Emanet


 01 Mayıs 2010

Yolcular, Ankara’dan Bursa’ya gidecek otobüsün hareket etmesini bekliyorlardı. Bu arada başmuavin Kenan, yolcuları saymaya koyulmuştu. Uzun boyu, ona yolcuları yerinde durarak saymasına imkan veriyordu. Hafif uzun saçlarını bir baş hareketiyle geriye doğru savurdu, elindeki kâğıda bir şeyler karaladı ve kardeşi gibi sevdiği diğer muavin Turgut’a baktı. Elini kaldırdı, ‘Tamamdır!’ anlamında ona bir işaret yaptı. Turgut da şoföre:
"Hareket edebiliriz! (sonra başını deftere doğru eğerek) “İlerde bir yolcumuz var, onu aldıktan sonra yolumuza kesintisiz devam edebileceğiz,” diye şoföre bilgi verdi. Otobüs tıslayarak terminali ağır ağır terk ediyordu. Üç beş dakika sonra otobüs durdu, içeriye 30-35 yaşlarında, saçlarının bazı bölgelerine ak düşmüş bir kadın bindi. İki numaralı koltuk bu kadına aitti. Zaten otobüsün topu topu iki kadın yolcusu vardı. Turgut, yeni gelen kadına dönerek:
“Abla bagajın var mı?” 

Kadın fısıldar gibi konuşarak:

“Yok, dedi. Elinde küçük bir kutu vardı, kutuyu yanına alacaktı anlaşılan.” Turgut, sorun olmayacağını düşündü, sesini çıkarmadı. Bu yolcuyla beraber, şimdi yolcuların hepsi tamamdı. Kadın yerine yerleşti. Otobüs aynı tıs sesleriyle ilerledi. Biraz sonra bu tıs sesi kesilmiş, yerini kulaklarda hafif bir uğultuya bırakmıştı. Bir bayan yolcunun sesi yüksek ve sinirli bir tonda çıkmaya başladı, diğerinin sesi daha alçak bir tondaydı. Arkada yolculara ikramda bulunmaya hazırlanan Kenan, ön tarafta bir münakaşa yaşandığını görebiliyordu. Bu münakaşa diğer yolcuları da rahatsız ediyor, herkesin sinirlerini geriyordu. Kimi sert kimi sakin bir şekilde, herkes bir şeyler anlatıyordu. Ne olmuştu acaba? Sesi gür olan kadın bir yandan yeni gelen kadınla tartışıyor, öte yandan otobüsün çağrı düğmesine basıyordu. Kenan, “Ya Allah!” dedikten sonra şoför, dinlenme yerinde olan Turgut’a seslendi ve servisle ilgilenmesini söyledi…

Turgut, ön koltuklara doğru ilerledi ve kadın yolcuların yanına gelip durdu. Bir numaralı koltukta, 25-30 yaşlarında olduğu anlaşılan kadın yolcu, yanındaki koltukta oturan kadını göstererek gür sesiyle:

“Muavin Bey, lütfen bu kadına bir şey söyleyin canım… Böyle olmaz ki!… Aaaaaa!”

 Bu nasıl bir seyahat? Kenan şaşırmamıştı. Bu gür sesli kadın, yeni gelen yol arkadaşından şikâyetçiydi. Ama neden?

Kenan yolculuklarda vakit geçirmek için kendisine oyuna benzer bir uğraş bulmuştu. İnsanları inceleme ve onlar hakkında tahmin yürütme oyunu, kısaca kendi bulduğu isimle “ABTO – Ankara - Bursa arası tahmin yürütme oyunu”. Oyunun ne kuralı ne de yasağı vardı. Oyunda amaç, insanların hâl, hareket ve konuşmalarından onların kişilikleri, karakterleri ve nereli oldukları hakkında çıkarımlarda bulunmaktı. Bu oyuna bazen Turgut da katılırdı. Kendi aralarında bir yarışma oluşturarak uzun yolculuklarını, kısacık bir yolculuğa dönüştürürlerdi. Kenan otobüse biner binmez oyunu başlatmış, abtoyla bütün yolcuları izlemiş ve bu münakaşaya kadar iki numaralı koltukta oturan kadının yerinden kıpırdamasını değil; başını bile kıpırdattığını görmemişti. Bu yüzden ona göre otobüsteki en ilginç kişiydi. 
Kenan, birkaç saniye içinde beyninden geçen bu düşünceyi bir kenara iterek:

  1. Buyurunuz efendim, sorunun ne olduğunu anlatınız lütfen?
  2. Nedir bu ya? Bu nasıl bir firma? Bu kadının bu kediyle seyahat etmesine nasıl izin verirsiniz?

