da zannedersem. Değil mi
hocam?
- Çok doğru. Ben Muharrem Ergin’in kürsüsüne
aldığı ilk asistanıyım. 80’li yılların ortalarında
bir gün beni odasına çağırdı ve “Niçin
sen Dede Korkut hakkında yazmıyorsun?
Göktürk, Uygur, Karahanlı, Çağatay, Kıpçak,
Osmanlı sahalarında birçok yazın var bir tek
Dede Korkut üzerinde yazmadın” deyince
ben de “Hocam o sizin doktora teziniz benim
haddime mi düşmüş hocasının doktora tezi
hakkında fikir beyan etmek.” dedim. “Hayır,
Osman Bundan sonra Dede Korkut Kitabı
üzerinde sen de çalış.” dedi. Bu konuda benim
hazırladığım ilk kitap 2006 yılında yayımladığım
Dede Korkut Kitabı. Dresden Nüshasının
Giriş Bölümü” başlıklı kitabımdır. Ben
Dresden Yazması’nın giriş bölümünün çeviri
yazısını yaptım ve bu çeviri yazıyı 73 açıklama
notu ile birlikte yayınladım.
Bu arada bir olayı daha hatırlatmak isterim. 1985 yılında toplanan V. Milletler Arası
Türkoloji Kongresi’nde Prof. Kemal Karpat,
Sovyetler Birliği’nden gelenlere haksız bir
şekilde sataştı. Sovyetler Birliği’nin Başkanı
da hocamız Tatar asıllı Türk Prof. Edhem Rahim
Tenişev’di. Ben de Türkoloji Kongreleri
Genel Sekreteri’ydim. Onunla ve yardımcısı
Tofik Melikov ile birlikte hocamız Muharrem
Ergin’in odasına gittik. Ben Tenişev hocaya
şöyle bir teklifte bulundum. “Amerikalı, Alman,
Fransız, İngiliz, İtalya’dan gelenler işi
karıştırıyorlar. Sayın hocam bunları aramızdan
çıkartalım. Türkiye ile Sovyetler Birliği -ki
Sovyetler Birliği’nde yirmiden fazla Türk asıllı
halk var- kendi aramızda kendi kitabımızı görüşelim.”
dedim. Bunun üzerine “Biz Bu teklifinizi
büyüklerimize arz edelim.”, buyurdular.
İki yıl sonra 1987’de ben Moskova’ya gittim.
Oradan da Moğolistan’a giderek 5. Milletlerarası
Mongolistler Kongresi’ne katılacaktım.
Tenişev hocam benim teklifimi görüştüklerini
ve cevaplarını Moğolistan dönüşümde
vereceklerini söylediler. Moğolistan dönüşü
Sovyetler Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti
arasındaki kültür anlaşmasının ilgili maddesi
uyarınca her yıl yedi kişilik bir heyeti mübadele
etmekte anlaştık ve 1988 yılının temmuz
ayının 1 ilâ 8. günleri arasında Baku’da, “Kültür
Anıtı Olarak Dede Korkut Kitabı” adlı ilk
sempozyumu gerçekleştirdik. Daha sonra da
her on yılda bir bu sempozyumu yine Bakü’de
gerçekleştirerek her on yılda bir aldığımız
mesafeyi, Azerbaycanlı kardeşlerimizle
Kazak, Kırgız, Özbek meslektaşlarımızla paylaştık.
- Tabii bi hususu da dinleyicilerimize hatırlatmakta
yarar var. Dede Korkut Hikâyeleri, Sovyetler
Birliği’nde uzun süre yasaklanmıştı yani
Bakü’de Dede Korkut’a ilgili uluslararası bir
toplantı yapılmasının o dönemde çok başka
da anlamları olsa gerek hocam.
