Fatih Kerimî’nin Şura Dergisindeki Faaliyetleri


 01 Nisan 2020


Bir milletin dili, edebiyatı o milletin aynasıdır

Bir milletin edebi eserleri o milletin tarihidir...

F. Kerimi 

XX. yüzyıl başı Rusya Müslümanları arasında bir yükseliş devri olarak nitelendirilmektedir. Çünkü bir yenilik hareketi olan Ceditçilik  bu dönemde altın devrini yaşamıştır. Bu dönemde Müslüman eğitim kurumları olan mektep ve medreseler belli bir düzene koyulmaya çalışılmış, eğitimi sistemi yenilenmiş, matbaacılık gelişmiştir. Araştırmacıların belirttiğine göre sadece 1900-1916 yılları arasında sadece Kazan’da 5154 kitap yayımlanmıştır. Bunların toplam tirajı ise 40 milyonu aşmıştır[1].  Bu büyük bir rakam, çünkü Ufa, Orenburg, Astrahan ve başka matbaalar bulunan şehirleri de sayarsak ortaya yüksek bir rakam çıkacak. 

Günümüzde küçük ve pek tanınmayan Orenburg şehri XX. Yüzyıl başında Rusya Müslümanları arasında büyük hizmetlerde bulunan bir şehirdir. Orenburg’ta 1906-1918 yılları arasında “Vakıt” gazetesi, “Şura” dergisi, “Din ve Maişet” dergisi ve başka gazete ve dergiler neşredilmiştir. 

“Şura” dergisi yayın hayatı boyunca Rizaeddin Fahreddin’e borçlu olsa, “Vakıt” gazetesi Fatih Kerimi’ye borçludur. Bu bir birini tamamlayan gazete ve derginin masraflarını ise meşhur altın madencileri Muhammet Şakir ve Muhammet Zakir Remiyevler karşılamıştır. 

Fatih Kerimi Tatar gazetecilik tarihinde, onun oluşumunda önde gelen isimlerden birisidir. Kerimi’nin 1906 yılında “Vakıt” gazetesinde muharrir görevine getirilmeden önce de oldukça zengin tecrübeye sahip idi. Onun “Şark-ı Rus” gazetesinde makaleleri, bazı edebi eserleri, seyahatnameleri, tercümeleri neşredilmişti. “Vakıt” gazetesi yayın hayatına başladıktan sonra kısa bir zaman içerisinde Rusya’da Tatarca yayınlanmakta olan gazeteler arasında en önde gelenlerden olmuştur. Gazete tüm Türk dünyasında ilgi ile okunmakta, takip edilmekte idi. Gazetenin böyle yüksek dereceye erişmesinde onun muharriri Fatih Kerimi’nin de rolü büyük olmuştur. 

1905-1917 yılları arasında çok sayıda yayın hayatına başlayan gazete ve dergiler olmuştur. Fakat bazıları maddi yönden sıkıntı yaşadıklarından dolayı, bazıları muharrirlerinin becerisizliklerinden dolayı veya devlet baskısı neticesinde kapanmışlardır. Fakat “Vakıt” gazetesi 1906 yılında yayın hayatına başladıktan sonra Sovyet iktidarı tarafından kapatılana kadar hiç eksiksiz yayın hayatına devam edebilmiş nadir gazetelerden birisi olmuştur.

Kerimi’nin “Vakıt” gazetesinde yayınlanan yazılarından toplumda çok ilgi uyandıran yazılarından en mühimi şüphesiz “İstanbul Mektupları” dizisi olmuştur. Bu mektuplar gazetede yayınlandıktan sonra fazla zaman geçmeden ayrı bir kitap olarak da basılmıştır ve toplum tarafından merakla okunmuştur. 

Fatih Kerimi bazı sebeplerden dolayı “Vakıt” gazetesi muharriri görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır ve yine Orenburg’ta kendisi “Yeni Vakıt” gazetesi yayınlamaya başlamıştır. Fakat 1918 yılında Sovyet iktidarı tarafından tüm özel gazeteler kapatılırken “Yeni Vakıt” da kapatılmıştır. 