Kadın işaret parmağıyla yanındaki kadının önünde duran kutuyu gösteriyordu. Az önce münakaşa eden bu iki kadın şimdi sessizce muavinin söyleyeceklerini bekliyordu. Kenan, kurallar gereği otobüsün içine hayvanları almadıklarını kedinin sahibesine nazikçe izah etmeye çalışıyordu; kadın ise başı önünde sessizce duruyordu. Kenan kadının ‘Tamam.’ demesini beklemeden, kedili kutuyu almaya davranıyordu ki kedinin sahibesi kendisinden önce davranarak küçük delikleri olan kutusuna sıkı sıkıya sarıldı. “Ben, kedimi vermem,” diye yalvarırcasına konuştu.  Durumu gören diğer kadın yolcu:

“Ölürüm de bu kadının kedisiyle yolculuk etmem. Lütfen yerimi değiştirin”, dedi. 

Her yolcu seferinde en az üç beş bayan yolcusu bulunan bu otobüsün bu seferinde sadece iki bayan yolcusu vardı. Kenan, gür sesli kadının yerini değiştiremeyeceğinin sebebini açıkladı. Tek çare kediyi almaktı. Turgut da o sırada servisi ertelemiş, herkesin sessiz sessiz beklediği ve pür dikkat bakışlarının yöneldiği ön koltuklara, arkadaşının yanına gelmişti. Şoför, gelişen olaylardan rahatsız olduğunu anlatan bir bakışla, Turgut’a baktı. Bu durum üzerine Turgut:

  1. Kenan, kediyi bagaja koyalım. Böylelikle yolcular arasında da bir sorun kalmaz.
    Kedinin sahibesi:
  2. Ben ondan ayrılamam; kedimi vermem, diye inat ediyordu.

Turgut buna da bir çare düşünerek:

“Onu emanet bölümüne koyarız, hiçbir şey de olmaz”, dedi. 

Kenan da bir yandan: 

"Bakın hanımefendi, otobüsün içinde hayvanla seyahat etmek yasak! Hem herkes kendi hayvanını otobüsün içine getirirse neler olacağını bir düşünün? Endişelenmeyin, biz ona iyi bakarız. Onu devamlı kontrol ederiz, diyerek kadını ikna edebildiler. 
Otobüsü en yakın yerde durdurarak kediyi alelacele emanet bölümüne aldılar. Kenan, nazikliğini bir manto gibi yolcuların yanına asarak yerinde söylenmeye başladı. Yolculuk sakin bir şekilde geçiyordu. Kenan’la Turgut Abto’yu oynamaya devam ettiler. Yolcuların hareketlerinden az çok kimin nasıl biri ve nereli olduğunu tahmin edebiliyorlardı; ama kedili kadın hakkında bir yorum yapamıyorlardı. Çünkü kadın kimseyle konuşmuyor, hareketlerinde de bir kıpırdama olmuyordu. Kedi olayı olmasa…"

Beş dakika sonra ihtiyaç molası vereceklerini duyuruyordu Turgut. Otobüs, dinlenme tesislerine geldiğinde, yolcuların kimi sohbet ede ede kimi de yarı uykulu hâlin verdiği sersemlikle sendeleyerek otobüsten iniyorlardı. Kenan, kenara çekilmiş, önünden gelip geçen yolcular hakkında yaptıkları Abto’nun sonuçlarını öğrenmeye çalışıyordu. İki yolcu için yaptıkları Abto’da, onların “Karslı”, Turgut ise “Erzurumlu” olduklarını iddia etmişti. Yolcuların sohbetlerinden Karslı olduklarını anlamıştı. Bildim diye, sevindi Kenan. Bir Abto cepteydi. Bir yolcusu daha geliyordu.

Ben buna “Adanalıdır.” demiştim, Turgut ne demişti ki diye düşünürken Turgut’un yanında bitivermesine sevindi. Sonra parmağıyla işaret ederek: 

“Şu kamburu olan genç adam hakkında ne tahminde bulunmuştun, söyle bakalım”, dedi. Turgut:

“Bırak abtoyu mabtoyu, kadının kedisi…”

“Karışma! Bırak yerinde kalsın. O kadınların seslerini duymak dahi istemiyorum, keyfimi kaçırma.”

“Asıl şimdi keyfin kaçacak. Kedi… Kedi havasızlıktan ölmüş.”
Kenan, inanamadı iki saat içinde ona yetecek hava vardı, nasıl ölürdü, acaba o küçücük delikler ona yetmedi mi diye kendi kendine muhasebe yapmaya başladı.

“Turgut, eğer şaka yapıyorsan!...”

“Yok abi, ne şakası!”

Kediye bakmaya gittiler. Kenan kediyi dikkatle inceledi. Evet, kedi ölmüştü. Durumu şoföre bildirdiler. Şoför, “Sorunu halledin de ne yaparsanız yapın,” diye cevap verdi.
Kenan ile Turgut ölü kediyi kutusundan çıkararak kimseye göstermeden bir çöp tenekesinin içine bıraktılar. Kadına ne diyeceklerini düşünüyorlardı. Turgut, tenekeyi göstererek:

“Abi bak, aslında kadına hiçbir şey demesek de olur.”

