Görmeden Sevdim Onu…


 15 Ocak 2026

İnsanlar konuşacak şeyler bulmaya çalışırken birdenbire muhataplarına bir soru sorarak sohbete başlamak isterler. Benim de öyle yaptığım olmuştur. Bana sorulmasını istediğim sorular da geçmiştir aklımdan. Mesela onlardan biri şudur:

“Hayatınızda asla kaybetmek istemediğiniz ve sizin için en değerli şey nedir?” sorusuna hiç düşünmeden “Ailem” diye cevap verirdim. Çünkü benim ailem, Allah’ın bana bahşettiği en büyük hediyedir. Böyle bir anne ve onun doğurduğu kardeşler sadece Allah’ın sevgili kullarına nasip olur. 

“Bu kadar sevdiğin, değer verdiğin ne var ki? Herkesin kendi ailesi kendince iyidir” dersiniz belki… Bana göre benim sahip olduğum ailenin geçmişi değilse de bugünkü yaşantısı birçok kişinin hayalidir.  Niye mi? O zaman beni dinleyiniz ve ondan sonra karar veriniz.

Annem genç bir hemşiredir. Mesai bittikten sonra çalıştığı hastaneden çıkıp eve dönmek için durakta otobüs beklerken, aynı saatlerde babam da arabasıyla işten dönmektedir. Yakışıklı ve delikanlı olan babam annemden uzaktan uzağa hoşlanmaktadır. Durakta annemi görünce “İşte bir fırsat buldum. Şu kıza içimdekileri söylemenin tam zamanı şimdi …” der ve evine kadar götürmeyi düşünür.

-Hemşire Hanım… Lütfen, kabul buyurursanız gideceğiniz yere kadar götüreyim sizi.

-Hayır! Git yoluna… Beni rahatsız etme, diyerek bu teklifi kabul etmez annem. Baba tarafımız, belli bir süre sonra annemi istemeye giderler ama vermezler.  Babam da “Kız evi naz evi” derler diye düşünür. Bakar ki hakikaten vermezler. Durum çok farklıdır. Bir türlü ailesi vermez. Babam bir dahaki gidişinde kaçırır annemi. Annem de inatçıdır ve baba evine geri döner.  Yalnızca annem mi inatçı? Babam da ondan daha inatçı çıkar. Nihayet sonunda babam ciddi biçimde harekete geçer ve annemi razı eder. Dillere destan bir düğünle evlenirler.

Nikâhta keramet vardır misali zamanla annem de babamı sevmeye başlar. Evliliklerinden bir yıl sonra bir kız çocuğu doğurur annem. Kızlarının adını Dilnur koyarlar. Üç yıl aradan sonra bir de oğulları dünyaya gelir ve ona da dinimizin emirlerini layıkıyla yerine getirsin diye İslâm adını verirler.  2006 yılının Kasım ayında ise ben doğduğumda babam bana Münire adını verir. Küçük kızı olarak beni çok sever ve benimle ilgili şiir yazar, şarkılar besteler. 

Babam çok sanatsever ve musikişinas biridir. O olmadan köyümüzde hiçbir düğün dernek yapılmaz, her mutlu günde aranan adamdır. Müzikle ilgilenirken bir yandan da helaliden kazanç sağlamak için kasaplıkla da yapar. Bir restoran sahibi etleri babamdan veresiye alır, borcunu ödeyemediği için de restoranının %50’sini babama verir. 

İşte ailemizin başına ne geldiyse o restorana ortak olduktan sonra gelir. Bir gün o ortağı olduğu restoranda babam arkadaşlarıyla yemek yerken, yan masadan sarhoş birisi garson kıza laf atmaya başlar, yerinden kalkıp tam kıza saldıracakken babam kızın imdadına yetişir.  İki taraf arasında kavga çıkar ve o adam masada pasta kesmek için kullanılan bıçağı babamın karaciğerine saplar. Babam ise çok kan kaybettiği için acil yardım gelene kadar olay yerinde maalesef çok acı bir biçimde can verir. 

