HaftanınÇok Okunanları
Coşkun Haliloğlu 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
HUDAYBERDİ HALLI 4
Yıldız Ormanova 5
Ahmet Kartal 6
KEMAL BOZOK 7
Tıpkı televizyonda kutlu haberi veren spiker gibi bende viraneye dönmüş doğduğum şehirde tanıdık izler ararken gözyaşlarıma hâkim olamıyordum.
Bir yandan sevinçten içim içime sığmıyor diğer yandan bu günleri göremeyen annemi düşündükçe içim kan ağlıyordu... Ne buruk bir kavuşmaydı bu…
Böyle olmamalıydı…
Acı dolu yıllardan sonra bugünkü sevincimi paylaşacak kimsem kalmamıştı. Ya kaldıysa umudu ile etrafa bakınıyordum, ya kaldıysa…
28 yıl önce Ermeni askerlerinin işgal ettiği topraklarımızdan can havli ile apar topar kaçtığımız Kafkasların incisi Suşa’ya hasret kapatmıştı gözlerini anacığım.
Babam da aynen dayım gibi cephede şehit düşmüştü.
Anam, zorunlu techir edildiğimiz Gence’de tek başına çalışıp bin bir zorlukla büyütmüş, okutmuştu beni. Birbirimize can yoldaşı olmuş, yarenlik yapmıştık.
Üniversite’de tanıştığım Mustafa ile evlenip kucağına iki torun verdiğimden beri gerçekleşmesini beklediği tek düşü kalmıştı anacığımın; Suşa’ya geri dönmek…
Ermeni zulmünden kurtulamayan ailesinin mezarları yoktu ama ruhları oradaydı. Yaşlandıkça toprağına, kaybettiği canlarına artan özlemini namaz sonrası ettiği dualar boyunca döktüğü göz yaşlarından biliyordum.
Onun hayallerinde yaşattığı Suşa yoktu artık. Ermeniler harabe bir şehir bırakmıştı bize.
- Anne evinizi bulabilecek misin? diye merakla sordu Gökçe.
- Tabi kızım buralardan kaçarken bende senin yaşlarındaydım, her yer çok değişmiş ama bulacağım, göreceksin!
Ablası gibi konuşkan olmayan küçüğüm, Oğuzhan bana destek olmak ister gibi kafasını omuzuma yaslayarak sıkı sıkı elimi tuttu.
Arabayı kullanan eşime yolu tarif ediyordum ama kendim de hangi yolun bizi baba evime götürecek doğru yol olduğundan emin değildim.
Gözlerim pazar yerinin kurulduğu büyük meydanı arıyordu. Orayı bulursam sonrası kolaydı; evimizi de bulabilirdim.
Yaklaştıkça kalbim yerinden fırlayacak gibi küt küt atıyordu.
Binalar yanmış, yıkılmış olsa da yollar aynı çocukluğumdan hatırladığım, ilk okula giderken arkadaşlarımla her gün güle oynaya geçtiğim yollardı.
Kafamda buzlu bir camın arkasından seyreder gibi canlandırdığım evimizin karşısındaki köprüyü görünce gözlerimden boşalan yaşları tutamadım.
Gelmiştim işte! Çocukluğuma dönmüştüm. Küçük Adalet olmuştum birden.
- Arabayı durdur, inicem geldik! diye bağırdım eşime.
Hıçkırarak ağlarken adeta çocukluğuma doğru koşuyordum!
Sanki aradan 28 yıl geçmemişti. Sanki bu zalim savaş hiç olmamıştı. Sanki aileler dağılmamış yiğitler, bebeler ölmemiş, genç kızlar tecavüze uğramamış, biz evimizi hiç terk etmemiştik...
Derken... Evimizin yerinde gri beton ve taşlardan ibaret moloz yığınını gördüm!
Evimizin bir harabesi bile yoktu…
Babamın annem için yetiştirdiği rengârenk güllerimiz, meyve ağaçlarımız yoktu. Bahçemiz, bahçe duvarımız yoktu. Canlarımızı, hayatlarımızı çaldıkları gibi her şeyimizi çalmışlar yok etmişlerdi.
(Avrasya Akademi Çevrim İçi Kuray Yazarlar Atölyesi Aralık 2020)