Geçmiş Olsun


 01 Mayıs 2020


Hüseyin’in kullandığı arabada sohbet ederek gidiyorlardı. Yol kalabalık sayılmazdı. Bazen eski günlerden bahsediyor, bazen de karşılıklı şakalar yapıyorlardı. Aralarındaki sohbet iyice koyulaşmıştı. Hüseyin, Arif’in sohbetinden hoşlanırdı.

Arif birden,

-Dur! Dur! Dur! dedi. Oturduğu koltuktan öne doğru eğilerek Hüseyin’e bakıyordu.

Hüseyin ne olduğunu anlayamamış bir halde bir yandan yavaşlamak için ayağını frene dokunduruyor diğer yandan Arif’e göz ucuyla bakarak onun yüzündeki ifadelerden ne olduğuna dair bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Acaba yolda yardıma ihtiyacı olan bir kedi vardı da Hüseyin görmemişti. Belki de bir sokak hayvanına araba çarpmıştı, ona yardım etmek için durmasını istiyordu. 

Arif, arabanın hızının azalması ile biraz rahatlamış olarak;

-Görmedin mi? diye sordu.

Ses tonu ve yüz ifadelerinden acil bir durum olmadığını tahmin etmiş ve bir nebze rahatlamış bir halde;

-Neyi? diye şaşkın bir halde sordu Hüseyin.

Genç biri arabaya koymuş götürüyordu.

‘Aferin delikanlıya’ diye düşündü Hüseyin; gençler sokak hayvanlarına karşı daha duyarlı olmaya başlamışlardı.

Arif heyecanlı konuşmasına kesik kesik devam ediyordu:

-Gramofon! Gramofon!

Hüseyin,

-Gramofon mu? diyebildi.

-Evet gramofon dedi Arif. Eskici arabasının üzerindeydi. Görmedin mi? Demek ki, birisi paraya ihtiyacı olduğundan aile yadigarı gramofonu eskiciye satmak zorunda kaldı.

Hüseyin, yardıma ihtiyacı olan sokak hayvanı tahmininde yanıldığı için önce rahatladı. 

-Gidip bakalım, eskici kaç liraya verir acaba? diye sordu Arif.

Araba yavaşlamış olsa da Hüseyin ne olduğunu anlayana kadar eskiciden epeyce uzaklaşmışlardı. 

-Olur, gidip soralım dedi Hüseyin. Ama burada durmayalım. Burada durup yürüyerek eskicinin yanına gidersek bizim özel olarak kendisine geldiğimizi anlar ve fiyatı yüksek söyler. Kavşaktan dönelim, tekrar yolun karşısına geçip, sanki ilk kez oradan geçiyormuşuz gibi durur eskiciyle konuşuruz, diye ekledi.

-Doğru, dedi Arif. Gramofonların dönemi geçeli yüz yıla yakın zaman geçti.  Pahalıdır bunlar.

Hüseyin de tarihî kıymeti olabilecek eşyalara ilgi duyardı ama kaça alınıp satıldıklarını pek bilmiyordu. Ama gramofonun bir kültür unsuru olarak ayrı bir itibarı vardı. Gramofonların müzik dinlemek için kullanıldığı dönemlerde de bu seçkin alet her evde bulunmazdı, günümüzde de çok az kimsenin evinde ofisinde bulunuyordu. 

Bu eski müzik aleti, bir çiçeğin açılan taç yaprağı gibi ince zarif bir boyunla kıvrılarak uzanan hoparlörü ile bulunduğu mekâna ayrı bir güzellik ve asalet katıyordu.

-Görünüşü de çok zariftir bu aletin dedi. Arif. Sanki Hüseyin’in düşündüklerini biliyormuş gibi.

Bu arada ışıklı trafik lambalarından u dönüşü yapmış Arif’in eskiciyi gördüm dediği yere doğru yaklaşıyorlardı.

Arif konuşmaya devam ediyordu.

