Ferit Muhiç


 01 Ocak 2007

Ferit Muhiç

Prof. Dr. Ferit Muhiç; şair, felsefeci ve dağcıdır. 1943 yılında Bosna’nın kalbi durumunda olan Mahoye köyünde, Visoki Rudini dağının gür ormanları arasında Borovinçki Vrv tepesi yakınlarında doğmuş, genellikle tek başına, Balkanlar’da yüksekliği 2000 metreyi aşan dağları gezmiş, onların zirvelerine tırmanmıştır. Silahsız, çadırsız, yemeksiz ve susuz… Hatta zaman zaman ayılarla çilekleri paylaşarak ve kurtlarla ayni kaynaklardan su içerek… Bir gün bile aç ve susuz kalmadan, her zaman tek başına, hiçbir zaman yalnızlık hissetmeden ve bunun insanların iyiliği sayesinde olduğuna inanarak… Bu sebeple insanların sözlerini, kaderlerini ve hayatlarını gözlemler. Onları dinlemek, anlamak ve olduğu gibi kabullenmek hobisi olmuştur.

 

Dünyayı da boydan boya ve tek başına, yine yalnızlık duymadan gezmiştir. Böyle hissetmesinin bir sebebi de bu yolculuklarda ona bir şahininin arkadaşlık etmesidir.  Ayrıca o, kendisini çocukların, köpeklerin ve atların sevdiğine ve çamların, ağaç gövdelerinin konuşmasını anladığına inanmaktadır. Çoğu kez, vahşi hayvanlarla, çimenlerle, çiçeklerle özel diyaloglar kurmuştur. Bu yeteneğini ona Moder Vir’in eteğindeki gölgelikte uzun uzun sohbet ettiği yılanlar kazandırmıştır.

 

Ferit Muhiç halen Üsküp Aziz Kiril ve Metodiy Üniversitesinde Çağdaş Felsefe ve Yeni Çağ dersleri vermektedir. Bu üniversitede Felsefe Antropolojisi, Din Felsefesi ve Siyaset Felsefesi gibi yeni dersler okutulmasını da o başlatmıştır. Estetik, lojik, Hermonoitik gibi dersler de vermektedir. Dünyanın birçok üniversitesinde, Avrupa ülkelerinden Amerika ve Malezya’ya kadar misafir profesör olarak çalışmıştır. Çeşitli konularda yirminin üzerinde yayınlanmış kitabı vardır.

 

Ferit Muhiç’in eserleri, Birleşik Amerika Devletleri, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Malezya, Türkiye ve İtalya’daki felsefe ve edebiyat antolojilerine de girmiştir. Bu eserlerin birçoğu, Arnavutça, Arapça, Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca ve Türkçe’ye çevrilmiştir.

 

Muhiç’in sanatı:

Bazı şairler çok yazmalarıyla tanınır, bazılarıysa yazacaklarını uzun zaman kendi içlerinde olgunlaştırdıktan sonra az ve öz yazarlar. Ferit Muhiç’i şiire yaklaşımıyla ikinci gruba dahil edebiliriz. Yayınlanmış yirmi eserinden sadece üçü şiir kitabıdır: Falco Peregrinus (1988), Sto Koraka İznad (Yüz Adımdan Öte) (1994), Çadot Od Dogorçeto Na Sonot (Rüya Sigarasının Dumanı) (1996). Bu üç kitapta yer alan şiirler, şairin içinde uzun süre olgunlaştıktan sonra bir solukta doğmuş şiirlerdir. Sanatçının bütün şiirlerinde olgun ve tecrübeli bir felsefe ve lingüistik bilim adamının şuur ve gönül yansımaları görülmektedir. Bunun dışında şairin edebiyat, folklor ve tarih alanındaki birikimi de şiirlerini besler. Kısacası bu şiirler, çok okumuş, çok gezmiş ve çok görmüş bir insanın şiirleridir. 

Falco Peregrinus: Şairimizin ilk kitabıdır. Felsefî ağırlıklı olan bu kitata sanatçı, Diogen, Descartes, Spinoza, Leibnitz, Copernik, Hegel, Kant, Engels, Einstein gibi görüşleriyle dünyayı etkileyen düşünürleri konu eder. Onlarla konuşur, tartışır ve polemiğe girer.   

Yüz Adımdan Öte: Şair Bu kitapta felsefî yoğunluktan çok estetik ve lirizmle dikkati çeker. Buradaki şiirlerin bütününde “Zirveye Ulaşma” felsefesi hakimdir. Kısaca ideallere ulaşma yolunda gösterilecek çaba söz konusu edilmiştir.

Rüya Sigarasının Dumanı: Bu kitapta; felsefe ve lirizm, doğa ve folklor sevgisiyle birleşerek pastoral bir zevke dönüşür. Böylece şair git gide olgunlaşan tecrübesiyle sanatının doruklarına tırmanır. Burada da Eserin birinci bölümünde, Platon, Nietsziche, Kant, Spinoza Şairimiz, Schopenhauer, Odisej, Solomon gibi fesle, devlet ve tarih adamlarıyla tartışma devam eder, ama ayni zamanda şairin kendi görüşleri de öne çıkarak şiirlere ağırlık ve derinlik kazandırır.