“Şura” dergisi 1908-1917 yılları arasında Orenburg şehrinde “Vakıt” gazetesine ek olarak yayınlanmıştır. Derginin baş muharriri Fatih Kerimin’nin dayısı Rizaeddin Fahreddin idi. Fatih Kerimi kendisi esas olarak “Vakıt” gazetesinde çalışmasına rağmen, “Şura” dergisinde de çok sayıda makaleler yayımlamıştır. Fatih Kerimi ile Rizaeddin Fahreddin çok iyi anlaşarak, bir birlerine destek olarak çalışmışlardır. Örneğin bazen Fatih Kerimi müsait olmadığı zamanlarda muvakkat olarak Rizaeddin Fahreddin onun görevini yerine getirmiştir. Aynı şekilde Fahreddin şehir dışında olduğu zaman onun görevini Fatih Kerim’nin yürüttüğü de olmuştur. 

Fatih Kerimi “Şura” dergisinde genelde kendi yazılarını F.K. olarak imzalamaktadır. Bazı yazıları ise “Kalem” mahlası kullanılarak yazılmıştır. Onun dergide yayınladığı makaleler kronolojisine bakıldığında, sayı olarak en verimli yılları dergi yayın hayatının ilk üç yılı olduğu anlaşılmaktadır. Kerimi’nin 1908 yılında 14 makalesi, 1909 yılında 13, 1910 yılında 10 makalesi yayınlanmıştır. Sonraki senelerde yazılarının sayısı azalarak, 1914 yılından sonra, yani dergi yayın hayatının son üç yılında makaleleri hiç yayımlanmamıştır. Bu yazıların bir kısmı birkaç sayı, hatta bazen on sayıya kadar devam etmiştir. 

Fatih Kerimi’nin “Şura” dergisindeki yazıları o dönemin sosyal hayatı, güncel meseleleri ile ilgili yazılardır. Onları derginin bibliografyası ile ilgili çalışma hazırlayan araştırmacı Raif Merdanov tarafından şartlı olarak ayrılan aşağıdaki başlıklar altında toplamak mümkündür: 

1)İçtimai (sosyal) hayat; 2) Milli meseleler; 3) Kadın meselesi; 4) Misyonerlik hareketi; 5) Araplar ve Arap ülkeleri; 6) Tatar tarihi; 7) Maarif (eğitim); 8) Türkiye; 9) Edebiyat bilimi, Tatar edebiyatı tarihi; 10) Edebi tenkit; 11) Rus edebiyatı; 12) Türk edebiyatı; 13) Hikayeler; 14) Alfabe, yazı dili; 

Kerimi tarafından kaleme alınan makalelerin birçoğu yukarıda da gördüğümüz gibi, XX. yüzyıl başında Tatar toplumunu yakından ilgilendiren meseleleri içermektedir. Bu meselelerin en önemlileri milli meseleler, kadın meselesi, eğitim, misyonerlik hareketi, Tatar edebiyatı ve alfabesi meseleleridir. Bu bahsedilen meseleler 1905 yılında gerçekleşen Rusya Müslümanları kurultaylarında da, 1917 yılında yapılan Bütün Rusya Müslümanlarının Umumi Kurultaylarında da dile getirilen, sıcak tartışmalara neden olan meselelerdir. 

Kerimi tarafından dergide kadın meselesi ile ilgi yazılan yazıların bir kısmı onun Balkan savaşı sırasında “Vakıt” gazetesinin muhabiri olarak bulunduğu İstanbul’dan gönderdiği mektuplardır. 1912 yılı Ekim ayının sonuna doğru “Vakıt”ın naşiri Muhammet Zakir Remiyev (Derdemend) Fatih Kerimi’ye İstanbul’a gidip Birinci Balkan savaşı ile ilgili yazılar yazmasını teklif etmiştir. Bu teklifi kabul eden Kerimi çok zaman kaybetmeden yola koyulmuştur ve Kasım ayı başından itibaren kendi “mektuplarını” gazeteye göndermeye başlamıştır. Kerimi İstanbul’da dört ay kalmıştır. Bu esnada “Vakıt” gazetesinde ve “Şura” dergisinde yetmiş yazı yayımlamıştır. Onun “Şura”da yayımladığı yazıları İstanbul’un o dönemdeki önemli şahısları ile ilgili yazılardan oluşmaktadır. O bu konuda üç yazı göndermiş. bu üç şahıs Halide, Nigar ve Fatma hanımlardır[2]. Kerimi Türk kadınları ile ilgili ilk yazısını ise daha önceleri, 1909 yılında kaleme almıştır. Yazar bu makalesinde 1908 senesi hürriyet ilanından sonra Avrupa ve Osmanlı gazetelerinde Türk kadınları ile ilgili makalelerin çoğaldığını belirtmiştir ve bu yazıları tahlil etmiştir. Osmanlı devletinde kadınlar tarafından kaleme alınan yazıları Kerimi iki sınıfa ayırmıştır: 1) Azınlığı teşkil eden kısım: Türk kadınları da hürriyetten istifade ederek eski hayat tarzını değiştirip, erkeklerle eşit olmayı savunan kısım. 2) Birinci görüşe karşı gelen, çoğunluğu teşkil eden kısım, onların fikrine göre, Doğu, Müslüman kültürünü Avrupa kültürü ile kıyaslamak pek doğru değildir. Her milletin kendine özgü ahlak kuralları, terbiyesi olduğu, kadınların asıl vazifesi çocuk yetiştirmek, eğitmek, ev işlerini yürütmek olduğu belirtilmiştir. Kerimi burada örnek olarak Behice Ziya Hanımın (büyük ihtimalle ilk Türk kadın yazarlardan olan Behice Ziya Kollar Hanım) “Yeni Gazete”de yayımlanmış yazısını ve yine aynı gazeteden “Bir Türk Kadını” imzası ile yazılan bir makaleden de bir parça eklemiştir. Makalenin sonunda ise Kerimi Rusya Müslümanlarında yeni düzenler, mektep ve medreselerin ıslah edilmesi ve başka birçok konuda yazılar yazıldığını, fakat kızlara eğitim verilmesi ile ilgili hiç kimsenin ses çıkarmadığını teessüfle dile getirmiştir[3].

“Dilsizlik Faciası” adlı makalesinde Fatih Kerimi 1914 yılında, 15-25 Haziran tarihleri arasında Petersburg’da gerçekleşen Rusya Müslümanlarının IV. Toplantısı ile ilgili düşüncelerini dile getirmiştir. Bu toplantıda ve daha önce 1905-1906 yıllarında gerçekleşen kongrelerde Kerimi’yi üzen durum, aynı ülkeden, aynı dil ailesinden, kardeş toplumlardan olan halkların kendi aralarında anlaşmak için Rusça, Arapça, Farsça, Fransızca gibi yabancı dil kullanmaları olmuştur. Aynı durumun Devlet Dumasında (Çarlık Rusyası devlet parlamentosu) yaşandığını belirtmiş ve yabancı dil bilmenin çok önemli olduğunu, fakat kendi ana dilini bilmenin daha önemli olduğunu vurgulamıştır. Burada onun İsmail Gaspıralı’dan etkilendiğini görmek mümkün. Çünkü o yazısında da Gaspıralı’nın otuz seneden beri edebi dil, ortak şive için uğraştığını, ancak kendi toplumunun bunu anlayabilecek seviyede olmadığını üzülerek belirtmiştir[4].  

1911 yılında yayımlanan “Müslümanların Yabancı Alfabe Kabul Etmeleri Meselesi” adlı makalesinde Kerimi dünyanın farklı köşelerinde yaşamakta olan Müslüman halkların genel olarak Arap alfabesi kullandıklarını dile getirmektedir. Bunlardan sadece Polonya ve Bosnalı Müslümanlar başka alfabe kullanıyorlarsa da, onların kendi ana dillerini bilmedikleri için başka dilleri kullandıklarını ifade etmiştir. Son zamanlarda ise bazılarının Arap alfabesinin kendi dillerindeki sesleri yeterli derecede karşılamadığı görüşünün ortaya çıktığı belirtilmiştir. Kerimi burada örnek olarak Rusya Türklerini ve Osmanlı devletine tabi olan Aranvutları göstermiştir. Rusya’da Arap alfabesi kullanan Müslümanların eğitim kurumları ile ilgili 31 Mart Kanunun Rusya Müslümanlarını Arap alfabesinden uzaklaştırma amacı güttüğünü, Müslümanların bunu farkedince kendilerinin buna karşı olduklarını bildirdiklerini ifade etmiştir. Arnavutların bir kısmının Müslüman, bir kısmının Hıristiyan olduklarını, son zamanlarda ise Müslüman olan Arnavutların asimile etmek amaçlı latin alfabesine geçmeleri için uğraşanlar olduğu söylenmiştir. Fatih Kerimi bu yazısında Mehmet adlı birisinin Osmanlı şeyhülislamına bir arzuhal sunarak, Arnavutların Latin alfabesini kabul etmelerinin dinen caiz olup olmadığını sorduğu belirtilmiş. Meşihat-ı İslamiye’den bu konu ile ilgili fetva verildiği ifade edilmiştir[5]. Bu fetvada Müslümanların Kuran-ı Kerim okuyabilmeleri için Arap harflerini bilmeleri gerektiği vurgulanarak, eğer Latin alfabesine geçilirse Arap harfleri unutulacağından, bu ise dine zarar getireceğinden, Latin alfabesine geçilmesi caiz olmadığı belirtilmiştir.

Kerimi’nin “Şura” dergisinde yayınlayan yazılarının bir kısmı onun başka dillerden tercüme ettiği yazılar, makaleler ve hikayeler olmuştur. Kerimi’nin Şura dergisinde ilk yazdığı yazısı 1908 yılının 1. Sayısında neşredilen “Rusya Müslümanlarında Mektep, Maarif ve Edebiyat” adlı tercüme makale olmuştur. Bu yazı Rus müsteşriği Agatangel Krımskiy’nin “Şkola, Obrazovaniye i Literatura u Rossiyskih Musulman”[6] adlı makalesinin tercümesidir. Makalenin giriş kısmında Kerimi Krımskiy’nin bazı fikirlerine yer verdikten sonra önemli olan bu üç mesele ile ilgili kendi görüşlerini de belirteceğini ifade etmiştir[7]. Onun bu tercüme makalesi beş sayı devam etmiştir. Tercüme bittikten sonra Kerimi bu makale ile ilgili Krımskiy’nin bazı görüşlerinin yanlış olduğunu, fakat onun amacı onunla munazara etmek olmayıp, bir Rus bilim adamının, bir devlet adamının Rusya Türklerini, Müslümanlarını nasıl tanıdığını, Türklerin Rus kamuoyunda nasıl tanıtıldığını öğrenmek açısından önemli olduğunu vurgulamaktadır ve Krımskiy’nin görüşlerine katılmayanların onun yanlışlarını tespit ederek, kendi delilleri ile bunun aksini kanıtlamalarının iyi olacağını belirtmiştir[8]. Bununla beraber onun derginin birinci sayısından itibaren yayımlanmaya başlayan “Rus Edebiyatı” adlı makale dizisi de basılmıştır. Bu makalelerini o “Kalem” mahlasını kullanarak kaleme almıştır[9]. Kerimi’nin başka edebiyatla ilgili tercüme makalelerinden “Ana” hikayesi, “Çuçelo” (Rusçadan tercüme) gibi sadece bir-iki sayı devam eden kısa parçalarla beraber uzun hikayeleri de “Şura” okurlarına tanıtmıştır. Mesela Rus yazarı B. Lazarevskiy’e ait “Öğrenci Kız” eseri dokuz sayı devam etmiştir. Kerimi dergide yayımlayan tercüme makalelerden başka da çok sayıda eserleri Tatarcaya aktarmıştır[10]. Onun bundan amacı Tatar toplumunu aydınlatmak, başka milletlerin mirasları ile kendi halkını da haberdar etmek, roman, hikaye türü edebiyatı daha yeni oluşmaya başlayan kendi toplumunu yeni edebi akımlarla tanıştırmak olmuştur.  

