HaftanınÇok Okunanları
FATİH SULTAN YILMAZ 1
Ercan Argınbayev 2
Anonim Folklor 3
KEMAL BOZOK 4
NIKA ZHOLDOSHEVA 5
İSMAİL DELİHASAN 6
MEHMET ALİ KALKAN 7
Evvel zaman içinde bir ihtiyar yaşarmış. Yaşı yetmişi aşmış, yüzü çizgilerle dolu bu ihtiyar bir an bile dinlenmeye fırsat bulamıyormuş. O, büyük bir servet sahibi olup çok sayıda; koyun, inek, at, tay gibi hayvanlara sahipmiş.
Bir yıl kış mevsiminde çok şiddetli bir soğuk olup hayvanların yiyebileceği hiçbir şey kalmamış. Bu yüzden yılkıcılar yılkılarını uzak kışlaklara sürüp götürüyormuş.
Günler geçmiş, yılkıların dönüş vakti yaklaşmış lakin onlardan bir işaret yokmuş. İhtiyar, yılkıcıları arayıp bularak yılkılarından bir haber almak için oğlunun yanına en yakın dostunu yoldaş yaparak yola salmış. Delikanlı, yoldaşıyla birlikte yılkıları hayli bir zaman aramış ancak bir iz bulamamış. Babasının yanına eli boş dönmeye gönlü razı olmayan delikanlı, bir ara yüksek bir dağın ardına geçmiş. Orada çayırlar çok ve gürmüş. Bakmış ki; otlakta, sırtında yumurta duracak kadar semiz atlar, taylarıyla beraber dolaşıyor. İşte tam bu çağda ansızın bir kurt peyda olmuş. Kurdun, dişini göstermesiyle sıçrayarak bir tayı alıp kaçması bir olmuş. İhtiyarın oğlu onun peşinden koşarak kurda yetişmiş ve ona vurmak için sopasını kaldırdığı anda kurt delikanlıya bakarak tıpkı bir insan gibi:
-Bana vurma! diye bağırmış.
Delikanlı beklenmeyen bu hadise karşısında şaşkına dönmüş. Kurtsa kendi yoluna devam etmiş. O esnada delikanlının arkadaşı at koşturup gelmiş:
-Kurdu neden vurup indirmedin? diye sormuş.
-O, tıpkı insan gibi dile gelip ona vurmamam için yalvardı, demiş delikanlı.
-Neler söylüyorsun, kurdun insan gibi konuştuğu nerede görülmüş? demiş arkadaşı.
Onlar tekrar kurdun peşine düşmüşler. Atları yorulmuş, arkadaşı hayli geride kalmış. İhtiyarın oğlu ise kurdu yakalamış. Delikanlı kurda vurayım diye sopasını kaldırdığında kurt yine:
-Beni vurup öldürme niyetinden vazgeç. Ben sana güzel, sevimli küçük kız kardeşimi vereyim bu dünyada seni bütün arzularına kavuşturur! diye yalvarmış.
Delikanlı yine şaşa kalmış. Kurt kaçıp gitmiş. Dostu yine gelip:
-Sen neden kurdu vurmadın? Eğer sen kurdu vurmak istemiyorsan attan in, ben bu ata binip ona yetişeyim, diyerek sitem etmeye başlamış.
-Bu kez kurdu kesin vuracağım, demiş delikanlı.
O, kurdun peşine tekrar takılmış. Kovalaya kovalaya bir süre sonra ona yetişmiş. Kurt arkasına dönmüş ve:
-Ey insanoğlu, ardımdan korkmadan yürü. Ben güzel, akıllı kız kardeşimi vereyim, ömrünün sonuna kadar senin hizmetinde olsun, demiş. Delikanlı arkadaşı yetişip gelince ona:
-Sen eve dönüp git, ben başıma gelecekleri görüp tevekkül deryasına kendimi bırakacağım. Anam asla gam çekmesin. Ben dönüp varayım, diye ona olan biteni anlatmış. Delikanlının arkadaşı:
-Hey dostum, sen aklını mı kaçırdın? İnsanoğlunun kurttan kız aldığını nereden gördün? diye şaşırıp kalmış.
-Ben bu işte alnıma yazılanı görmek istiyorum. Babama benim tam bir ay sonra geleceğimi söyle, demiş delikanlı.
