HaftanınÇok Okunanları
Melek Erdem 1
NÜŞABE ARASLI 2
HİDAYET ORUÇOV 3
SEYFETTİN ALTAYLI 4
Muhittin Şimşek 5
Kader Pekdemir 6
NIKA ZHOLDOSHEVA 7
Bulanık bir aydınlık kaplıyor etrafı. Ne tam parıldıyor, ne tam kararıyor. Havanın kasveti çoktan dolduruyor evin her boşluğunu. Sıra bana geliyor. Zihnimden apar topar kovalamaya çalışıyorum. Ama yapamıyorum. Bütün her şey soluyor, yağmurun habercisi olan, kesik kesik savrulan koyu renkli bulutlar gibi.
Birden gök gürlüyor, önce birine çok kızmış gibi boşaltıyor olanı biteni ama zamanla sakinlemiş gibi bir hâl alıyor. Günüm yağan yağmurun dansını izlemekle geçiyor. Başımı her kaldırışımda damlaların ardında çok katlı, bol renkli ve hepsi birbirinin benzeri binalar görüyorum. Onların bıraktığı boşluklarda biraz gökyüzü, biraz yeşillik beni varlığıyla gülümsetiyor. Bulutlar peşlerinden biri kovalıyormuş gibi hızlıca ilerliyor, ağaçlar yumuşak notalı hafif bir esintiyle hışırdıyor.
Sürekli onlara bakmak ve onları dinlemek istiyorum. Olmuyor. En yükseğe ulaştığı anda durmadan, tekrar alçalmadan savrulmayı daha çok arzulayan uçurtmanın ipini tutup aşağı indiren bir çift el gibi tam kendimi kaptırmışken düşünceler de beni kendi yanlarına çekiyor. Binalardan hangisinin daha uzun olduğunu öğrenmek için katları saymaya başlıyorum. Renklerini, büyüklüklerini, akşam yaklaşınca yanan ışıklarını ve daha nice fayda getirmeyecek ayrıntıyı inceliyorum. Hiçbiri benim onlara baktığımı hatta beni görecek yakınlıkta olmadığı için seviniyorum. Beyaz olan en yükseği gibi gözüküyor, bordolar da onunla yarışır gibi duruyor. Rengini çok sevdiğim o yeşil olana her defasında diğerlerinden uzun bakıyorum. Her katta iki dairesi olduğunu düşündüğüm en büyük mavi bina uzakta kalıyor. Bana diğerlerinden daha yakın duran gri binalarda ışıklar erkenden yanıyor. Böyle böyle her birine belki de hak ettiklerinden fazla zaman ayırıyorum.
Sabırsızca pencerelere ilişiyor gözüm. Her boydan, her şekilden olduklarını görüyorum. Ama kiminin perdesi sıkı sıkıya kapalı, kiminin önünde çamaşır serili, kimi içeride açık kalan televizyon kanalını yansıtıyor, kimi de dışarıyı izleyen minik gözleri sergiliyor. Her biri farklı yaşamlar barındırıyor içinde. Usulca mırıldanıyorum:
Bir pencere, bakmaya
Bir pencere, duymaya
Bir pencere, yeryüzünün yüreğine ulaşan tıpkı bir kuyu gibi (Füruğ Ferruhzad)
Belki birinde yaşayanlar daha yeni eve geliyor, diğerindekiler hala bugünkü misafirlerle ilgileniyor, ötekinde yaşlı bir çift torunlarının yolunu gözlüyor ya da yanlarında kalan son çocuklarının işten dönüşünü bekliyor. Tam da şu anda ağlayanlar, gülenler, yemek yiyenler, dizi izleyenler, ders çalışanlar, uyuyanlar, kitap okuyanlar, yalnızlıktan sıkılanlar, hiç durmadan tartışanlar ve sayamadığım pek çok durumun, duygunun içinde bulunanlar bu baktığım evlerde oturuyor. Aynı anda ne kadar çok şey yaşanıyor, diyorum içimden. Herkes aynı yeryüzünde ama herkes farklı hayatın başrolünde bulunuyor. Kaç tanesini tanıyorum? Kaç tanesini tanısam yeter onları anlamaya? Peki, kaç tanesi istekli olur ki yaşadıklarını paylaşmaya?
Sonra dönüp kendime bakmak istiyorum. Nasıl gözüküyorum acaba burada? Dertli mi duruyorum yoksa her an gülecek kadar umutlu mu? Ya da şöyle mi derdim dışarıdan izleseydim: Sanki nedir bir sonbahar yağmurunun anlamı/ Bir kadın bir pencerede yalnızken.(Edip Cansever)