Dönüş


 01 Nisan 2024

Hayatım boyunca hep duygularımı, düşüncelerimi anlatabilme zorluğu yaşadım. İçimde fırtınalar kopsa bile; bağıra bağıra haykırıp, sesimi duyurmak istediğimde bile hep sustum. Çoğu zaman susarak belki bazı şeylerin önüne geçebileceğimi; ailemi, çocuklarımı koruyabileceğimi sandım. Suskunluğum, içimde dağ olup yükselirken boğazımda düğümlenmeler de çoğaldı. Aynı zamanda içten içe kendi kendimi bitirdiğimi anladığımda ise, su her zamanki bendini aşıp yolunu değiştirmişti. Bu durumun bana hiçbir faydası olmadığı gibi kendime olan güvenim de sarsılmıştı.

Annemi kaybettiğim dönemde yuvam yıkılmış, üç çocuğumla enkaz altında kalmıştım. Ne tarafa dönsem bir tarafım acıyordu. Herkesin söylediği “Ölenle ölünmüyor!” sözü bana yalan geliyordu. Aslında ölenle ölünüyor ama sadece toprağa girilmiyordu. Ben annemin acısıyla içten içe her gün ölürken, bir taraftan da enkazın altından yavrularımı kurtarmaya çalışıyordum. Hepimiz için uzun ve zor geçen bir süreçti. Birbirimize destek olup, içimizde kanayan derin yaraları sararak tekrar doğrulmaya çalışıyorduk. Suskunluğum arasında zaman zaman kendimi yalnız ve çaresiz hissetsem de onlar için başarmalıydım.

Bütün günüm iş yerinde geçiyordu. Akşam el ayak çekildiğinde sevdiğim kitaplarıma, şiirlerime dönüyordum. O vakit, gündüz ile hayat mücadelem biter gece ile başlardı. Bir güne daha çok şey sığdırabilmek için uykuyu değil, susarak uykusuzluğu seçiyordum. 

Bir gün bir arkadaşım bana Avrupa’da başlatılacak yazarlık kursundan bahsetti. Heyecanlanmıştım ama inanamadığımdan “Yalandır, sahtekârlardır onlar.” dedim. Arkadaşım, Avrasya Kuray Yazarlık Atölyesi’nden Aşkın Kuray Bey’in bölgemizde olduğunu, istersek görüşebileceğimizi söyledi. Kabul ettim. Görüşmemizin ardından hemen yazarlık kursuna katıldım. Değişik ülkelerden yeni arkadaşlar ve bilgilerini bize aktaran değerli hocalarımızı tanıdım. Yazdığımız hikayelerin okunacağı atölye gününü “Acaba hocamız hikayemi nasıl bulacak, çok eleştirecek mi?” diye iple çekerdim. Çünkü herkes yazdığı hikayesini kendi okumak zorundaydı. Birçok hikayemde yazarken ağladığım gibi, okuduğumda (genelde ağladığım için ne kadar utansam da) kendimi tutamaz, yine ağlardım. Hatta benimle beraber duygusallaşan arkadaşlarımdan da ağlayan olurdu. Yazarlık atölyesindeki hocamız Osman Çeviksoy, “Yazar duygularını okuyana geçirebilmeli.” dediği zamanlar içten içe mutlu oluyor, ağladığım ve benimle beraber ağlayanları gördüğümde teselli bile buluyordum. 

Kursa devam ettiğim dönemde babacığım ağır bir hastalığa yakalandı. Maalesef tüm çabalarımıza rağmen onu da anneciğim gibi ameliyat sonrası kaybettik. Onun acısını da yaşayamadan içime gömmek zorunda kaldım. Yine susmak zorundaydım. Çünkü çocuklarım da babalarını kaybetmişti.

Avrasya Yazarlar Birliği atölye çalışmaları bu dönemde sanki benim kurtarıcım olmuştu. Evet, yazdığım her hikâyede yine ağlıyordum ama sustuklarımı açığa çıkarabildiğim için bana terapi gibi geliyordu. 

Yazdığım zaman acılarım, üzüntülerim kısa bir süre için de olsa boğazımı sıkmıyordu. Sessiz çığlıklarım, sonunda akarsu gibi yolunu bulmuş, sıkışan yüreğimde canlanıp yeşermişti.

Yazmakla, kaybettiğim güvenimi tekrar geri kazanmıştım. Artık dallarımda şen şakrak kuş sesleri duymaya ve kendimi bulmaya hazırdım. Çünkü yazmak, benim için kendini bulmak demekti.

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı