Gaspıralı Yolunda Bir Kazak Şairin Dilde Birlik Şiarı “Mağcan Cumabayev, Kazak Tili”


 01 Ağustos 2019

Mağcan Cumabayev Hakkında

Mağcan Cumabayev, Türk milletinin 20. yüzyıl başlarında yetiştirdiği büyük şairlerden birisidir.[1] 1893 yılında Güney Kazakistan’da, Sasıkköl kenarında yer alan Karak köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını adı Beken, annesinin adı Gülsüm’dür.

İlk eğitimini köyündeki okulda almıştır. Türkistan coğrafyasında Gaspıralı ile başlayan ve Tatarlar eliyle Kazaklara ulaşan “usul-i cedid” tarzında eğitim veren okulda Arapça, Farsça, Türkçe temel dersler yanında Türk tarihi üzerine dersler almıştır. Kazak Edebiyatının kurucusu Abay’ın şiirleriyle de burada tanışmış ve ilk şiirlerini bu medresedeyken yazmıştır.

1917 yılı Alihan Bökeyhanulı, Ahmet Baytursunulı ve Mircakıp Duvlatulı’nın öncülüğünde kurulan ve Kazakistan’ın istiklalini savunan Alaş Orda Partisine katılmış ve partinin kurduğu hükümete, Maarif Komisyon üyesi olmuştur. Daha sonra “Bostandıq Tuwı” (Hürriyet Bayrağı) adlı gazetenin redaktörlüğüne tayin edilmiştir. 1922 yılına kadar bu görevde kalmış ve şiirleri yanında eğitim-öğretim alanlarında da yazılar yazmaya devam etmiştir.

1924 yılı Moskova’da okuyan Kazak gençlerinin bir toplantısında Mağcan’ın şiirleri, Marksist açıdan bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. O dönemde Marksist rejim Rusya ve ona bağlı Türk ülkelerinde yayılmaya başlamıştır. Bu değerlendirme sonucu onun şiirleri, “Eski tarihi övdüğü, Milliyetçiliği terennüm ettiği ve ferdiyetçiliği yücelttiği, Türkçü olduğu” gerekçesiyle suçlu ilan edilmiştir.

1929 yılında Sovyet Hükümeti tarafından tutuklanarak, Moskova’daki Butırka Hapishanesine gönderilerek, 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Daha sonra ise 4 Nisan 1930’da Mağcan on üç Kazak aydını ile birlikte “Sovyet Hükümeti karşısında mücadele etmek” iddiasıyla idam cezasına çarptırılmıştır. 1935 yılında tanınmış Rus yazarı Maksim Gorki’nin yardımıyla Mağcan’ın hapis cezası sürgüne çevrilmiştir. Böylece hapisten kurtularak Kızıljar’a geri dönmüştür. Burada Rus Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mağcan, 1937 yılı 30 Aralık'ta Almatı’da tekrar tutuklanmıştır. “Sovyet karşıtı propaganda yapmak, Kazak gençlerini silahlı saldırı yapmaya yönlendiren şiirler ve yazılar yazmak ve onları Beyaz Muhafızlar Birliği’nde toplamak, gizli örgütlere katılmak ve Japon casusu olmak” iddiasıyla davası görülse de Mağcan hakkında verilmiş bir hüküm yer almamıştır. Stalin’in yaptığı ikinci aydın katliamında, iddianameden yapılan alıntılarla, 19 Mart 1938’de büyük Türkistan aydını Mağcan Cumabayev kurşuna dizilerek yaşamına son verilmiştir.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarafından Mağcan’ın eserlerinin okunması, bulundurulması, yayınlanması, hatta adının kitaplar ve yazılarda geçmesi 1929 yılından itibaren yasaklanmış, bu yasak 1988 yılı sonlarına kadar devam etmiştir. 1960’da kısmen affedilerek bütün suçlamaları kaldırılmış ve itibarı geri verilmiştir. 

Cumabayev modern Kazak edebiyatının kurucusu sayılan Abay Kunanbayev’in (ö. 1904) en önemli takipçisi olmuş, Kazak edebiyatına içerik ve üslûp bakımından pek çok yenilik getirmiştir. Birçok şairin takip ettiği güçlü bir sanatkâr kabul edilmiş, Kazak şiirini müziğe dönüştürdüğü, sesten resim çıkardığı, söze can kattığı belirtilmiştir. Siyasal görüşleri ve etkinlikleriyle de öne çıkan Cumabayev’in birçok şiirinde Türk sözcüğünü özellikle vurgulayarak Türk tarihi ve kültürüne yer vermesi onu Türk milliyetçiliğinin temsilcileri arasına katmıştır. Duygu ve düşüncelerini cesur ve emin ifadelerle ortaya koyarken lirik ve gizemli bir dil kullanmış, eserlerinde toplumsal sorunların yanında aşk ve duygusallığa da yer vermiştir. Şiirlerinde çokça değindiği sorunlar arasında halkı okumaya ve eğitim almaya teşvik etmesi dikkat çekmiştir.[2] Bilhassa milliyetçi ve Türkçü şiirleriyle büyük bir şöhret kazanmıştır. Bu şiirlerinde Rusya idaresindeki bütün Türklerin duygu ve düşüncelerini dile getirmiş, hatta bunların bazılarında bütün dünya Türklüğünü söz konusu etmiştir.[3]

Mağcan şiirleri ile Kazak halkının “Sovyetleşme”sine karşı çıkmıştır. Halkına, ata yurduna, bağımsızlığına ve en önemli birleştirici güç olan dillerine sahip çıkmalarını öğütlemiştir. Mağcan, şiirlerinin sesi olduğunu şu dörtlükte ifade etmiştir;

 

Karanlık bassa da dinse hevesim

Zalim dert elinden kesilse sesim 

Can gelir gövdeme gönlüm açılır

Şiir benim tan yıldızım güneşim.

 

Bu dörtlüğün açar mısra özelliğini taşıyan “Şiir benim tan yıldızım, güneşim.” ifadesi aslında Mağcan’ın, ana dile verdiği önem için de geçerlidir. Kazak Türkçesine, öz Türkçeye verdiği önem itibari ile dili de şiirde olduğu gibi onun tan yıldızı ve güneşidir. Mağcan milletinin ve Türk Dünyasının ana diline sahip çıkıp yolunu onunla aydınlatmalarını dilemiştir. Tıpkı bir güneş gibi tıpkı bir yıldız gibi apaydınlık birleştirici bir yol. İsmail Gaspıralı’nın Tercüman Gazetesini çıkartmakla hedeflediği o büyük şiardaki gibi “Dilde, Fikirde, İşte birlik” yolu. Bu görüşler “Ontolojik Çözümleme Yöntemi” ile incelenen “Kazak Tili” şiiri ile daha açıklayıcı bir ifadeye kavuşacaktır. Böylelikle milli birlik ve beraberlik söz konusu olduğu zaman bunu sağlayacak başat unsur dil olacaktır.  Sonuç itibari ile bir milletin en önemli öz varlığından birisi de ana dilidir. 

Mağcan bir başka mısrasında da mücadele ile geçen ömrünün hissiyatını aktarmıştır; “Ömür bu... Bazen bulutlu ve fırtınalı bazen de ateşli olur. Halsiz düşer, ağlarsın. Fakat bulutlar açıldığında kaygılarının da hepsi dağılır.” Yani mısranın sırrı, sıkıntılar olsa da mücadelede her daim hazır ve nazır olmak gerekir. Sözün kısası; Bileği yeten kuvvetiyle, aklı yeten de kalemiyle savaşır, olacaktır. Mağcan da kalemiyle ve ana diliyle mücadelesini vermiş bir Türkistan aydınıdır. Kullandığı dil itibari ile halkına hitap etmiş, halkın diline yaklaşmış ve onların mücadele yoluna ışık tutmuştur.        