Böylece delikanlının arkadaşı geri dönüp gitmiş. Delikanlı kurda katılıp yola revan olmuş. Onlar dağlar, tepeler aşmış, nehirler, ırmaklar geçmiş. Sonunda bir yere varmışlar. Kurt bir tepeyi dolanıp geçmiş ve büyük bir mağaranın içine girmiş. Delikanlı birinci inde kurt yavrularıyla karşılaşmış. Kurt yavruları delikanlıyı görünce öfkeyle saldıracakmış ki sarı kurt onlara dönüp hırlayarak bir şeyler söylemiş. Kurt yavruları hemen susup kendi yerlerine çekilmiş. İkinci inde gök yeleli yaşlı bir erkek kurtla boz renkli yaşlı dişi, dişlerini gösterip yiğidin önünü kesmiş.
-Bu adem sizin kızınıza layık, bizi kıştan sağ salim çıkaran işte bu yiğidin atlarıydı, diye onu tanıştırmış sarı kurt.
Yaşlı kurtlar ses etmeden geri dönmüşler. Sarı kurt delikanlıyı yanına alarak üçüncü ine girmiş. Burada her türlü yiyecek içecek hazır duruyormuş. Sarı kurt:
-Haydi, buyurun karnınız acıkmıştır, bunlardan dilediğiniz kadar yiyin, demiş delikanlıya. Gece vakti beraberinde güzel, beyaz bir dişi kurtla gelmiş ve delikanlıya bakıp:
-İşte sana layık olan, demiş ve çıkıp gitmiş. Beyaz kurt derhal üstündeki kurt derisini çıkarıp atmış. Ona ay dense ağzı var, güneş dense gözü var, o kadar güzel bir kıza dönüşmüş ve delikanlıya tebessümle bakıyormuş ki. Bugünden itibaren kurt kız her gün delikanlının yanına gelerek derisini çıkarıp atıyor ve güzel bir kıza dönüşüyormuş. İkisi eğleniyor, muhabbetin lezzetini tadıyormuş. Sabah kız tekrar kurda dönüşüp, kurtlarla birlikte gidiyormuş. Bu şekilde bir ay anlamadan geçip gitmiş. Delikanlının evine dönme vakti gelmiş. Anne kurt; delikanlı ile kurt kızı uğurlarken delikanlıya küçük bir bileyi taşı vermiş ve:
-Bu bileyi taşını yanından ayırma. Başına gün düşse bunu yere at, çiğneyip dileğini bildirdiğinde istediğin şey hazır olur, demiş ve yine:
-Eşinin kurt derisini kırk gün geçmeden atma, yoksa çok zahmet çekersin, diye uyarmış.
Delikanlı beyaz kurdu yanına alıp yola revan olmuş. Onlar gece yarısı konaklayacak bir yere varmışlar. O, sözü edilen bileyi taşını yere atıp çiğnediğinde önlerinde bir ak ev peyda olmuş, içine girdiklerinde türlü türlü yemekler hazır duruyormuş. Onlar yemeklerden doyasıya yiyip sağlam bir uyku çektikten sonra sabah tekrar yola koyulmuşlar.
Delikanlı evine varıp geldikten sonra yanında getirdiği beyaz kurdu kapının önüne bağlamış ve kendisi eve girmiş. Onun eş alıp geleceğini duyan anne babası:
-Gelin nerede? diye sormuşlar.
-İşte kapının önünde duruyor, demiş delikanlı.
Mahalledeki büyük küçük, genç yaşlı herkes “gelini görelim” diye gelmiş. Onlar kapının önüne gelip bağlı duran beyaz kurdu görünce ne diyeceklerini bilemeden geri dönmüşler. Beyaz kurt gündüzleri kapının önünde yatıyor, ışıkların yanmasıyla birlikte kurt derisinden sıyrılıp her zamankinin aksine güzel bir kıza dönüşüyor, tebessümle delikanlıya bakıp naz yapıyormuş. Onlar birbirini özlemle bekleyip kavuşunca sarmaşık gibi sarılıyorlarmış.
