HaftanınÇok Okunanları
ELMİRA ACIKANOAVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
Ahmet Kartal 4
Coşkun Haliloğlu 5
Kardeş Kalemler 6
MARİYA LEONTİÇ 7
Kan ter içerisinde okula on dakika mesafede olan durağa doğru koşuyordum. Otobüsü kaçırsam ya bir dahaki durağa kadar koşmak zorunda kalacaktım ya da en az yarım saat oturup bekleyecektim. Ciğerlerim bir atın ciğeri gibi genişlemişti. Daha hızlı koşamıyordum. Bekleyen insanlar görüş alanıma girmişti. Binmek için kapıya hücum eden kalabalığa bağırıyordum. “Bekleyin binecek var, bekleyin.” Çırpınışlarım nafileydi. Ben daha karşı yola adımımı atmadan otobüs çoktan gözden kaybolmak üzereydi. Derin derin nefes alarak direğe yaslanıp soluklandım. Sokakta yaşlı bir amca ve benden başkası yoktu. Yaşlı adam bana dönüp,
“Ne oldu? Neden bu kadar koştun yetişmek için? Bir dahakine binersin.” dedi.
“Sorma amca! Annem anahtarını evde unutmuş işe giderken. Evde de kimse yok. Geç kalacağım. Kim bilir ne kadar sinirlenecek?”
“Desene evde iyi bir azar seni bekliyor.”
“Yapacak bir şey yok. Sahi sen neden diğerleriyle binmedin? Tek hat burası. Başka otobüs geçmez buradan. Buraların yabancısı mısın?”
“Ben otobüs değil birini bekliyorum, evlat."
“Kimi bekliyorsun?”
“Oğlumu bekliyorum.”
Oğlum derken kırışık suratının gerginleşip gençleştiğini, mahzun bakışlarının da parlak bakışlara dönüşmesini izledim. Benim de içimden durmadan konuşmak geliyordu. Ne de olsa daha buralardaydım.
“Kaç yaşlarında oğlun? Büyük mü?”
“Hemen hemen senin yaşlarında.”
“Aaa! O zaman bizim okuldan olabilir. Öyleyse tanıyorumdur kesin. Ben sınıf başkanıyım. Sınıftaki, okuldaki nerdeyse herkesi tanırım. Adı neydi?”
“Şey adı, ben, adı, adı, adı şeydi…"
İnsan hiç çocuğunun ismini unutur mu? Tuhaf!
Yüzündeki kırışıklıklar yeniden belirmeye başlamıştı. Gözleri boşluğa bakıyor gibiydi. Eli titriyordu. Sürekli “Ben şey, adı, adı, adı” diye sayıklıyordu. Sonra bana heyecanla döndü;
“Sana oğlumdan bahsetmiş miydim? Onu bekliyorum burada. Aslında sana da benziyor. Hemen hemen aynı boylardasınız. O da kumral kahverengi gözlü.”
Yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu anlamıştım. O sırada otobüs gelmişti ama ben amcanın bileğindeki sevgi izi dövmesini fark etmiştim. Evde bizimkilerden yiyeceğim azar aklımdan çıkmıştı.
“Otobüsü yine kaçırdım, çok dalgınım bu aralar. Ben en iyisi annemi arayım. Annem merak eder.”
Sürekli titreyip dizine vurduğu sağ eliyle tamam der gibi bir işaret yaptı. Ne konuştuğumu duyup ürkmesin diye yanından biraz uzaklaştım. Ezberlediğim bileğindeki numarayı tuşladım. Telefonu telaşlı bir ses açtı;
“Alo! Kimsiniz?”
“Merhaba. Ben durakta yaşlı birini gördüm de. Galiba hasta, iyi değil. Bileğinde de bu numara yazıyordu. Arayıp haber vereyim dedim”.
“Durak mı? Ah, baba ah! Hemen geliyorum yanınıza. Lütfen yanından ayrılmayın. Göz kulak olun. Evim uzak değil. Hemen geliyorum.”
“Aa! Siz bana bahsettiği oğlusunuz galiba. Göz kulak olurum, merak etmeyin.”
“Büyük ihtimal size bahsettiği oğlu ben değildim. Diyerek ağlamalı bir sesle telefonu yüzüme kapattı.”
Durağa bir iki adım atıp yanına oturdum. Konuşmaya yeltendim ama keyfinin kaçtığı hatta sinirlendiği yüzünden belliydi. O yüzden bir daha konuşmayı denemedim. On dakika kadar geçmişti. İçimde bir huzursuzluk vardı. Anneme gerçekten haber vermem gerektiğinin farkına varmıştım. Yoksa meraktan ölürdü. Yalnız bırakmaktan korkarak bir bahaneyle kalkıp yanından ayrıldım. Durağın arkasına doğru geçip annemle konuşmaya başladım. Biraz sonra otobüs gelecek beş dakikaya ordayım diye kendisini yatıştırmaya çalışıyordum. O sıra da acı bir fren sesi duydum. Telaşla arkama baktım. Amca kırmızı ışıkta yola fırlamış, aşağı yoldan son sürat gelen araç zar zor durabilmişti. Sürücü ağlayarak yüzü kıpkırmızı bir şekilde araçtan çıktı. Canhıraş bağırmaya başladı;
Babam! Sana bir şey olsaydı, bu vicdan azabıyla nasıl yaşardım ben. Neden atlıyorsun yolun ortasına? Neden kaçıyorsun evden baba? Bu, son! Artık seni hiç yalnız bırakmayacağım. Söz!
Amcanın yüz hatları keskinleşti, kaşları çatıldı;
“Sen kimsin be! Gelmiş burada bana bağırıyorsun. Baban yaşındayımdır ben senin.”
Oğlunun gözleri yaşlıydı:
“Evet, ya! Babam olacak yaştasın.”
Bana döndü. Haber verdiğim için ve babasının yanında beklediğim için teşekkür etti.
Bir koluna ben diğer koluna ise oğlu girmişti. Ağır adımlarla arabanın arka koltuğuna oturttuk. Kendisine, beklerken bana arkadaşlık ettiği için teşekkür ettim. Dediklerim umurunda olmadı, dalmıştı. Adeta başka bir âlemdeydi. Tam gideceklerken dönüp;
“Bakar mısınız? Babanız bir çocuğu bekliyordu. İsterseniz onu da bekleyin.” dedim.
“Babam sürekli kaçıp buraya gelir. Beklediği çocuk yıllar önce bu durakta beklerken araba çarpıp ölen abim. Alzheimer hastaları birini beklemez sadece geçmişlerini beklerler.” dedi.
Arabaya binip uzaklaştılar. Giderken arka koltuktan bana doğru ölen oğlunu görüp gülümsüyormuşçasına el sallıyordu.
Amca geçmişini, oğlu ise onu beklemişti. Ben de az sonra gelmesi gereken otobüsümü beklemeye başladım.
(AYB Online Hikâye Atölyesi/Aralık 2020)