Milli kültür içinde en başta gelen ve en önemli olan unsur dildir. Dilleri olmadan milli kimliklerinin gelişmesi de mümkün değildir. Dilsiz bir millet düşünülemez. Ortak bir iletişim bağı kurmadan nasıl aile olunabilir? İnsanı birbirine yaklaştıran ana dili veya milli dilidir. 

Tarihte dilsiz yaşamış millet yoktur. O hâlde bir millet olarak yaşayabilmenin yolu dilden geçtiği gibi orijinal bir toplum olmanın yolu da bağımsız bir dile sahip olmaktan geçmektedir. Dil, bir milletin diğer bir milletten farklı konuşmasıdır. Milletler duygularını, düşüncelerini, evrendeki bütün varlıkları kendilerine göre seslendirmektedir. Dil bir milletin ses dünyasıdır. Millet bu anlamda dile kendi damgasını vurmaktadır. Dil, millet için millî benliğin, millî anıların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddi ve manevi değerlerin, buluş ve yaratışların ortak hazinesidir.[4]

1. Şiirin Kazak Türkçesi aslından transkripsiyonu ve Türkiye Türkçesi aktarımı:

Qazaq Tili[5]

Küş kemidi, aybındı tuw quladı;

Keşe batır-bügin qorqaq buğadı.

Erikke umtılğan uşqır janı kisende,

Qan suwınğan, jürek solğın soğadı.

 

Qıran qustıŋ qos qanatı qırqıldı,

Kündey küşti, kürkiregen el tındı.

Asqar Altay-altın ana este jok,

Batır Handar-asqan jandar umıtıldı!

 

Erlik, eldik, birlik, qayrat, baq, ardıŋ

Jawız tağdır joydı bérin ne bardıŋ…

Altın künnen bağasız bir belgi bop,

Nurlı juldız, babam tili, sen qaldıŋ!

 

Jarıq körmey jatsaŋ da uzak, ken-tilim,

Taza, tereŋ, ötkir, küşti, keŋ tilim,

Tarap ketken balalarıŋdı bawrıŋa,

Aq qolıŋmen tarta alarsıŋ sen, tilim!

Kazak Dili[6]

Kuvvet azaldı, heybetli tuğ devrildi

Dünkü kahraman bugün korkağa çevrildi.

Hür yaşayan o can bugün zincirde

Kan soğumuş, kalp atışları dindi.

 

Kırıldı kartalın hür kanatları,

Güneş gibi gürleyen halk sessizleşti.

Unutulmuş altın anam Altay’ım

Unutulmuş kahraman hanlarım.

 

Erlik, dirlik, birlik, yiğitlik, gayret, baht

Her ne varsa kötü kader yok etti…

Anadilim baht yıldızım, avazım

Bir sen kaldın altın çağdan yadigârım.

 

Işık görmesen de kadim, zengin dilim,

Temiz, derin, güçlü ve geniş dilim,

Mübarek elinle tut elimizden

Dağılan Türkleri topla sen dilim!

1.1. Ön Yapı

Şiir hecenin 11’li kalıbı ve dörtlük nazım birimi ile kaleme alınmıştır. Toplam 4 dörtlük ve 16 mısradan oluşmaktadır. Kafiye şeması ‘aaba’ şeklindedir. Redife ilk dörtlükteki –dı eki ve kafiyeye son dörtlükteki –en örnek verilebilir.

Başlık dâhil 99 kelime ve 463 harften oluşmaktadır. Şiirde kelime tekrarları da yapılmıştır. Tekrarlar; 2 kez altın ve 4 kez til yani dil kelimesi kullanılmıştır. 