“Nasıl yani?”

“Kedi sokak kedisi gibiydi. Kadın onu sokaktan bulmuş ve evcilleştirmiş olmalı. Aynısından kolaylıkla bulabiliriz.” Bu sırada etrafındaki kedileri gösteriyordu, sonra devam etti. 
“Paçaları sıvarsak yakalarız bir tane ve onu, ölü kedinin yerine koyarız. Kadın da bunu anlamaz.”
Turgut son cümlesini biraz tereddütle söylemişti.

"Ya anlarsa?"

"Anlamaz. Bu sefer kendine güvenerek söylemişti."

Kenan, arada bir saatine bakıyor, otobüsün hareket saatini geçirmeyelim diye de acele ediyordu. Otobüsün yanından ayrılalı on dakika geçmişti. Yoktu. On beş dakika geçti, ikisinin de elleri hâlâ boştu. Aslında buluyorlar; ama bir türlü ölmüş kediye tamamen benzeyen bir kedi yakalayamıyorlardı. Nihayet yarım saat geçtikten sonra ölmüş kediye benzeyen bir kediyi yakalamayı başarabilmişlerdi. Kedi, kaçmaya çalışırken Kenan’ın sağ elini tırmalamıştı. Kenan’ın canı acımış; ama sesini çıkarmamıştı. Kedi yerinde durmuyordu. Turgut, Kenan’ın yüzündeki ifadeyi anlamış olacak ki hemen:

“Abi, biz elimizden geleni yaptık! Kutuya koy gitsin…”

Kenan kediyi kutuya koyuyor bir yandan da:

“Ah Turgut! Zaten senin bu ilginç fikirlerin başıma dert açıyor, diye sitem etmekten kendini alamıyordu.”

Kutunun kapağının tam kapanmaması için araya küçük bir çubuk tutturmuş, kapak açılmasın diye de belli aralıklarla kutuyu iple bağlamışlardı. Turgut, emanet bölümündeki küçük havalandırma kapağını da açarak içi rahat bir şekilde otobüse binmişti. Artık rahat rahat yolculuklarına devam edebileceklerdi. Şoföre, muavinleri beklemekten sıkıldıklarını dile getiren bazı yolcular vardı. Kenan naziklik mantosunu tekrar giyerek onlara geç kalmalarındaki sebebin acil bir durumdan kaynaklandığını belirtmiş, sonra tüm yolculardan kendilerine müsamaha göstermelerini istemişti. ‘Acil durum’ ifadesini duyan yolcular, susmuşlardı. Şoför, kendilerine kediyi sormamıştı. Herkesin içinde sormasını da istemiyorlardı zaten. Otobüs yine aynı tıs sesleriyle yola devam ediyordu. Şoför, tam vaktinde terminalde olabilmek için hızını biraz daha arttırdı. Nihayet yolculara belirtilen vakitte Bursa’ya varmışlardı. Kenan ile Turgut, farklı bagaj bölümlerindeki valizleri teker teker sahiplerine veriyorlardı. Sıra kedili kadının emanetini vermeye gelmişti. Turgut kadını görünce hemen Kenan’ın yanında geldi. Kenan, emanet dolabını yavaşça açarken kadın:
“Elinize ne oldu, diye Kenan’ın sağ elini gösteriyordu.”

Turgut da Kenan da kadının sorusuyla telaşlanmışlardı; ama Kenan, bozuntuya vermeden: 
“Yok bir şey küçük bir sıyrık, dikkatiniz için çok teşekkür ederim”, dedi. 
Kutuyu aldı. Kutunun içindeki kedi çok huysuzdu, durmadan miyavlıyor, kutuyu tırmalıyordu. Kadın, şaşırdı:

“Ne oluyor? dedi ve kutunun kapağını açtı. Kedi tam kaçacakken Turgut, onun kaçmasına mani oldu.” Kadın:

“Bu benim kedim değil; benim kedime ne oldu”, diye sordu. Turgut:

“Abla, tabiki sizin kediniz. Sizden alıp koymadık mı kediyi buraya? O zamandan beridir burada. O yüzden biraz huysuzlaşmış olacak.” Kadın, bu kedinin kendi kedisi olmadığını tekrar tekrar söylemesine rağmen Turgut’la Kenan ısrarla kedinin kadına ait olduğunu söylüyorlardı.

 Kenan dayanamayıp:

“Abla bize neden inanmıyorsunuz, diye sordu öfkeyle.”

 Kadın: 
“Çünkü benim kedim ölüydü, dedi. Ben, onu Bursa’ya gömmeye getiriyordum.”

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 41. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 41. Sayı