HaftanınÇok Okunanları
AYSUN DEMİREZ GÜNERİ 1
VILAYET GULIYEV 2
KEMAL BOZOK 3
HİDAYET ORUÇOV 4
İSMAİL DELİHASAN 5
Ece Türköz Oğuz 6
BURHANETTİN ÇAKICI 7
Hacı
Ahmetoğlu alıp eline asasını
Ve terk etti kalabalık şehri...
Şimdi aşıyor gevşek kumları
Yavaş ve ağır onun adımları.
—Ahmet, Ahmet, bu ihtiyarlıkta
Meçhul ve anlamlı yola çıkmayı isteyen sen misin?
Düşmanlar senin mallarına konacak
Unutacak seni aptal eşin.
«Bu gece Allah’ın çağrısını duydum,
Allah dedi ki bana: —Ahmetoğlu, kalk ayağa
Her şeyi unut, yürü, korkusuzca
Bana hamd etmeye git oraya,
Orada, dağların tozunu savurur kızıl kasırga,
Orada uçar tepeli kartallar
Bir at kişner, Bedevinin cesedi başında
Orada Mekke ve Medine var».
— Yalan konuşuyorsun Ahmetoğlu! Bir peygamber
Dinledi Allah’ı; solgun, ilham dolu
Keder ve endişe dünyasının elçisi
Ebedi ikametine uçtu,
Ama o yakışıklı, uzun boylu ve gençti,
Ve onun bineği mübarek bir attı.
Ya sen ... duymayacağız daha sonrasını
Tüyü dökük, aksayan eşeğini—
Dinlemiyor, inatçı ihtiyar, kararlı
Yürür gider, öfkelenir onun alaylı sözlerine;
Üzerinde yırtık bir cübbe, taze olanı,
Torbasında; mor, altın işlemeli,
Meşe bastonun dövmeli çelik sapı,
Pek rahat, yaşlanmış bir elde bile
Sarmış sarığını Şiiler gibi,
Ve on lirası meşin sandaletlerinde gizli.
Dün dağ eteklerinde uludu çakallar
Ve birinin gölgesi belli belirsiz aktı,
Bugün kendi aralarında sırıttılar
Önünden geçen üç serseri kılıklı.
Ama ne şeytan, ne hırsız, ne de orman canavarı
Dokunmuyor sakin hacıya,
Ve onun gecesinde, belki de sebep ay olmalı,
Uçuyor inanılmaz rüyalarda.
Ve her akşam, sanki hemen şimdi
Taşlı dikenli yolların sonu gelecek,
Altın Bağdat’taki, Basra’daki gibi
Desenli saraylar yükselecek.
Ve Kızıl alevlenen Deniz
Önünde al-mor parlayacaklar
Büyülü mavi-yeşil sürüler...
Ve böylece haftalar haftaları kovalar.
Ahmet çok yaşlı ve yolu çetin
Gece yarısı sisleri yoğun
Birazdan, dermansız düşecek tek söz diyemeden,
Yırtık cübbesine sarınmış, titreyerek...
Doğu şehirlerinden birinde
Akşamları, çınar ağaçlarının fısıldadığı yerde,
Kara sakallı bir müezzin
Ayetler okuyup, anlatıyor vadilerdeki hurileri.
O düşecek, ama ebediyyen uykusuz onun ruhu
Allah’ın kanatlandırması boşuna değil.
Bir sevgili gibi, bir çocuk gibi tutkulu
Bastı onu bağrına Azrail.
Ve şeytanlar, resuller ve melekler için
Müsaade edilen yolu açıyor...
O, bir insanın gücünün yetebileceği
Her şeyi yaptı ve mutlaka görecek Mekke’yi.
Mısır
Sanki eski kitaplarda bir resim
Akşamlarıma neşe katan.
Bu zümrüt ovalar
Ve palmiye ağaçlarının yayılan yelpazesi
Ve kanallar, kanallar, kanallar,
Kil duvarlar boyunca akıyorlar
Yıkayarak Damiet1 kayalıklarını
Pembe-ak köpükleriyle sular.