Yine bu şiirlerde şairin, insanoğlunun iyilikle kötülük, umutla umutsuzluk, cesaretle korkaklık gibi tezat duygular karşısındaki ikilemini, zamanı ve önyargıları aşma çabasını işlediğini görürüz.

Kitabın ikinci bölümünde yer alan şiirlerde ise sevgi konusu ilk defa bu kadar yoğunluk kazanır. Yine büyük ölçüde folklordan beslenen bu şiirler şairin en lirik şiirleridir.

Ferit Muhiç’in şiirlerinin ortak özelliği hayatın en çekilmez olduğu anlarda bile aydınlığa ve umuda yönelmesidir. Zaten böyle olmasa hayat çekilmez olurdu. Zaman zaman hepimiz kötülük ve ihanetlerle karşılaşırız. Fakat asıl olan yaşama sevincimizi ve mücadele azmimizi yitirmeden yaşamaktır. Bu şiirlerin çevirisini yaparken ben de sonsuzluk sohbetini yaşadım. Her şiirde sanki önümde yeni ve sonsuz bir ufuk açılıyor ve ben biraz daha olgunlaşıyordum. 

 

 muhiç’ten seçmeler:

falco peregrinus (*)

 

      Dünyanın ufku-alevlendi! Kalelerin burcunda güneşin mızrağının ucu parladı ve aşağıda eflatun karanlığın yansıması, altın korlarda soluyor. Can çekişen karanlığın son hırıltısından bir kuş çıktı ve gümüş kanatlarıyla uçurumların dibinden atılmış bir ok gibi zirvelere uçtu. Parlak beyazlıktaki kayalara bu yıldırım gibi uçuşun gölgesi saplandı. Falco Peregrinus, Güneşin avcısı! Başardı yine! Bir kere daha en iri ve en değerli avını, aydınlığın ilk lokmasını avladı. 

      İşte böyle her günümüz şafakla başlıyor. Fakat biz bunu artık ne biliyor ne de görüyoruz. Bambaşka gıdalara alışmış olduğumuz için bizim Falco Peregrinus’ un her seher kapımızın önüne boşuna getirdiği avın kaybolmasına göz yumuyoruz.   

(*) Falco Peregrinus: Bozdoğan kuşu. 

 

doğru yer

Eğer Diyojen’ in

Fenerini yakmak için

Aklının ucundan hiçbir zaman geçmeyecek

Yeri biliyorsanız

İşte orası doğru yerdir.

 

Melankolik Zenon (*)

Hayat inanılmaz derecede kısa. Şimdi birikmiş ve yoğunlaşmış hatıralarda hayat o kadar kısalıyor ki, bir genç adamın sade hayatının –ne kadar uzun olsa da- böyle bir gezi için yeterli olmadığını düşünmeden atıyla komşu köye gitme cesaretini anlayamıyorum.

      Gerçekten insan bir yere yetişebilir mi? Eğer her zaman, bizi oluşturan varlığımızın katı ve dolu iç dünyasında bulunuyorsak herhangi bir yolculuk mümkün olabilir mi? Mecburen ve ebediyyen aynı yerde kendi içimizde kalmıyor muyuz? Belki melankolik Zenon biliyordu ki hepimizin özünde saklanan ölüme mahkûm Aşil, ağır koşan fakat alın yazısı uzun bir ömür alan kaplumbağanın zamanını yenemezdi. Fakat o anda herhalde yarışı kabul ederek de hayat kazanıldığını biliyordu. 

 

(*) Aşil Paradoksu: İ. Ö. 5. yüzyılda yaşayan eski Yunan’lı filozofu Zenon’un bir mantık yanıltmacasıdır. Gerçek bir paradoks olmayan bu yanıltmaca şöyle dile getirilebilir: Eğer zaman ve mekânın sürekli olduğu kabul edilirse ve eğer Aşil kaplumbağaya kendinden önce yarışa başlama fırsatını verirse hiçbir zaman kaplumbağaya yetişemeyecektir. Çünkü, Aşil’in kaplumbağanın başlama noktasına varabilmesi için geçen sürede kaplumbağa biraz daha ilerlemiş olacaktır.Aşil, bu mesafeyi aştığında kaplumbağa yine biraz daha ilerlemiş olacaktır .Her seferinde aşılan mesafe kısaldığı ve daha kısa sürede aşıldığı halde, belirlenmiş her aşamanın sonunda Aşil hâlâ kaplumbağanın gerisinde kalacaktır. 

 

 

felsefecilerin prensibi

En tehlikeli tavırdır önlem almak.

Her şeyden önce ve birinci görevin, 

Tedbirden kaçmaktır senin!

Bitkin düştüğün yerde 

Henüz yeni başlıyor yolun

Ve yıkıldığın andan sonra

Aldığın mesafe geçerli yalnızca.

Sözlerin sessiz taçyapraklarına

Dönüşene kadar

Tatlı susma hakkını

Devamlı konuşmayla kazan

Dünyadaki bütün geçmiş gayretlere

                             - armağandır çiçek,

Oysa çiçek, ertelemek ve durmak için

Başvurulan her şey

Yapılmadan büyümez

Ve çiçek, dünyanın hayâl kurmasıdır.

