Gizemli Mağara


 15 Ağustos 2026

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmak için akşam erkenden yattım. Çilli horozun sesiyle de uyandım. Odamın penceresini açıp etrafa baktım. Gökyüzü masmaviydi. İçimden güzel bir yolculuk olacak, diye düşündüm. Yaşlı anacığım da kalkmış bana kahvaltı hazırlamıştı. Elimi yüzümü yıkayıp yer sofrasına bağdaş kurup oturdum.

— Oğlum, Hasan’ım çok dikkatli ol yavrum. Mağaraya çıkarken bastığın yerlere, tuttuğun taşlara çok dikkat et. Yol azığını da hazırlayıp çantana koydum.

— Tamam anacığım, çok sağ ol. Ellerine sağlık.

Çantamı sırtıma alıp yola koyuldum. Oldukça iyi olan cep telefonumun şarjı da tamamen doluydu. Fotoğraf çekimlerini ve video kayıtlarını onunla yapacaktım. Ders hocamızın verdiği proje ödevi benim için çok önemliydi. Belki bu ödev bana bölümde asistan olabilmenin kapısını aralayacaktı. Bunu çok istiyordum.

Konu olarak herkes memleketinde bulunan kalıntı eserleri araştıracak, bunlar hakkında bilgi toplayıp bir sunum hazırlayacaktı. Benim de aklıma dedemin bana küçükken birkaç kez anlattığı bir mağaranın içerisinde bulunanları ödev olarak hazırlamak fikri gelmişti.

Mağara, köyümüze üç beş saat mesafede, oldukça dik bir yamacın üzerinde bulunan bir kayalığın içerisindeydi. Dedem burayı sığır çobanlığı yaptığı yıllarda tesadüfen keşfetmişti. Merak edip mağaraya tırmanmış, orada gördüklerine hayran olmuştu. Bana anlattıklarından ancak mağara girişinin sağında ve solunda iki aslan heykelinin olduğunu hatırlıyorum. Mağara benim için gizemini koruyordu. Kim bilir orada başka daha neler vardı?

Patika yolda ilerken taştan yapılmış tarihî bir çeşmeye rast geldim. Suyu, az da olsa, hâlâ akıyordu. Üzerinde eski harflerle yazılı bir levha vardı. Osmanlıca derslerinden öğrendiğim bilgiyle levhada yazılanları okudum. “Kocadağlı Ahmed Ağa hayratıdır. Sene 1343.” Biraz dinlenmek ve bir iki lokma yemek yemek için çeşmenin başında mola verdim. Muhtemelen dedem de bu çeşmenin başında defalarca mola vermiş, soğuk suyundan kana kana içerek heybesindeki azığından bir şeyler yemiştir.

Önümde daha uzun bir yol bulunduğu için fazla eğlenmeden yerimden kalktım. Çeşmenin çeşitli açılardan fotoğrafını çektim. Bunu da sunumuma ekleyebileceğimi düşündüm.

Dedemin anlattıklarından hatırladığım kadarıyla ve anacığımın söylediklerinden hareketle yolda yürümeye devam ediyordum. Vakit öğleyi biraz geçmişti. Ayaklarımda iyiden iyiye yorgunluk hissediyordum. Tepeyi aştığımda dedemin anlattığı dik yamacı ve üzerinde bulunan kayalığı gördüm. Hem yürümeye devam ediyor hem de her tarafın fotoğrafını çekiyordum. Kayalığa yaklaştığımda mağara görünmüştü. Yerden altı yedi metre yükseklikte bir yerdeydi. Buraya tırmanmak oldukça zor olacaktı. Ancak içerisinde nelerle karşılaşacağımı çok merak ediyor, bir an önce tırmanmak istiyordum.

            Çantamı yere bıraktım. Cep telefonumu cebime iyice yerleştirdim ve yavaş yavaş kayalığa tırmanmaya başladım. Kayalık çok dikti ve bu benim ilk tırmanışım olacaktı. Bu yüzden çok dikkatli olmak zorundaydım. Dedem burayı, bir keçi gibi, çok hızlı bir şekilde tırmanmıştır. Ben de köy çocuğuydum fakat okul hayatımdan dolayı hep şehirlerde büyüdüm. 

Filmlerden ve belgesellerden öğrendiklerimle tuttuğum ve bastığım yerlerin sağlamlığını devamlı kontrol etmem gerekiyordu. Kendime bir çıkış rotası oluşturdum ve yavaş yavaş tırmanmaya başladım. Yerden üç metre kadar yükselmiştim. Elimi tutunmak için birazca büyük bir oyuğa uzattığımda elime yumuşak bir şey geldi. Ani bir refleksle hızlıca elimi çektiğimde ayaklarım da bastığım yerlerden boşaldı ve tek elimle kayanın yüzünde asılı kaldım. Vücudumun bütün ağırlığı tek koluma bindiği için inanılmaz bir sızı hissediyordum. Akıllıca karar verip bir an önce diğer elimle bir yeri tutmalıydım. Gözüme tutacak bir yeri kestirdim ve biraz gayretle o yeri kavrayıverdim. Şimdi daha güvendeydim artık. Ayaklarımı da bir yerlere sabitledikten sonra derin bir nefes aldım. Az kalsın kayadan aşağı düşecek belki de ağır bir şekilde yaralanacaktım. Dedemin birkaç defa tırmandığı bu yeri ben de her ne olursa olsun tırmanmaya kararlıydım. Bunun için bütün cesaretimi toplayarak biraz daha farklı bir rotadan tırmanmaya devam ederken biraz önce elime dokunan şeyin bir kuş yavrusu olduğunu gördüm. Beni ne kadar da korkutmuştu. Mağaranın önüne geldiğimde gördüğüm manzara bir sanat tarihi öğrencisi olarak beni adeta büyülemişti. Son bir hamleyle düzlüğe çıktım.  

Gerçekten de dedemin anlattığı gibi girişte iki aslan heykeli vardı ve heykellerde hemen hemen hiçbir bozulma olmamıştı. Gözlerimi mağaranın duvarlarına çevirdiğimde belki de dedemin anlattığı fakat benim hatırlamadığım resimler görüyordum. Bunlar Hristiyanlığı temsil eden kutsal resimlerdi. Özellikle inancın gizli yaşandığı veya inzivaya çekilmenin tercih edildiği yerlerde bulunurdu. Fresklerin ortasında bulunan kabartma haç işareti ise kompozisyonu tamamlıyordu. Hazine bulmuş gibiydim, içim içime sığmıyordu. Yorgunluk namına hiçbir şey hissetmiyordum. Hemen cebimden cep telefonumu çıkardım. Her bir ayrıntıyı önce videoya aldım, sonra da her şeyin tek tek resmini çektim. Artık iyi bir işi başarmanın vermiş olduğu mutlulukla eve dönebilirdim. 

Mağaradan dikkatli bir şekilde aşağıya indim. Çantamı sırtıma alıp yola koyuldum. Elimdeki verilerle çok güzel bir proje ödevi hazırlayacaktım ve belki de hocamızın en fazla beğendiği ödev benimki olacaktı.

AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Mayıs 2026.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 236. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 236. Sayı