Delikanlı, vaktinin çoğunu eşiyle geçirip, sokağa azdan az çıkar olmuş. Mahalledekiler onu alaya alıp:
-Bunun kurtla evlendiğini duymadınız mı, kurt denilen vahşidir, bu yüzden kendisi de yabanileşmiş, diye gülüyormuş. Bazıları:
-Hey kurdun eşi, diye sesleniyor, başkaları ise:
-Yolun açık olsun kurt yiğit! diyorlarmış.
İnsanların bu tür alaycı sözlerini duydukça delikanlı öfkeyle doluyormuş. Bu sebeple o, ayağını sokaktan tamamen kesmiş. Sonunda onun dayanacak gücü kalmamış, bu yüzden otuz yedinci günün gecesi, eşi uyurken deriyi ateşe atıp yakmış. Burnuna deri kokusu gelen kurt kız korkuyla yerinden sıçramış. Durumu anlayıp dövünmeye başlamış ve:
-Vah, yazık, yanlış yaptınız, üç gün daha dayanamaz mıydınız? Annemin söylediği sözü unuttunuz mu? demiş.
Ertesi gün sabah delikanlı ile gelin kırlara çıkmışlar. Böyle peri gibi güzel gelini gören insanların şaşkınlıktan ağzı açık kalmış.
Delikanlının babası bu durumdan memnun kalıp hısım akrabasını davet ederek yedi gün yedi gece düğün yapmış.
“İhtiyarın oğlu çok güzel bir kızla evlenmiş” sözü bütün şehre ulaşmış, bu sözler sonunda padişah tarafından da duyulmuş. Genç kadının şanını duyan padişah kendini tutamayarak nökerlerini arkasına alıp ihtiyarın evine doğru yürümüş.
Evde gelinden başka kimse yokmuş. Kapının sertçe çalınmasından bir felaket yaşanacağını sezen genç gelin kapının önüne çıkmış. Şah onu görür görmez yüreğine aşk ateşi düşmüş. Kalbi yerinden çıkacak gibi vurup başı dönmüş. Yıkılıp düşmesi an meselesiymiş. Şahın halini anlayan gelin:
-Benim gibi basit bir kadından neden korkuyorsunuz? diye gülmüş.
Şah tek bir kelime söz edememiş ve derhal arkasına dönüp sarayına gitmiş. Fakat o günden sonra bu güzelden başka hiçbir şeyi düşünmüyor, kız, gözünün önünden bir an olsun gitmiyor ve başka hiçbir işe eli varmıyormuş. Sonunda ihtiyarın gelinini elde etmeye gönlü karar kılmış. O, hilekâr bir cadıyı bulup ona maksadını söylemiş.
-O kadını elde edebilmek için ihtiyarın oğlunu gözden kaybetmek gerek. Söylenenlere bakılırsa büyük babanızın büyük babası, vaktinde bazı sebepler sonucu at başı gibi altını denize düşürmüş. Siz, o delikanlıyı bu altını bulup gelmesi için görevlendirin. Delikanlı onu bulmaya gidecek, sonunda da geri dönemeyecek, demiş cadı.
Ertesi gün şah, delikanlıyı çağırtıp at başı gibi altını denizin dibinden çıkarıp getirmesi için buyruk vermiş. Delikanlı kafası karışık bir halde eve gelmiş ve şahın verdiği bu zor görev hakkında eşiyle konuşmuş.
-Tasalanmayın, demiş kurt kız eşini teselli ederek, bunun bir çaresi var, şahtan üç günlük mühlet isteyin, Allah izin verirse bütün işler kolayca hallolur.
Kız kocasına pazardan her türlü ipek ve altın ipler aldırıp işleme yapmaya başlamış. O bir gece ve gündüz o kadar güzel, parlak bir çiçek işlemiş ki, hatta gece vakti evin içini aydınlatıyormuş. O, bu çiçeği eşine verip şöyle demiş:
-İşte bu çiçeği ağa bağlayıp denize atın. Buna sıradan balık gelmez, çünkü bu çiçeğin kıymetini bilmez. Fakat balıkların padişahı gelir. Şah balık çiçeği ısırır ısırmaz onu kenara çıkar. Siz ondan şahın büyük babasının düşürdüğü altını çıkarıp getirmesini isteyin. O, balıkların şahı da olsa onun sözüne güvenmeyin, rehin olarak onun yüzgecinden biraz koparıp ön cebinize koyun, demiş.