 

Kopernik’in günahı

Üstat, bence yanlış senin yörüngen

Bizim çevremizde dönmüyor güneş

Biziz onun etrafında dolanan

Ve böylece tükeniyor ömrümüz

Sana gelene dek o kutsal ateş

Bizim için doğar, bize dönerdi

Bizimdi güneş

 

Daha senin kaprislerinden önce

Ne kadar şen şakraktık bir bilseniz

Sevdalıydık, âşıktık biz güneşe

Heyecanlı randevular verirdik

Gidişine üzülürdük her gece

Heyecanla dönüşünü beklerdik

 

Senin kaprislerin şımarttı onu

Hep bu yüzden

Bizim güneş yok artık

Mevlevî

Ve galektik figürlerle

Canlandırmak nafile

O,  yabancı 

Bütün bu hâtıralara

 

Hegel’le polemik

Ne “akıl” “gerçeğe” bir şey verebildi,

Ne de “gerçek” “akıla”.

Hayır

“Gerçek” yok bile

“Akıl” da

Hâlâ başlangıcın tohumundayız biz

“Lojik bilginin” ilk sayfasında

Bizim “varlık” da hâlâ

Ve ebediyen

Bizim “yokluğa” eşittir.

 

nicelik ve nitelik

 

Engels, Engels

Hikmetli,

Merhametli,

Güzel dostum,

O Napolyon

Sığ ve askerî yanılgısıyla

Mısır bedevîleri

Ve Fransız süvarileri hakkındaki

Masallarıyla

Nasıl aldattı seni?

 

Ve bu masal yüzünden

Nasıl unutabildin:

Ne kadar çoğalırsa çoğalsın insanlar,

Kabarsın, taşsın, aksın…

Hiçbir zaman

Nicelikten niteliğe geçemez.

 

Ne kadar isterse istesin onlar

Hiçbir zaman

Hepsi birden

Bir tek insan etmiyor.

 

armagedon

Manyetik çekirdeğim ben

Kuşların gelişine sebep olan

Buğday tanesiyim

Oysa yalnız tekrarlanan çağrışımlarla

Canlanır hatıralar.

 

Meyveler toplandığı zaman

Göklerden demir levhalar dökülecek

Buğday biçilip rüzgârlarda savrulacak

Kuşlar yavrulayacak

İşitme özrümüz yüzünden nağmeler uçacak

Görkem ve bereket kuruyacak

Görme özrümüz yüzünden

Dikenlerle parçalanacak

Işık dokumaları.

 

Bütün fısıltılar ve dörtnal şakırtıları

Bütün doğup batan güneşler

Bütün nefretler ve gövdeler

Bütün mevsimler, vahşi deniz hayvanları

Zirveler ve kaynaklar

Hayret içinde derilecek

Evrenler, dağılmış çelenk çiçeklerinin taç yaprakları

Ufuklarda ve patikaların etrafında perçem olacak sis

Karanlık kar serpilmesiyle dağılacak

Ve hayret, daha büyük hayretle

Çözüldüğü zaman

O mutlak kuvvetlerle dolu mor küre

Geçmiş ve gelecekte dolaşmış olacak

Benim ufkumda yelken açtığı zaman.

 

Dağlar,

Bütün balıklar,

Sütliman denizler

Toz kasırgalarının içinde kaybolacak

Alnımın arkasını sakinlik bastığı zaman

Hayâl ettiğim bütün diyarların

Kanatları kapanacak.

Hatırladığım,

Yarattığım,

Kaynaklar ve şaraplar kuruyacak.

Her rastladığım insan

Geçmişten akıp gelen 

Bütün söz örgüleri,

Yürürken yapılan tüm dinlenmeler,

Ne şansızlık!

Yabanî otlar ve çorak topraklarla

Kaplanmış olacak.

Kitapları ve kaygıları ayıran

Kan gölleri,

Kurduğum saltanatlar

Reddettiğim kanunların devletleri

Ve barış içinde çiçeklenen vatandaşlar

Bir zamanlar

Şerre istek,Ve akılla tanık olduğum

Doğanlar ya da batanlar

Gönlümle istediğim her şey

Ve bana alışan her şey

Gerçekleşmek için mecburen

Şuurumun mührüne seslenmeliydi.

 

Bu hayret bende

Daha büyük bir hayretle

Yok olduğu zaman

Geçmiş ve gelecek kol kola dolaşacak

Bütün parlak günler,

Bütün yağmurlar, yıldızlar, aylar

Ve bütün çocuklar,

Bir zamanlar benimle birlikte olan

Bütün varlıklar,

Dağılacak.

 

 Ferit Muhiç’in hayatı ve sanatıyla ilgili bu yorumlar ve şiirlerin tercümesi, Kiril Metodi Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Dr. Mariya Leontiç tarafından yapılmıştır. Bu filozof şairi titiz ve güzel çevirisiyle Türkçe’ye kazandırdığı için ona teşekkür borçluyuz. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 1. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 1. Sayı