-Tarih bu aletler, tarih dedi kendinden emin bir tavırla. Müziğin halka yayılmasında, zaman ve mekândan bağımsız insanların istedikleri vakit müzik dinleyebilmeleri için büyük imkân sundular. Ne konser salonuna gerek var ne sanatçıya, istediğin zaman koy plağı dinle hem de en yüksek icralarla.  Düşünsene gramofonun insanlığa kattığını. 

Arif bunları anlatırken, Hüseyin eskiciyi görmüştü. Üç tekerlekli bir el arabasını elleri ile itiyordu. Üzerinde de gerçekten bir gramofon duruyordu. 

-Bu mu? diye sordu Arif’e.

Arif heyecanla,

-Evet, evet bu. 

Gramofonun onlar gelene kadar satılmamış oluşundan memnun olduğu yüzündeki ifadelerden anlaşılıyordu. Arif, rahatlamış bir ses tonuyla konuşmaya devam ediyordu.

-Gramofon yalnız müzik aleti değil ki? Aynı zaman da tarih. Plaklardaki müzik icraları da başkadır. Müziğin tarihini bilmeden, kültürün tarihini bilmeden, milletin tarihi, insanın tarihi bilinebilir mi? En yeni teknolojiyi bile tam olarak anlayabilmek için onun tarihini bilmek gerekir. diyerek bu kuğu boyunlu alete ilgisini açıklamaya çalışırken Hüseyin de eskicinin arabasına yakın bir yerde arabayı durdurdu.

İndiler ve sanki oradan geçiyorlarmış da eskiciyle tesadüfen karşılaşmış gibi tavırlarla üç tekerlekli arabaya doğru yaklaştılar. 

Eskici de iki arkadaşın kendisine doğru geldiklerini fark edip durdu. Yirmili yaşlarda esmer bir genç olan eskici bir eliyle el arabasını tutarak hafifçe yan dönüp onlara doğru baktı. O da gelenlerle çok ilgili görünmek istemiyordu.

Hüseyin,

-Kolay gelsin! dedi ve gramofonu göstererek, satıyor musun? diye sordu. 

-Sağ ol abi dedi, eskici genç. Şu sokakta yaşlı bir hanımdan aldım. Müşteri çıkarsa satacağım. 

Tavırları son derece rahattı.

- Yaşlı bir hanım mı? dedi Arif. Adını söyledi mi? Kimmiş? Tanınmış bir aileden mi geliyor acaba? 

Arif heyecanlanmıştı. Bu tarihî aletin kimlerin evinde bulunduğu, hangi tarihî şahsiyetlerin onun dönen plaklarından müzik dinlediklerini bilmek gramofonun değerine değer katardı.

-Yok abi söylemedi. Paraya ihtiyacı varmış, alır mısın dedi. Ben de aldım. Alıcı çıkarsa ben de üç beş kuruş karla satacağım.

Arif eskicinin bu umursamazlığına kızıyordu. İnsan sormaz mı bu aletin ilk sahibi kim? Hep onda mı kalmış? El değiştirmiş mi? Halbuki bunları bilse daha çok para kazandırırdı. Aletin de değeri artardı. 

Hüseyin,

-Kaç liraya vermeyi düşünüyorsun, diye sordu.

Eskici tahmininde yanılmadığı için memnundu. Bu ilgisiz tavırlarla yaklaşanlar kendince kurnaz müşterilerdi.

-Abi 150 liraya vereceğim? dedi Eskici.

Arif daha fazla dayanamadı. Aslında gramofonu hangi aileden aldığını söyleyebilse dediği rakamı da verebilirdi. Daha fazla dayanamayıp,

-Uygun bir şey söyle de biz alalım, dedi Arif.

Eskicinin beklediği an gelmişti. Halinden gayet memnun bir eda ile,

-Abi 125 liraya ben aldım zaten, biraz da para kazanmayayım mı? dedi.