1.2. Arka Yapı

1.2.1. Semantik Tabaka:

Tablo

Sözcüğün kullanım şekliSözcüğün gönderim şekli
O canTürkistan halkı
Kötü kaderRus işgalleri
Kartal Özgürlük
Kan Katliamlar
Anadil Türkçe 

1.2.2. Nesne (Obje) Tabakası:

Küş kemidi, aybındı tuw quladı;

Keşe batır-bügin qorqaq buğadı.

Erikke umtılğan uşqır janı kisende,

Qan suwınğan, jürek solğın soğadı.

 

Qıran qustıŋ qos qanatı qırqıldı,

Kündey küşti, kürkiregen el tındı.

Asqar Altay-altın ana este jok,

Batır Handar-asqan jandar umıtıldı!

 

Türkistan’ın Ruslar tarafından işgali sonucu halkın özgür kanatları kırılmıştır. Mağcan, bunun üzüntüsünü dile getirerek şiire başlamıştır. Zulüm ve baskı rejiminin sonucu halka esaret zinciri geçirilmiştir. Birçok canın gittiği, soğuyan kan ve duran kalple dile getirilmiştir. Baskıya başkaldırmayıp, feryadını çıkarmayan halk eleştirilmiştir. Mağcan atasını, altın tarihini ve doğduğu toprakların bilincini yitirmeye başlayan halka, Göktürk Abidelerinde geçen şu sözleri söylemek istemiştir “Ey Türk Milleti; Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!”. Susmaya devam edilirse her şeyden önce dillerini ve bağımsızlıklarını yitireceklerini duyurmaya çalışmıştır.

 

Erlik, eldik, birlik, qayrat, baq, ardıŋ

Jawız tağdır joydı bérin ne bardıŋ…

Altın künnen bağasız bir belgi bop,

Nurlı juldız, babam tili, sen qaldıŋ!

 

Jarıq körmey jatsaŋ da uzak, ken-tilim,

Taza, tereŋ, ötkir, küşti, keŋ tilim,

Tarap ketken balalarıŋdı bawrıŋa,

Aq qolıŋmen tarta alarsıŋ sen, tilim!

 

İşgal sonrası birliğin, dirliğin ve gücün kayba uğradığı günler başlamıştır. O zorlu günlerde Mağcan tek yadigârlarının ana dili olduğunu halkına haykırmıştır. Bu şuur onları bir arada tutacaktır. Edebiyat, bir milletin tarihî derinliklerini, kültürel zenginliklerini gösteren önemli unsurlardan birisidir. Halkın manevi birliğini sağlayan değerdir. 20. yüzyılın karanlığına hapsolan Türkistan halkı, dilinin ve edebiyatının gücü ile aydınlığa kavuşacaktır. Dil iletişim bağından önce gönül bağını kurmada öncelik edecektir. Mağcan ana dilleri ile Türkistan halkının gönül bağını canlandırmak ve eski Turan birliğine kavuşmak hayalini kurmuştur. “Mübarek elinle tut elimizden, Dağılan Türkleri topla sen dilim!” diyerek dilin milli unsurlar içinde en önemli birleştirici güç olduğunu da vurgulamıştır.

Türkistan şairi, Mağcan Cumabayev, Kazak Türkü olduğu için dil birlikteliğinin Kazak Türkçesinde olmasını ümit eder. Gerekçesini şu şekilde ifade eder: “Kazak’ın verimli ovaları vardır, dili de zengindir. Bugünkü Türk dillerinin içinde Kazak dilinden daha zengin ve kuralları yerleşmiş köklü bir dil yoktur. Türk dilinde konuşan Türk atanın tüm çocukları, bir gün Kazak dilinde aynı dili konuşsalar, Kazak dilinde anlaşsalar… O gün yakınlaşıp durmaktadır. Tatarların edebi dili her geçen gün Kazak diline yakınlaşmaktadır. Gün gelse tüm Türk nesiller aynı dili konuşsa ve bu dil Kazak dili olsa. Kazakların o gün birliğin başı olacağına şüphe yok ve o günün geleceğine inancımız tamdır.” (Шүкирұлы-Тилешов, 2009: 241-242).[7] Türk dünyası aydınları, bu ortak dil vurgusunu eserlerinde sıkça dile getirmektedir.