1909 yılının 2. Sayısında yayınlanan “Edebiyatımız” adlı makalesinde Kerimi roman ve hikayelerin bir millet için ehemmiyetinden bahsetmektedir. Kerimi’ye göre roman ve hikayeler edebi dilin gelişmesine, edebiyatın terakki etmesine, toplumun ahlakı düzelmesine, maneviyatın yükselmesine sebep olmaktadır. Kerimi bu makalesinde roman ve hikaye gibi eserler yazan insanın birçok yönden yetenekli, gelişmiş olması gerektiğini vurgulamaktadır.

1908 yılında Kerimi Rus edebiyatı ile ilgili birkaç makale yayınlamıştır. Fakat o makale dizisi bitmeden, aynı sene 12. Sayıdan itibaren “Osmanlı Edebiyatı” adı ile Rusya Müslüman Türklerine Osmanlı edebiyatını tanıtmaya başlamıştır. O Rusya Türklerinin mektep ve medreselerinde kendi dillerini bile öğrenmediklerini, bundan dolayı Osmanlı edebiyatını bilmemelerine hiç şaşırmamak gerektiğini ifade etmiştir. Kerimi makalesinin girişinde kendisi tarafından tanıtılacak olan çok sayıda Osmanlı ediplerinin adlarını vermiştir. Fakat o bu adlarını gösterdiği ediplerden sadece Sinan Paşa, Fuzuli, Koçi Bey ve Naima Efendi’yi tanıtmıştır. Makaleler 1908 yılının 16. sayısına kadar devam ettikten sonra başka devam etmemiştir. 

Sonuç olarak, Fatih Kerimi’nin “Şura” dergisinde kaleme aldığı makaleler döneminin Rusya’daki Müslüman toplumunu yakından ilgilendiren problemleri içeren makalelerdir. Bu problemler, meselelerin bir kısmı günümüz toplumunu da ilgilendiren mesele olarak devam etmektedir. Bu meseleleri anlamak ve çözebilmek için Fatih Kerimi’nin ve dönemin başka aydınlarının fikirleri de bir tecrübe olarak öğrenilmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz. 

Kaynakça

  1. Şura dergisi, Orenburg, 1908-1917
  2. Krımskiy A.E., “Şkola, Obrazovaniye i Literatura u Rossiyskih Musulman”, Etnografiçeskoye Obozreniye, Moskova, 1905
  3. Kerimi Fatih, İstanbul Mektupları, Orenburg, Vakıt matbaası, 1913
  4. Gosmanov M., Merdanov R., Şura Jurnalının Bibliografik Kürsetkeçe, Kazan, 2014,
  5. https://www.business-gazeta.ru/article/457892 erişim tarihi 18.02.2020

 

[1] https://www.business-gazeta.ru/article/457892 erişim tarihi 18.02.2020

[2] Fatih Kerimev, “Halide Hanım Huzurunda”,  Şura, 1913, no.1, s.8-10; Fatih Kerimev, “Aliye Hanım Huzurunda”,  Şura, 1913, no.5, 143-146; Fatih Kerimev, “Nigar Hanım Huzurunda”, Şura, 1913, no.6, s.167-169 

[3] F.K., “Türk Hanımları”, Şura, 1909, no.15, s.461

[4] F.K., “Dilsizlik Faciası”, Şura, 1914, s.13, s.400

[5] F.K. ““Müslümanların Yabancı Alfabe Kabul Etmeleri Meselesi”, Şura,  1911, No.4, s.100-102

[6] A.E. Krımskiy, “Şkola, Obrazovaniye i Literatura u Rossiyskih Musulman”, Etnografiçeskoye Obozreniye, Moskova, 1905, no.4,  s.1-24

[7] F.K., “Rusya Müslümanlarında Mektep, Maarif ve Edebiyat”, Şura, Orenburg, 1908, no.1, s.15 

[8] F.K., “Rusya Müslümanlarında Mektep, Maarif ve Edebiyat”, Şura, Orenburg, 1908, no.6, s.168

[9] M. Gosmanov, R. Merdanov R, Şura Jurnalının Bibliografik Kürsetkeçe, Kazan, 2014, s.153

[10] Mesela o 1905-1912 yılları arasında Polonyalı yazar F. Putsekoviç’in farklı milletlerin hayatları, etnografileri ile ilgili eserlerinden istifade ederek serbest tercüme ederek yirmi altı tane rirsale yayımlamıştır. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 160. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 160. Sayı