- Efendim o yasaklanma siyasî bir yasaklanma
değildi. Şöyle ki Dede Korkut metinlerinin
içerisinde Oğuz Türkleri, Gürcü asıllı rakipleriyle,
Ermeni asıllı rakipleriyle, kale beyleriyle
savaşıyorlar. 30’lu yıllarda da Rusya’nın
hâkimi Gürcü asıllı Josef Stalin lakaplı Josif
Visaryonoviç Cuğaşvili’ydi. Azerbaycan âlimleri
“Stalin Dede Korkut’u bilmiyor ama okur Bu toplantıda Dede Korkut Ansiklopedisi’nin
yapılması kararını aldık ve iki ciltlik bir Dede
Korkut Ansiklopedisi’ni Bakü’de hazırladık.
Dede Korkut çalışmaları bu şekilde ilerledi.
- Hocam burada herhalde dinleyicilerimiz de
sormamı bekliyorlardır. İlk nüshanın 1510’da
Alemşah’a sunulduğunu ifade ettiniz. Bu ilk
nüshanın sunuluşu. Ama hikâyeler ne zaman
oluştu? Ne zaman yazıya geçirildi? Yazıya geçirilmeden
önce de sözlü edebiyatta var mıydı?
Hikâyelerin oluşum tarihini nereye kadar
götürmek mümkün? Bu konuda ne dersiniz
hocam?
- Bu hikâyelerin, Dresden ve Bursa Yazması’nda
bulunan12 hikâyenin her birinin tarihlendirmesi
ayrıdır. Şöyle ki: Deli Dumrul
adlı birisi kuru bir çay yatağının üzerine bir
köprü yapıyor. Geçenden 40 geçmeyenden
de döve döve 50 akça alıyor. Deli Dumrul bir
gün bakıyor ki kendi köprüsünün karşısında
bir kısım kişiler feryat-figan ediyor. Gidiyor,
diyor ki “Niçin üzülüyorsunuz.” Yerde de bir
genç yatıyor. Diyorlar ki “Al kanatlı Azrail geldi.
Bu yiğidimizin canını aldı.” Dede Korkut
“Gösterin o Azrail’i bana. Ben kılıç zoruyla
Azrail’den bu yiğidin canını alırım” diyor.
Yani dağdaki Oğuz Azrail’in kim olduğunu
bilmiyor ama şehirli Oğuzlar onu Azrail adıyla
çağırıyor.
Bu hikâyede Kuran’ı Kerim’de Azrail kelimesinin
geçmediğini onun yerine “Melek’ül-Mevt“
yani “Ölüm Meleği“ kelimesinin geçtiğini hatırlayalım.
Samaniler zamanında yani 10. yüzyılın ikinci
yarısında Kuran’ın içindeki bir âyete dayanılarak
çevirisinin satır altında yapılacağına
karar veriliyor. Böylece Ölüm Meleği kelimesinin
altına Azrail yazılıyor. Yani 10. yüzyılın
ikinci yarısında şehirliler Azrail kelimesini biliyor
ama dağdaki Deli Dumrul bilmiyor ama
Deli Dumrul da mutekit bir insan. Sonra Azrail
onun gözüne gözüktüğü zaman Deli Dumrul:
“Sen yüce Tanrı’yla aramızdan çık” diyor.
“Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin.
Nice cahiller seni gökte arar, yerde arar. Sen
hod müminlerin gönlündesin.” diyerek yüce
Tanrı’ya yakarıyor. 11. yüzyıldan itibaren ise
Türk Dünyası’nın tamamı Azrail kelimesini biliyor.
Demek ki Deli Dumrul hikâyesinin teşekkülü
10. yüzyılın ikinci yarısında. Ayrıca Derse
Han’ın hikâyesinde Derse Han’ın 1290 yılında
öldüğünü biliyoruz. Derse Han’ın hikâyesi
13 yüzyılda. Yani Oğuz yaşayışı da ilgili bu
hikâyeler değişik zamanlarda kaleme alınmıştır
ve Türk halkı tarafından da çoğaltılmıştır.
- Evet, çok güzel açıklamalar bunlar. Eminim
dinleyicilerimiz de çok yararlanıyorlar sohbetinizden.
- Şimdi önce Ankara Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’nde
kayıtlı baş ve son tarafından
eksik 22 sahifelik harekesiz yazılan bir yazma
parçasından bahsedeyim.
- Buyurun Hocam.
- Üç ayrı metin ihtiva eden bu yazma parçasının
ilk metni başından ve sonundan eksik
olan bir Oğuzname’dir. Yazmanın 4. ve 15.
sahifeleri arasındaki 12. sahife de ikinci bölüm
Hikâyet-i Korkut Ata başlıklı bir metindir
ve Dede Korkut Kitabı’nın Dresden Yazması’nın
giriş bölümünün bir varyantıdır. Ankara
Yazması’nda Dreden ve Bursa yazmasında
olmayan iki yeni soylama da bulunmaktadır.
Ben Şükrü Haluk Akalın’a Armağan kitabında
bu iki soylamayı transkripsiyonu, çevirisi ve
açıklamaları ile yayımladım.
Bursa Yazması’na gelince Bursa’da antikacılık
ve sahaflık yapan birisi tarafından Muradiye
Kur’an ve Elyazmaları Müzesi’ne 9 adet eski
Kur’an ile birlikte bağışlanan bir yazma vardır.
Daha sonraları Bursa Yazması olarak vasıflandırılan
bu yazma da bir giriş bölümü ile
12 boy ihtiva ediyor. Aynı Dresden’in paraleli
gibi. Başından bir sahife -kapak sahifesi- yırtılarak
kaybolduğu için metin 2a sahifesinden
başlıyor. Pek muhtemeldir ki bu yırtılan sayfa
da bir mühür ve eserin adı bulunuyordu. Bazı
kitapçılar bu mühürlerden yazmanın sahibi
bulunur diye ilk ve son sayfaları yırtıyorlar.
İşte Bursa Yazması’nın tarihi de böyle olmuştur
zannediyorum. Yazmanın son sahifesi de
yırtılarak kaybolduğu için yazmanın herhangi
bir tarih ile ketebe kaydı okunamıyor. Çünkü
yok. Bursa Yazması’nın da her sahifesinde
13 satır bulunuyor. Yazma harekeli olup 119
varaktan yani 238 sahifeden oluşmaktadır.
Bazı başlıklar kırmızı mürekkep ile yazılmış. Satır sonlarına da kırmızı nokta konulmuş.
Bursa Yazması’nın ilk ve son sahifeleri eksik
olduğu için tarih kaydı yoktur, ancak Batı kaynaklı
bir kağıda yazıldığı için kağıdın tahlili
1610-1640 yılları arasında bu kağıdın imal
edildiğini ifade ediyor. Ayrıca Batı kâğıtlarında
filigran bulunuyor. Dolayısıyla bu kâğıdın
filigranı şekil olarak 1635 tarihini veriyor.
Böylece Bursa Yazması’nın 17. yüzyılın ikinci
yarısında veya 18. yüzyılda kaleme alındığını
tahmin edebiliyoruz.
- Harekeli oluşunun avantajları var mı hocam?
Dresden harekesiz, Bursa harekeli…
- Var tabii.
- Buyurunuz hocam.
- Çünkü Dresden’de okunması zor olan bazı
kelimeler Bursa Yazması’nın harekeleri ile
daha açık okunuyor. Ancak Bursa Yazması’nda
satırı yazan müstensih harekeleri sonradan
koyduğu için bazı yerlerde de harekeleri üstün
yerine esre olarak koymuş. Mesela kımız
yazacağı kelimeyi üstünde kamaz diye yazmış.
Bu gibi yanlışlıklar birkaç kelime de var
ama biz bu kelimeleri iyi tanıdığımız için bize
büyük bir kusur gelmiyor. Dresden Yazması
ile Bursa Yazması farklı dil özellikleri göstermektedir
demiştim.
