Dükkân


 01 Şubat 2021


Turşu pancarı evimizde piştiği gün kuru ekmeğe bile iştahla bakardım. Tercih hakkım olsa onu seçerdim. Ancak annem ne hikmetse çok severdi bu yemeği ve hamile bir kadının aş erdiği yemeği yercesine yer, neşeyle gezerdi o gün. Çocukken annemi o yemeği yaptığı dönemlerde hamile sayardım. Zaten iki yılda bir yeni bir bebek ortalıkta gezerdi. Annemin turşu pancarı yapmasını sadece o kekremsi ekşiliğinden dolayı değil, günbegün soframızdaki yiyeceklere yeni ortaklar çıkmasından ötürü de sevmezdim. “Anne bu bebekler geldikçe aç kalıyorum, görmüyor musun?” demek isterdim. Diyebilir miydim? Desem de bunca şamatanın, kargaşanın ortasında beni duyabilir miydi? Bilmiyorum.

Babam ayakkabı tamircisiydi. Küçücük bir dükkânı vardı. Bazen ona öğle yemeğini götürür, biraz da suskun, odaklanmış gözlerle elindeki ayakkabıları özenle dikmesini, yapıştırmasını, eklediği uzun parçaları kesmesini nihayetinde boyayıp cilaladığı ayakkabıyı rafa koyarken cilada parlayan ışıltıya tebessümünü izlerdim. 

Ayakkabı derisinin, boyaların, yapıştırıcının ve cilanın kokuları birbirine karışır, kapıdan ilk girişte burnumu sızlatarak içime dağılan bu koku tabureye oturduktan sonra hafifler, sonra sonra hissedilmezdi. Ta ki boş sefer tasını alıp sokağa çıkıncaya dek. 

Babamı, yaptığı işi, dükkânını, küçük, eski ahşap tabureye oturup başka bir dünyaya dalarcasına izlerdim. Soğuk günlerde teneke sobasında odunların çıtırtısı neşeli ve gürdü. Üzerindeki isli çaydanlıktan buharı yayılan bir bardak çay verirdi. Babamın tebessümle uzattığı çay mı yoksa sobanın sıcaklığı mı içimi daha çok ısıtırdı bilmiyorum. 

Kışın yağmurlu, soğuk günlerinde daha çok botlar, çizmeler, uzun bilekli ayakkabılar müşterilerin elinde bir çantayla babama uzatılır; sorun neyse babama onu söyleyip giderlerdi. Kışı severdim. Babamın işi çok olurdu, eve sık sık elinde meyve paketleriyle gelirdi. Ona kapıyı açan hep ben olduğumdan paketi de bana gururla verirdi.

Dördüncü kardeşim olunca bazı şeyler değişmeye başladı. Babamın elindeki meyve paketleri azaldı. Artık haftada bir alır oldu. Annem kahvaltıda çayımıza attığımız şekeri bile sınırladı, iki çay kaşığı şekeri geçemezdik. Öğlen yemeğini götürdüğümde babamın gözlerindeki ışığı göremez olmuştum. Yine durmaksızın çalışan elleri eskisi gibiydi. Ama dudakları sımsıkı kapalı, hareketsiz, sessiz, tebessümsüzdü. Bir gün babam eve çok üzgün döndü. Yemeğini çok isteksiz yedi.

Yer sofrasını evin büyük kızı olarak ben topladım. Beş yaşındaki kardeşim de ufak tefek şeyleri mutfağa taşıdı. Kulağım, gözüm hep babamdaydı. Onu izliyordum, düşmüş omuzlarında, yere dönük gözlerinde, arada nereye koyacağını bilemediği ellerinde bir hal vardı.

“Dükkânı kapatıyorum. ”dedi.

“Ne demek dükkânı kapatıyorum!” diyen annem kucağındaki kardeşimi yere bıraktı. Divana babamın yanına oturdu. Saçlarımı çekiştiren üç numaralı kardeşimi elimle ittim. Yere düşünce ağlamaya başladı.

“Kızım iki dakika şunlara vurmadan duramaz mısın?” diye bağırdı annem.

“O da saçımı çekmesin. ”dedim. 

Annem beni duymuyordu, babama döndü tekrar: “Söylesene dükkâna ne oldu?”.

Ödeyemiyorum, hem evin hem de dükkânın kirasına yetişemiyorum. Kaç aydır birikti kira, bu hafta hepsini ödemezsem eşyalarımı dışarı atacakmış.”

“Ne yapacaksın?”

“Ayakkabı boyarım, tamir işlerini de evde yaparım. Biraz toparlanınca tekrar bir dükkân açarım. ”dedi.

Sesinde kardeşimin annemden şeker isterken ki hevesi, ümidi duydum. Onun gibi gözlerini anneme dikmişti.

“Açarsın, biraz toparlanalım. Çocuklar da büyür. ”diyen annemin sesinde aynı ümit yoktu; bu seste mahallemizin aşağısından akan, yaza doğru suyu azalan derenin durgunluğu vardı.

Babam dükkânı bir hafta sonra kapattı. Boya sandığıyla her sabah mahallemizden uzaklara gidiyor, akşamları omuzları daha düşerek eve dönüyordu.

Kardeşlerim ve ben büyüyorduk. Babamın dükkânında sobasının başında pür dikkat işine dalan, bana çay uzatırken yanaklarına doğru çekilen dudaklarını bir daha göremedim. Belli ki biraz daha büyümeliydik. Sonra bir kardeşim daha oldu.

(AYB Online Hikâye Atölyesi- 2.1.2021 )

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 170. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 170. Sayı