Eskiciye 100 lira teklif etmeyi planlayan Hüseyin, bu rakamı duyunca duraksadı. Eskici işini biliyordu, pazarlık için de pek bir imkân bırakmıştı. Bu ifadeyle 125 liradan daha az olmaz demiş oluyordu, biraz da kâr verilecek… 

Hüseyin;

-Peki çalışıyor mu? diye sordu. Çalışmıyorsa almayacaklar ya da fiyatı aşağı düşüreceklerdi.

-Elbette abi, çalışıyor, diyerek gramofonun düğmesine bastı ve ucunda iğne bulunan kolu plağın üzerine doğru yavaşça getirip bıraktı.

Hüseyin’le Arif büyük bir sanat gösterisi izliyorlarmış gibi pür dikkat eskicinin kolunun yavaş hareketlerini izliyorlardı. 

Kolun yerinden kalkmasıyla birlikte gramofonun üzerindeki plak da dönmeye başlamıştı. İki arkadaş eskicinin arabasının yanına iyice yaklaşmış ve birazdan çıkacak sesleri bekliyorlardı. Arabanın üzerinde birkaç ince kablo parçaları vardı. 

Eskici, gösterideki bir sihirbaz edasıyla kolu plağın üzerine usulca bıraktı ve o kuğu boyunlu çiçekten sesler yükselmeye başladı.

Çalan müziği tanımıyorlardı, bunun önemi de yoktu zaten. Önemli olan gramofonun çalışmasıydı. Ama Arif, yine de merakını yenemedi sordu.

-Ne müziği bu?

-Abi Hint müziğiymiş. Satan hanım öyle söyledi. 

Eskici işin içinden sıyrılmıştı. Fiyatı düşürmek için birkaç söz daha söyledilerse de sonunda 135 liraya almaya razı oldular.

Arif almıştı gramofonu. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. 

-Arabanıza kadar ben götürürüm abi, dedi Eskici.

Düşer kırılır, zarar görür diye arabada gramofonu koyacak yer bulamadılar ve sonunda Arif kucağında götürmek istedi gramofonu.

Eskiciye parasını verdiler ve Arif’in evine doğru yola koyuldular.  Biraz pahalı aldıklarını düşünüyorlardı ama olsun bu kadar tarihî bir alet için değerdi. Üstelik çalışıyordu da. 

-Oğuz’u arar mısın? dedi Arif. Kendi kucağında gramofon olduğu için rahat hareket edemiyordu.

-Gramofon aldığımızı söyle. Bunun değerini en iyi bileceklerden birisidir Oğuz, dedi.

Ortak arkadaşları Oğuz, ünlü bir müzik sanatçısıydı ve gerçekten de ondan daha iyi anlayan az bulunurdu.

Hüseyin, telefonun sesini arabanın içine vererek aradı. Kısa hal-hatırdan sorduktan sonra büyük haberi söyledi.

-Arif, bir gramofon aldı.

Oğuz hiç tereddüt etmeden muzip bir edayla;

-Sahtedir o, dedi.

Hüseyin de Arif de donup kalmışlardı. Oğuz şaka mı yapıyordu?

Hüseyin;

-Nasıl sahte, diyebildi. Görmeden nasıl bildin?

Oğuz’un keyifli keyifli güldüğü sesinden anlaşılıyordu.

-Bak anlatayım: Siz yolda gidiyordunuz. Eskici üç tekerlekli bir el arabasında gramofonu götürüyordu. Arabanın üzerinde yalnızca gramofon ve onun altında da kesik kablolar vardı.

Hüseyin ve Arif nefeslerini tutmuş diliyorlardı. Oğuz devam ediyordu.

-Gramofonun üzerinde bir plak vardı. Çalışıyor mu dediniz. O da size Hint müziği dinletti. Satın aldığı yaşlı hanımın Hint müziği sevdiğini söyledi.

-Evet, diyebildi Arif.

Oğuz’un gülme sesleri artık tam olarak duyuluyordu. 

-Geçen hafta ben de aldım. Bunlar, eski süsü verilerek üretilen taklit ürünler, diyerek kahkaha atmaya başladı.

-Geçmiş olsun, diyordu. Geçmiş olsun.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 161. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 161. Sayı