Ramazan Korkmaz, bir ifadesinde özü kaybettirilmiş kişi, “içinde bireysel ve toplumsal kimliğimizin dokunduğu, örüldüğü ve onandığı anadiline tutunarak yeniden kendilik değerlerine ulaşabilir.” demiştir. Öyleyse dil, “kimliğin veya daha kesin bir ifadeyle millî kimliğin temel belirleyicilerinden biridir, belki de ilkidir.” denilebilir.[8] Bahtiyar Vahapzade ise “Benim ana dilim, benim kimliğim, Pasportum, kendime öz hâkimliğim.” diyerek dilin, kimlikteki baş unsur olduğunu ifade etmiştir. Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar adlı romanında yer alan dil şuurunu da buraya eklemek gerekir. Eserde milli dilin önemi şöyle geçmektedir;

“Senin dilin, benim dilim. Atalarımızın, dedelerimizin dili. Bir milletin varlığı dili ve yurdu ile belli olur…

Şimdi inanıyorum, dilimiz bizim için çok kıymetli…”[9]

Türk dünyasına Kazan’dan seslenen M. Ayaz İshaki’nin adını en çok duyurduğu romanı Üyge Taba’da da dil şuuru ele alınmıştır. Söz konusu eserde, kahraman unuttuğu kimliğini hatırlamakta ve yeniden uyanışa geçmektedir. Romanın başkahramanı Miralay Demir Ali’nin serüveninde, dil de milli kimliğe geri dönüşte kendisini göstermiştir.[10]

“O, mektubu neden Rusça yazıyordu? Pek güzel Türkçe yazmasını bildiği gibi kızı da iyi bir muallimden güzel Türkçe okumamış mı idi? Öyle ise baba ile evlat arasındaki en samimi mektuplaşmayı neden Rusça yapıyordu?”

Sovyet yönetimi “Tek Tip Sovyet” insanı modelini oluşturmayı amaçladıklarını dile getirmişlerdir. Bu modelin öngördüğü insanın dilinin “Rusça”, dinînin “Ateizm/Hristiyanlık”, milliyetinin ise “Sovyet” olması devletin resmî politikası olarak ilan edilmiştir. Böylece SSCB nihai hedefi, “Birliği oluşturan halkların her birinin kendi ulusal kimliğini bir kenara bırakıp Sovyet üst kimliği altında birleşip Sovyet halkının oluşturması” olarak belirlenmiştir. Nikolay İlminskiy’in geliştirdiği dil projesi devreye girmiştir. N. İlminskiy’e göre, Rusya idaresinde yaşayan Rus olmayan milletleri Ruslaştırmanın tek yolu vardır. O da bu milletlere Rus dili ve Hıristiyanlığın öğretilmesidir. Parçala-böl-yönet politikasını uygulamaya çalışmışlardır.[11] Fakat Türkistan aydınları bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmemiş ve halkı bu uğurda, şiirleri ile uyanmaya davet etmişlerdir. Şiirlerde ana dili kullanmışlar ve ortak dil çağrısı yapmışlardır. Dil ile başlatılmaya çalışılan parçalama yöntemine karşı kalemleri ile mücadele etmeyi bırakmamışlardır.

1.2.3. Karakter Tabakası:

Her fırsatta gerek Kazak kültürüne gerek tüm Türk Dünyasının ortak kültürüne değinen Mağcan bu sefer ortak dil şuurunu ele almıştır. Eserlerini kendi ana diliyle ele alan Mağcan, Kazak Türkçesinin önemini vurgulamak için bu şiirini kaleme almıştır. Dilinin önemini, şiirsel bir üslupla halkına duyurmak istemiştir. “Anadilim baht yıldızım, avazım” diyerek, aydınlatıcı bir nitelik kattığı bu dil ile ulaşılacak olan birlik ülküsü gerçekleşme yolunda ilerleyecektir. Mağcan için bu ülkü, her daim olduğu gibi Turan’dır.