Öyle gülünç ki develer
Balık gövdeli ve yılan kafalı,
Ne kadar büyük, eski mucizeler
Rengarenk denizlerin derinliklerinden.
İşte sen Mısır’ı böyle üç kat
Göreceksin bu ilahi saatte... O zaman
Güneş, insan gününü yutuyor
Ve, sihirbazlık yaparak suyu içiyor.
Bu, Izis’in2 iyiliksever yüzü olmalı
Yoksa yükselen ayın ışıltısı mı?
Gerçekten de istiyorlar mı piramitler
Yükseklerin huzurunu bozmayı?
Bir sfenks uzanıyor tapınağın nöbet kapısına
Ve yukarıdan bakıyor, bir gülümsemeyle
Çölden misafir bekliyor,
Onları tanımıyorsun sen, muhtemelen.
1 Damiet : (Sebennit) Eski Mısır’da Nil nehrinin kollarından biri.
2 İzis: (İsis, Aset), Eski Mısır dininde büyük tanrıça.
Eski kriptanın3 rölik4 parçası değil,
Tıkırdamaya başlayan senin ayağının altında,
Mısır’ın bir başka ruhu var
Ve bir başka önemli bayramı,
Renkli bir fata morgana5 gibi.
Şehir görünür, şehrin üzerinde ışık;
Sultan Hasan Camii’nin üzerinde
Ay, oturmuş minarede.
Geniş ve sessiz teraslarda
Kadınlar altın örgülerini tarıyorlar,
Kara gözlü arkadaşlarına
Zencefil ve gül reçeli ikram ediyorlar.
Şeyhler dua ediyorlar, sert ve kasvetli,
Ve Kur’an duruyor önlerinde,
Fars minyatürleriyle bezeli,
Masalımsı ülkelerin kelebekleri gibi.
Ve şairler dörtlükler okuyor,
Yayılmışlar yumuşak kanepelere.
Nargile ve sıcak kahve önlerinde,
Akşamları serin kafelerde.
Burada boşuna değil, ülkeye dair
Dünyaca bilinen atasözü:
- Nil’den gelen suyu kim tatmışsa
Kahire’yi arzular, sonsuza kadar.
3 Kripta (eski Yunanca κρυptή “kapalı yeraltı geçidi;”) - ortaçağ Batı Avrupa mimarisinde,
tapınağın sunak ve koro bölümlerinin altında bulunan; azizlerin ve şehitlerin
röliklerinin gömülmesi ve sergilenmesi için hizmet veren bir veya daha
fazla yeraltı tonozlu odalar
4 Rölik: Hristiyanlıkta İsa, aziz ve azizelerle ilişkili ya da onlardan arta kalan
kutsal eşya ya da parçalara verilen isim.
5 fata morgana: Çoklu serap
Bırak, buranın sahibi İngilizler olsun,
Şarap içsin, futbol oynasınlar
Ve yüksek Divan’daki halife
Artık hükmetmesin kutsal isteklere.
Bırak, artık ülkenin gerçek kralı
Arap da, beyaz da olmasın, ama
Pullukla veya tırmıkla
Tarlada Afrika mandasına öncülük eden olsun.
Zira o, siltden bir eve sığsa da ,
Vahşi hayvanlar gibi, ormanlarda ölür.
O, kutsal Nil’in en gözdesi
Ve nehrin kendi asrından bir fellahtır.
Her yıl onun için dökülüyor
Bu sarı-kızıl dal-dal sular
Zengin tarlalara akıyor
O da üçüncü hasadı topluyor.
Ve çevreliyor akarsu yatağında
Keskin göğüslü taşlar
Beklenmeyen gece yarısı korkusundan
Ve Nubilerin kısa kılıcından.
Ama uykusuz çaylak da bilir:
Sadece bir tek nehirdir bütün ülke,
Yemyeşil çepeçevre sınırlarıyla
Ve bambaşka altın kumlarıyla.