Delikanlı deniz kenarına varmış ve bahsi edilen çiçeği ağa takıp denize atarak beklemeye başlamış. Şah balık uzun süre gelmemiş. Bir ara deniz ve gökyüzü aydınlanmış, köpük saçarak dalgalanmaya başlamış. Bakmış ki bir balık çiçeğe yaklaşmış ve çiçeği ısırayım derken ağa takılmış. Delikanlı ağı çekip bahsedilen balığı kıyıya çıkarmış. Bu balık kızın söylediği balık şahmış. Balık şah:
-Ben sana ömrün boyunca yetip artacak bir servet vereyim, isteklerine kavuşturayım beni serbest bırak! diye yalvarmış.
-Eğer sen denizin dibinden at başı gibi altını çıkarıp getirirsen, bırakırım, yoksa asla bırakmam, demiş delikanlı.
Balık padişahı altının nerede olduğunu öğrenebilmek için süre istemiş. Delikanlı balığın yüzgecinden bir parça koparmış, sonra denize bırakmış.
Balık padişahı denizin dibine dalıp bütün balıkları toplamış. O, denizin altında at başı gibi bir parça altın olduğunu ve onun nerede olduğunu, bunu bilen olup olmadığını sormuş, ancak hiçbir balık bunu bilmiyormuş.
-Bütün balıklar geldi mi? diye sormuş balık padişahı.
-Yalnız beş yüz yaşındaki ihtiyar balık gelmedi, demiş hizmetkâr balık. Balık şah onu da çağırmaları için buyruk vermiş.
Hizmetçi balık bahsedilen ihtiyar balığın önüne varıp:
-Şah seni çağırıyor, demiş. İhtiyar balıksa onun sözünü dikkate almamış. Bunun üzerine balık padişahının askerleri ihtiyar balığı yakalayıp zorla götürmüş. Bu sırada şah aradığı at başı gibi altını görmüş. İhtiyar balık işte bu altının üzerine yattığı için bu altının tılsımıyla beş yüz yıldır yaşıyormuş.
Görevli balıklar altını alır almaz ihtiyar balık canını teslim etmiş.
Balık şah verdiği söz gereği altını delikanlıya götürüp vermiş. Delikanlı da onun yüzgecini geri vermiş. Balık şah delikanlıyla vedalaşıp gözden kaybolmuş.
Delikanlı altını alıp padişahın huzuruna varmış. Delikanlı dönüp geldikten sonra padişah, söz edilen cadıyı tekrar çağırtıp ona:
Delikanlı altını buldu. Sen, o orada ölüp gider dememiş miydin? Beni aptal durumuna düşürdüğün için cezanı çekeceksin! diye azarlamış.
-Kudretli padişahım, beni bağışlayın, diye ağlamış cadı. Yeni bir fikrim var, dinleyin lütfen. Atalarınızın bir yılkı sürüsü kaybolmuştu, şimdiye kadar hiç kimse bu yılkının nerede olduğunu öğrenemedi. Bu delikanlıyı o yılkıyı bulup gelmesi için görevlendirin. O, yılkıyı bulsa bile buraya getiremez çünkü onlar yabanileşmiştir.
Şah, delikanlıyı hemen o gün çağırtıp kayıp yılkıyı bulmakla görevlendirmiş. Delikanlı eve gelip şahın yeni emrini eşine söylemiş. Delikanlının eşi ona şöyle söylemiş:
-Bu asayı alıp, “Bismillah” diyerek yola çıkın. Gündoğusuna dönüp “Yâ Şâh-ı Merdan!” diye dua ederseniz bu asa sizi alıp yılkının olduğu yere götürür. O yılkının arasında bir ceren aygırı var, siz ona tek sıçrayışta binin ve onun yelesinden tutarak asa ile dokunun, asla gözüne dokunmayın. Aygır nihayet size itaat eder. Bundan sonra onu koşturup doğruca şahın sarayına gidin. Diğer hayvanlar da sizin peşinizden gelecekler.