Dresden Yazması’nda toğmak, tolmak, toymak,
turmak gibi fiiller t- ile yazılmış, Bursa
Yazması’nda ise t- yerine d- ile doğmak,
dolmak, doymak, durmak şekillerinde yazılı.
Dresden’de esir anlamına geçer tutsak kelimesi,
Bursa Yazması’nda da dutsak olarak
d- ile geçiyor. Dresden Yazması’nda oh, yoh
korhmak şeklinde hı- sesi ile geçen kelimeler
Bursa Yazması’nda k- sesi ile ok, yok, korkmak
şekillerinde geçiyor. Dreshden Yazması’nda
bakar ıdım, bilmez idüm, tuymaz udım gibi
birleşmemiş şekiller, Bursa Yazması’nda ekleşmiş
olarak bakardı, bilmezdüm, duymazdum
şekillerde görülüyor. Böylece Bursa Yazması’nın
Dresden’den daha geç bir tarihte
istihsah edildiği veya dilinin Anadolu Türkçesine
daha yakın olduğunu görüyoruz. Yani
Bursa yazması 17. yüzyılın ikinci yarısı veya
18. yüzyılda yazılmış olmalıdır. En geç tarihli
olan dördüncü yazmamız odur.
― Sayın Hocam Dede Korkut Kitabı’nın Bursa
yazmasının tıpkıbasımının yayımlanmasında
pek çok kişinin emeği var. Başta Bursa Büyükşehir
Belediye Başkanı Alinur Aktaş Bey’e
buradan teşekkür edelim. Proje koordinatörü
Hüseyin Buran. Minyatürler eklenmiş Yasin
Urhan tarafından. Bu minyatürlerde başarılı
çalışmalar. Bütün emeği geçenlere müteşekkiriz.
Sizin proje danışmanı olarak yer almanız
da yayının sıhhati bakımından ayrıca güven
veriyor Hocam. Bu bakımdan da teşekkür
ediyoruz.
- Efendim bir gün bir telefon geldi. “Sayın
Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya’nın telefonu
mu?” “Evet efendim.” dedim. “Kendisiyle konuşabilir
miyiz?” dedi. “E kızım konuşuyorsun
ya” dedim. “Ben sizi daire başkanıma bağlıyorum
efendim.” dedi. Şimdi kimsin, nesin
nereden telefon ediyorsun, daire başkanının
kim demeden Hüseyin Buran Bey’e bağlanıverdik.
Hüseyin Bey’le konuştuk. “Hocam biz
yeni bir Dede Korkut Kitabı’nın sahibiyiz deyince,
ben de “Ersen Bey’in yazısından öğrendik.” dedim. Hüseyin Buran Bey “Dede
Korkut’u en iyi Muharrem Ergin hocamız yayınlamış,
onu biliyoruz. Siz de onun birinci
asistanısınız ve sizin de üç tane Dede Korkut
kitabınız var. Acaba bizim bizim kitabımızın
proje danışmanlığını lütfedip kabul eder misiniz?”
dediler. “Ama ben metni görmedim
daha.” dedim. “Hocam bu telefon konuşmasından
sonra Elmekinize bakarsanız göreceksiniz.”
dediler. Böylece ben proje danışmanı
oldum. Bazı telkinlerim oldu. Bunların başında
Yasin Urhan hocanın metni minyatürlerle
süslemesidir. Sonra sizi sevindirecek bir şey
daha söyleyeyim. Bu metnin giriş bölümünü
Bursa Yazması esas olmak üzere Vatikan,
Dresden ve Ankara yazmalarıyla karşılaştırıp
metnin edisyon kritiğini yaptım ve bunu Hüseyin
Bey’in yardımcısı Mehmet Esen Bey’e
gönderdim. Gönderirken onları bir başka hediyem
daha oldu. Onu da şimdi anlatacağım
size.