1.2.4. Alınyazısı Tabakası:

Bugün Türk dili dünyanın en yaygın konuşulan dillerinden birisidir. Büyük bir medeniyet dili olan ve dünyanın en geniş coğrafyasında konuşulan Türkçe, Mağcan’ın da önem verdiği bir değer olmuştur. Bilindiği üzere dil kültürün aynasıdır. Bir dilin öğretiminde o dilin kültürel değerlerinin de yansıtılması gerekmektedir. Dil ve kültür birbirinin yansıması olan iki önemli değer olduğuna göre milletler dili sayesinde tarihine, edebiyatına ve milli değerlerine kavuşacaktır. Mağcan da bu kavuşmayı arzu etmektedir. Halkının dil birliği ile özüne dönmesini isteyerek “Anadilim baht yıldızım, avazım, Bir sen kaldın altın çağdan yadigârım.” diyerek dilini biricik yadigârı görmüştür.

 

Turan'ın bir ili var

Ve yalnız bir dili var.

Başka dil var diyenin,

Başka bir emeli var.

 

Türklüğün vicdanı bir,

Dini bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisanı bir.[12]

 

Bu yadigârı Mağcan ile tıpkı aynı şiarda olan Ziya Gökalp de benimsemiş ve ana dil Türkçe’nin yegâne bir lisan olduğunu ifade etmiştir.


 

[1] Bu bölüm, şu iki eserden faydalanılarak hazırlanmıştır: Ferhat Tamir, Mağcan Cumabayulı’nın Şiirleri, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1993, s. 13-16 ve Nergis Biray, “XX. Yüzyıl Kazak Edebiyatı” Türk Dünyası Çağdaş Edebiyatları El Kitabı (Komisyon), İstanbul: Kesit Yayınları, 2018, s. 103-138

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/cumabayev-magcan 13 Mayıs 2019

[3] Ali Akbaş, Uzaktaki Kardeşime Mağcan Cumabay, Ankara: Bengü Yayınları, 2018, s. 12

[4] https://www.turkcenindirilisi.com/tdh-dernegi/dilin-onemiyle-ilgili-sozler-turkce-hakkinda-guzel-sozler-h6529.html, 10 Mayıs 2019

[5] Mağcan Jumabayev, Süy Jan Seylem, Ölender Men Poezmalar, Almatı: Atamura Yayınevi, 2002, s. 48-49

[6] Bu şiirin Türkiye Türkçesine aktarımı için iki farklı kaynaktan yararlanılmıştır; Ali Akbaş, Uzaktaki Kardeşime Mağcan Cumabay, Ankara: Bengü Yayınları, 2018, s. 16-17 ve Ferhat Tamir, Mağcan Cumabayulı’nın Şiirleri, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1993, s. 256-259

[7] Enver Kapağan, 20. Yüzyıl Başında Kazak Aydınlarında ‘Türk’ Ve ‘Türkistan’ Şuuru, Turkish Studies, http://www.turkishstudies.net/DergiTamDetay.aspx?ID=7868&Detay=Ozet, 13 Mayıs 2015

[8] Orhan Söylemez, “Ana dil, millî kimlik ve iki dillilik: Cengiz Aytmatov” Yayınlanmamış tebliğ.

[9] Cengiz Dağcı, Korkunç Yıllar, Ötüken Neşriyat, 2018, s. 50-55

[10] M. Ayaz İshaki, Üyge Taba, Ötüken Neşriyat, 1998, s. 14

[11] https://guneyturkistan.wordpress.com/2008/12/26/ruslarin-turkistanda-uyguladiklari-ruslastirma-politikasi/16 Mayıs 2019

[12] Ziya Gökalp‘in Lisan adlı şiirinden.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 152. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 152. Sayı