Delikanlı eşinin söyledikleri doğrultusunda işlerini tamamlamış, yılkıyı şahın sarayına getirmiş. Yabanileşen atlar şahın sarayını gürültüye boğup, tozu dumana katmış. Şah ne yapacağını bilememiş. Sonunda o, bu atların geldiği yere götürülmesini emretmiş. O, aşırı derecede öfkelenip cadıya ceza vermek istemiş. Cadı, şahın önünde diz kırıp oturarak yalvarmış:
-Şahım, merhamet edin, delikanlıya yine bir görev verin, eğer o, bu vazifeyi de yerine getirirse her cezaya razıyım.
Şah kabul etmiş. Cadı ona:
-Babanız vefat edip yedisinde yemek verilirken bir kara koç kesilmişti. Siz delikanlıya işte bu kara koçu bulup gelmesini emredin, demiş. Şah delikanlıyı çağırtmış ve babasının yedi yemeğinde kesilen kara koçu bulup gelmesini emretmiş. Delikanlı bu lafı duyunca derin bir kaygıya kapılmış. Evine varıp eşine:
-Şimdi işim bitti. Padişah babasının yedisinde kesilip çoktan yenilip tüketilen kara koçu bulup gelmemi buyurdu, demiş.
-Eğer siz annemin lafını dinleyip üç gün daha sabrederek kurt derimi yakmasaydınız başımıza bunca felaket gelmeyecekti. Artık size yardım etmek elimden gelmez. Annemin yanına gidip onun fikrini sorun, sonra da onun dediği gibi hareket edin, demiş eşi.
Delikanlı, şahın huzuruna varıp üç ay mühlet istemiş. Şah kabul etmiş ve üç ay daha ekleyerek altı ay mühlet vermiş. Delikanlı ertesi günü sabah herkesle vedalaşıp yola çıkmadan önce eşi ona:
-Siz oraya gidip gelene kadar şah beni rahat bırakmaz, bu yüzden siz bileyi taşını yere atıp dileğinizi söyleyin, demir bir ev peyda olsun, beni o demir evin alt katına saklayın, siz de gönül rahatlığıyla gidin, demiş.
Delikanlı bileyi taşını yere atıp bir iki defa çiğnemiş, büyük bir demir ev peyda olmuş. Delikanlı o evin alt katına eşini saklamış, sonra kendisi yola revan olmuş.
Delikanlı yola çıkıp uzun bir süre yürüyerek kurtların yanına varmış ve yaşlı kurda meseleyi anlatmış. Yaşlı kurt bu sözleri duyunca:
-Eğer sen sözümü dinleyip kırk gün sabretmiş olsan bu işler başına gelmezdi. Sen şimdi padişahın babasının gömüldüğü mezara varıp onun mezarını aç. Sonra onun kemiklerini toplayıp beşiğe koyup hızlıca salla, demiş.
Delikanlı mezarlığa varıp kabri bulmuş. O mezarı açıp bütün kemikleri toplayıp beşiğe koyarak sallamaya başlamış. Bu esnada şahın babasının ruhu çok kısık bir sesle inleyerek:
-Beni neden rahat bırakmıyorsun? Ne istiyorsun? demiş.
-Senin oğlun beni rahat bırakmıyor beni böyle yapmaya zorluyor, demiş delikanlı.
-Oğlum ne istiyormuş? Diye sormuş şahın babasının ruhu.
-Senin yedi yemeğinde kara bir koç kesilmiş, oğlun o koçu senden alıp gelmemi buyurdu, demiş delikanlı.
-Bu nasıl söz, benim için bir koçu çok mu görüyor? demiş ruh öfkeyle ve mezardan koçu fırlatıp atmış. Delikanlı bakmış ki onun bir budu yok.
-Bir budu yok derse oğluna ne diyeyim? demiş delikanlı.
-Benim cimri oğlum yemeğimde bu koçu böyle üç ayaklı verdi. Bir budu oğlum eşiyle birlikte yedi. Kaybol şimdi, bırak yatayım, demiş ruh.
Delikanlı evine dönüp gelmiş. Bakmış ki şah demir evin üst katını yıktırmış, alt katına yaklaşmış.
Delikanlı kara koçla bu hadisenin üstüne gelmiş ve babasının sözlerini şaha iletmiş. Bunun üzerine şah çok utanmış ve delikanlının huzurlu, sakin yaşamasına izin vermiş.
Delikanlı eşi ve anne- babasıyla birlikte ömrünün sonuna kadar mutlu bir yaşam sürmüş.