- Buyurunuz Hocam.
- Bursa Yazması 2022’de Türk Dünyası Kültür
Başkenti Bursa 2022 çalışmaları içerisinde
sergilediğinde, sayın Mehmet Yayla yazmada
“Dedem Korkut soylamış” ibaresini okuyarak
yazmanın yeni bir Dede Korkut Kitabı
olduğunu anlıyor. Durumu Kütahya Dumlupınar
Üniversitesi’ndeki arkadaşı Ersen Bey’e
duyuruyor. Ersen Bey yazmanın PDF’sini inceleyerek
metnin Dede Korkut yazması olduğunu
tespit ediyor. Basın yolu ve TRT Avaz ile
hep bunu bilim alemine duyurur.
- Evet TRT Avaz’da Ersen Bey’i konuk eden
sunucu da bendenizdim Hocam.
- Evet, evet biliyorum. Ben dinledim o programı.
Bursa Belediyesi yazmayı temizletmiş,
sahifeleri sıraya koydurmuş ve minyatürlerle
süsleyerek yazmanın çok güzel bir yayımını
hazırlamıştır. Ben bu dört yazmanın giriş bölümünü
karşılaştırdım demiştim ancak buraya
10. yüzyılda Mâni dinine inanan Uygurların
Göktürk harfleriyle yazdığı, Berlin’de bulduğum
iki sayfayı da ekledim. Bu iki sayfada
Türk’ün töresine uyan ve Türk’ün töresine uymayan
kadın tipleri anlatılıyor. Meselâ yablak
tıl sab aytıcı koduzdan yani kötü söz laf
söyleyici (dedikoducu) kadından gibi tolduran
top’u anımsatın ifadeler geçiyor. 10. yüzyılda
Göktürk harfleriyle yazılan bu iki sayfayı
da karşılaştırma yapılması için giriş bölümüne
koydum.
- Evet, şimdi kitap önünde açık ve bu kitabı
ayrıca çok zenginleştiriyor Hocam. Minnettarız.
Bakın. Bazıları anlamıyor ama Türk töresine
uymayan kadın tiplerinin “solduran sop” dedikoduyu çok seven, obayı koşup baştan
aşağıya geçen, tolduran top olduğunu
tahmin ediyorum. Çünkü Göktürk harfleriyle
yazılı olan metinde açıkça bu söyleniyor.
Kalkıp yüzünü yıkamadan obanın bir ucundan
bir ucuna kadar koşup kov kovlayan, din
dinleyen yani dedikodu yapan bir kişi evine
geldiğinde evinin mahvolduğunu, sığırların
girdiğini görüyor. Bu bakımdan da Dede
Korkut’taki kadın tiplemesinin ön sözde yer
alan kısmını 10. yüzyıla kadar geriye gittiğini
düşünüyorum. O yüzden bu iki sahifeyi koydum.
Bazı kişiler metni anlamayabilir ama
ben transliterasyon yaptım, transkripsiyonunu
yaptım, çeviri yazısını koydum. Kelimelerin
açıklamasını koydum. Artık anlamayanın meslekî
bakımdan zayıf olduğunu söylemekten
başka bir sözüm kalmaz.
- Hocam bir de Günbed yazması son yıllarda…
- Ondan önce birkaç cümle daha söylemek
isterim.
- Buyurunuz Hocam.
- Bursa Belediye Başkanı Sayın Alinur Aktaş 7
Temmuz Cuma Günü öğleden sonra Muradiye
Medresesi’nde Dede Korkut Kitabı’nın tanıtma
ve takdim toplantısını yaptı ve yazmanın
PDF’sini bilim âlemine açtı. Bu PDF’nin Bursa
Belediye Başkanı tarafından bilim alemine
serbest bırakılması pek tabii ki Dede Korkut
çalışmalarında çok büyük bir hız sağlayacak.
