HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
Ece Türköz Oğuz 4
HİDAYET ORUÇOV 5
İSMAİL DELİHASAN 6
RAHMİ ALİ 7
…
Şimdi düşecek diye geçirdim içimden. Daha bunu düşünür düşünmez koşan küçük kız yanımda yere kapaklandı. Ağlamaya başladı. Hemen eğilip çocuğu yerden kaldırdım. Bir yandan teselli ederken bir yandan da ailesi nerede diye etrafıma bakındım.
“Kızım, ben sana yanımdan ayrılma demedim mi?” diyen sese döndüm.
Bu ses…
Kızına koşan bu…
…
Bu ilkokul öğretmenim olabilir mi acaba diye düşündüm içimden. Ona da tanıdık gelmiştim belli ki, bakıp duruyor ama o da çıkartamıyordu. Aradan yıllar geçmişti . O kadar değişmişti ki... Siyah inci gibi olan güzel gözleri solmuş, upuzun siyah saçları kar beyaza bürünmüş, çok bitkin görünüyordu. Dayanamayıp sordum. ‘’ Selma Öğretmenim siz misiniz?’’. Ürkek bir sesle, ‘’Evet, benim.’’ diye cevap verdi. ‘’Beni hatırlamadınız mı? Ben,Ferda.’’ Şöyle bir süzdü sonra dudağının kenarında hafif bir tebessüm beliriverdi. ‘’Hatırladım’’, dedi. Küçük kıza doğru yöneldi, sıkıca sarıldı, yara beresi olup olmadığına baktı. Neyse ki, çocuk yara almamıştı.
Kendi kızımı da yanıma çağırdım. Daha sonra küçük kızı, kızımla tanıştırdım. Oyun alanına beraber gidip oynamaya devam ettiler. Biz de öğretmenimle sohbet etmeye başladık. Ben iş yerimden, mesleğimden bahsettim. Evli olduğumu ve iki çocuğumun olduğunu söyledim. Öğretmenim de, küçük kızın torunu olduğunu söyledi. Sonra bir anda ağlamaya başladı... Ne olduğunu anlamadım. Öğretmenim anlatıyor, ben ise dinliyordum. Oğlunu ve gelinini birkaç sene önce trafik kazasında kaybetmiş. Torununa da o bakıyormuş. Bir an duraksadı, bir ah çekti. ‘’ Ferda, ben ölüyorum.’’, dedi. Ben, dondum kaldım. Meğerse amansız bir hastalığa yakalanmış, hastalığının son evresindeymiş. Torununu bu yaşına kadar o bakıp büyütmüş. Güvendiği hiç kimsesi yokmuş, torununu emanet edebilecek. O bunları anlatırken, ben de güçlü görünmeye çalışıyordum.
Öğretmenime, eşim Selim’in doktor olduğunu söyledim. ‘’ Eğer izin verirseniz, sizi bir de Selim muayene etsin.’’, dedim. Gözlerimin içine bakarak, ‘’ Farklı bir şey söyleyeceğini sanmıyorum ama tamam, olur, baksın.’’ , dedi. Kızlar yorulmuştu, çoktan kaynaşıp arkadaş da olmuşlardı. Onları da alıp bizim evimize geçtik. Büyük olan lise son sınıf öğrencisi kızım okuldan gelmişti. O da küçük misafirimizle tanıştı. Büyük kızıma, bizim öğretmenimle bir işimizin olduğunu, çok geç olmadan döneceğimizi söyledim. Küçüklere göz kulak olmasını, onlara bakmasını söyledim. Arabaya binip eşimin yanına gittik. Önceden eşimi telefonla arayıp durumdan haberdar etmiştim. Bizi bekliyordu. Öğretmenimi muayene etti ve hastanede yatması gerektiğini söyledi. Hemen hastane giriş işlemlerini yaptık. Birkaç gün normal odada kaldı. Torunu bizdeydi, olan bitenden haberi yoktu, benim kızımla gülüp oynuyordu. Ben her gün öğretmenimi ziyaret ediyordum, onu yalnız bırakmamaya ve moral vermeye özen gösteriyordum.
Bir gün, rutin muayene edileceği sırada, öğretmenim kendinden geçip bayıldı. Neler olduğunu anlayamadım. Bilincini kaybetmişti. Hemen yoğun bakıma aldılar. Tetkik sonuçları durumunun ağır olduğunu gösteriyordu. Bir haftaya kalmadan öğretmenimi kaybettik. Hastaneden eşyalarını toplarken, ceketini de askıdan aldım. Ceketi katlarken, cebinin içinde bir şey olduğunu fark ettim. Elimi, ceketin cebine soktum, içinden bir mektup çıktı. Mektubun üzerinde, ‘’ Ferda’ya’’, diye not vardı. Hemen açıp okudum. Mektupta, torununu bana emanet ettiğini ve ona iyi bakacağımdan emin olduğunu yazıyor, yurda ya da başka aileye vermemem için yalvarıyordu.
Gözümün önünden ilkokul yıllarım geçti. Babamın öldüğü yıl annemle beni küçücük odasına alıp durumumuz iyi hale gelene kadar bizi nasıl kollayıp göz ettiği, teneffüslerde bile gözünü benden ayırmadığı, sevgisini, yuvasını, sofrasını cömertçe paylaştığı yıllar. Evlenip tayini başka yere çıktığında küçücük evini öylece bize bırakıp gittiği an birbirimize sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladığımız yıllar. O zamanlar ben ve annem ona emanettik. Şimdi de onun emanetini koruyup kollama sırası bendeydi.
Zaman hızla akıp geçti, kızlar büyüdü. O zamanlar küçük olan o kız, şimdi babaannesinin izinden giderek öğretmen oldu.
(AYB Balkanlar Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Şubat 2024)