 O gün en çok da annem için dayanılması çok güç bir gün olmuştur. Çünkü annem üç çocuğuyla yalnız kalmıştır. Benim henüz bir buçuk yaşında olduğum bir dönemde çok kıymetli bir evladını kaybetmiş, iki gözü de görmeyen kaynanasına da bakma sorumluluğu da anneme kalmıştır. Babam adeta öbür dünyaya gideceğini bilircesine, 32 yaşına kadar kocaman bir ev yaptırmış, ihtiyacımız olan bütün temel ihtiyaçları temin etmiştir. Tabii ki dünya malı dünyada kalır.  Bizim kimseye muhtaç olmadan güzel bir evde yaşamamız için her türlü imkâna kavuşturmuş. 

Babamın vefatından sonra genç yaşta dul kalan anneme çok kişi talip olur. “Üç çocuğunla birlikte kabul ederim. Yeter ki evlen benimle” diyenler de çıkar. Hatta daha önce hiç evlenmemiş erkekler bile annemle evlenmek istediklerini söylerler. 

Peki annem ne yapmıştır sizce? Tabii ki o kendi şahsi arzularını değil, bizi tercih etti.  Merhum babama olan sevgisi, saygısı, bize düşkünlüğü sebebiyle başka kimseyle evlenmedi. Hemşirelik mesleğini layıkıyla yaptı, çalıştı bizi bir gün bile aç bırakmadı. Yemedi, yedirdi; giymedi, giydirdi. Aynı zamanda kaynanasına da öz annesi gibi baktı. 

Annem işe gittiğinde bana ablam Dilnura bakardı. Hatta başka çocuklar “Anne!” diye ağlarken ben “Dilâ!” diye ağlarmışım. Kendisi henüz 10 yaşındayken bana 2 yaşımdan itibaren bakmaya başlamış. Abim de öyledir. Daha ilkokul öğrencisi olmasına rağmen, evin erkeği olarak bizi korumaya çalışan yiğit bir delikanlı olarak yetişti. Onların arasında en şanslısı benim bence…  Çünkü abim benim babam gibi oldu, sevgisini merhametini hiç esirgemedi; ablam da ikinci annem oldu bana. Annem de en küçük kızı olduğum için bana çok düşkündür hâlâ. Babasızlığın ne olduğunu maddi ve manevi bakımdan hissettirmediler.

Şimdi o kara günler geçmişte kaldı. Annemle babamın evliliğiyle iki kişilik ailemiz artık büyük 7 kişilik büyük aileye dönüştü. Ablam Dilnura evlendi, eniştemiz ailemizin bir parçası oldu. Onların da iki güzel çocuğu dünyaya gelince dünyalar bizim oldu. Geçmişte ablam bana nasıl baktıysa ben de öyle bakıyorum yeğenlerime.  Onlar yeğenim değil de aslında öz kardeşim gibiler. 

Geçen yıl babaannemizi maalesef kaybettik. Onun bize verdiği terbiye bizimle sonsuza kadar yaşayacak. Ablam ve abim Kırgızistan’ın en iyi üniversitesinden mezun oldular.  Şimdi ben de onların mezun olduğu üniversitede eğitim alıyorum. Biz üç kardeş sevgi dolu, neşeli, iyi niyetli, imanlı biri olarak büyüdük.  Bu değerlerin hepsini annemden ve merhum babamın sağladığı imkânlarla elde ettik. Annemin duaları ve çabası boşa gitmedi. Annem istediği sonuca ulaştı. Elbette ki onun bizden beklentileri bu kadarla sınırlı değil. Önümüzde onu mutlu edecek daha nice güzel günler olacak. O günleri hep beraber yaşayacağız inşallah…

Bu hikâyeyi okuduktan sonra bana babasız büyümüşsün diye acımayın lütfen. Çünkü babam, genç bir kızı tacizden kurtarmak için, onun namusunu korumak için yiğitçe can verdi.  Onun sayesinde ben de kadınlar için savaşan, kadınların ve kız evlatların hakkını kimseye yedirmeyen biri olarak büyüdüm. Ona bir kere bile baba diyemediysem de ben onu görmeden sevdim. Babam hep kalbimde, onu kimse söküp atamaz. Onunla gurur duyuyorum. Canı pahasına olsa bile iyi ki o kızı kurtarmış. Ben babamı çok onu seviyorum. Ayaklarının altında cennet olan canım anneme de sonsuz müteşekkirim.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 229. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 229. Sayı