Türkiye dışındaki Türk Cumhuriyetleri,
yabancı asıllı meslektaşlarımız da bu PDF’yi
bilgisayarlarına indirdiklerinde çalışma imkânı
bulacaklar. Bana göre Kerkük, Tebriz,
Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan,
Özbekistan, Uyguristan, Tataristan,
Rusya, Almanya yani Fransa, İngiltere, Amerika’da
ve diğer ülkelerde Dede Korkut üzerinde
çalışanlar Bursa Belediyesi’nin bu PDF’yi
serbest bırakmasıyla çocuk gibi sevindiklerini
düşünüyorum. Ayrıca Belediye Başkanı’nı
kutlarım çünkü belediyede Bursa Belediyesi
Dede Korkut Kütüphanesi’ni başlattı. Ben de
ona üç kitabımla öncü oldum. İsteğimiz bu
PDF’den faydalanarak makale ve kitap üretenlerin
çalışmalarını Bursa Belediyesi’ne
göndermeleridir. Böylece Bursa Belediyesi
her yıl kendisine gelen çalışmaları Facebook’ta
ve internette duyuracak. Böylece Dede
Korkut araştırmaları ileriye doğru gidecektir.
- Sonuca gelmeden bir soru Hocam. Bursa’daki
bu Dede Korkut Kütüphanesi’ne yalnızca
Bursa Yazması’yla ilgili çalışmalar mı
gönderilecek yoksa…
- Hayır, hayır. Kimin gönlünden hangi çalışması
koparsa kütüphaneye gönderse biz onları
her yıl Türk okuyucusuna paylaşırız. Haberimiz
de olur yani ben diyorum ki Günbed Yazması’na
gelmeden artık Vatikan ve Dresden’e
götürülen yazmalarımız yanında Bursa’da da
bir Dede Korkut kitabımız oldu. Kültür Bakanlığı’mızın
envanterine kayıt olan bu yazma şimdi
bilim adamlarının üzerinde çalışmalarını bekliyor.
Dede Korkut çalışmaları son 4-5 yıl içerisinde
büyük bir hız kazandı. Biz bunu 2022
yılında Kültür Başkenti Bursa’da kutlamıştık.
2023 yılında da Baku’da veya Kültür Başkenti
Şuşa’da kutlamayı düşünüyoruz. Bunun için
Azerbaycanlı kardeşlerimize Bursa Belediyesi
adına da teklifte bulunacağız. Kabul ederlerse
Kasım-Aralık aylarında yahut da daha sonraki
bir tarihte bu yeni Dede Korkut Kitabı’nı, Bursa
Yazması’nı Azerbaycanlı kardeşlerimizle de
paylaşıp sevincimizi ortak olmalarını sağlayacağız
efendim.
- Hocam çok teşekkür ediyoruz. Eminim Azerbaycan’dan
da buna, bu teklifimize müspet
karşılık gelecektir. Onlar da mutlu olmuşlardır.
Süremizin sonuna geldik ben bu yeni
nüshadaki çalışmalarınız ve Dede Korkut
Hikâyeleri hakkındaki diğer bütün çalışmalarınız
ve bütün Türkoloji ilmine, Türklüğe yaptığınız
katkılarınız için tekrar tekrar teşekkür
ediyorum.
- Yakup Bey ben de size böyle bir imkânı tanıdığınız,
beni Türk dinleyicisiyle buluşturduğunuz
için çok çok teşekkür ediyorum. Sağ
olun, var olun efendim.
- Bir teşekkürüm de elbette tekrar Bursa Büyükşehir
Belediye Başkanımız Alinur Aktaş’a.
Proje koordinatörü Hüseyin Buran’a ve resimleyen
Yasin Urhan’a ve tüm emeği geçenlere
tekrar tekrar teşekkür ediyoruz.Sağ olsunlar,
var olsunlar.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 200. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 200. Sayı