Eğer bir leylek düşünüyorsa
Yerleşmeyi senin tarlana
Sen, İngilizce bir not yaz
Ve bağla onu kanadının altına
Ve ilkbaharda bir okaliptüs yaprağında,
Eğer leylek geri gelirse,
Sen selamlar alacaksın Mısır’dan
Eğlenceyi seven Fellahlardan.
Sudan
Ah, muhtemelen bu sabah
Çok daha yüksek sesle vurulacak davullara
Gerili timsah derisinden,
Çok daha yüksek sesle feryat edecek büyücüler
Kayalıklarında, Nubilere ait Nil’in
Çünkü sıkışıyor kalpler,
Alınlar ateşli ve gözler kararmış
Ve hayallerde canlanan bir iskele,
Güneşte kararmış denizcilerin sesleri
Beyaz köpükler içinde yeşil deniz,
Ve denizin karşısında Darfur vadisi,6
Orman galerisi Kordofan7
Ve muhteşem sularıyla Borno8
Şehirler güneşle aydınlanıyor
Sanki ambarlar var yeşil varoşlarda
Ve siyah eller gibi üzerinde
Yükseliyor göğe minareler;
Ve fildişinden tahtlarında
Kurulmuşlar, eskinin delileri gibi
Krallar ve Hükümdarları Sudan’ın,
Her birinin yanında, zincirli
Gözlerini kısıp, başını kaldıran Aslan
Ve yalıyor insan kanını bıyıklarından,
Her birinin yanında, cellat,
Oynuyor baltayla.
Kalın dudaklı, parlak yağlı bedeni
Bir efendinin ruhu kadar kapkara,
Parlak-kırmızı gömlekli.
6 Sudan’ın batı kesiminde bir plato.
7 Kurdofan: Kordofan olarak da bilinen, Sudan, orta kısmında yer alan eski
bir bölge. “Siyahlar Ülkesi” anlamına gelen Biladü’s-Sudan ifadesinden
çıkılarak kullanılmaktadır.
8 Bornu (Borno), Afrika’daki Sahel’in Sahra bölgesinde, modern Nijerya,
Nijer ve Çad topraklarının kavşağında bir ortaçağ devleti.
Önlerinde, köle tüccarları
Mallarını gururla taşıyorlar,
Kadınlar inliyor ağır tahta prangalarda
Ve gözbebekleri güneşte parlıyor,
Geçip gidiyor çölden öncüleri,
Takmışlar pahalı yeşil sarıkları
Uzun devekuşu tüyleri kıvrılarak sallanıyor
Altın parıltılı, atların ensesinde,
Ve Fransızlar kibirle geçiyor,
Temiz traşlı, beyaz giysiler içinde,
Ceplerinde damgalı kağıtlarla,
Görünce onları Sudan hükümdarları
Kalkıyorlar ayağa kendi tahtlarında.
Etrafta, bu geniş ovalarda,
Otların zürafayı sakladığı yerde,
Her şeye gücü yeten Tanrı’nın bahçıvanı
Kanatların gümüşi ipeğinde
Cennetin yansımasını yarattı:
Gölgeli korular geliştirdi,
Kaprisli mimozalardan ve akasyalardan,
Tepelere Baobablar9 dikti.
Ormanın galerilerinde, serin bölgelerinde,
Dor Tapınağı’nda10 olduğu gibi, aydınlık
Gürül gürül nehirlere yollar açtı,
Ve büyük bir sevinç patlamasıyla
Sessiz Çad Gölü’nü yarattı.
9 Baobab (Adansonia), ebegümecigiller (Malvaceae) familyasının Adansonia
cinsinden Afrika ve Asya’nın tropikal bölgelerinde yetişen, yapraklarını döken
ağaç türlerinin ortak adı.
10 Dor Tapınağı: Tempio Dorico, Pompei
Ve sonra, bir çocuk gibi gülümseyerek,
Komik bir şaka düşündü,
Burada topladı eşi-benzeri görülmeyen
Harika kuşları ve hayvanları.
Boya alarak, çölün günbatımlarından
Papağanların tüylerini resimledi
Daha beyaz yaptı fildişlerini.
Afrika’nın gökyüzü bulutlarından
Aslana altın bir kaftan uygun gördü
Ve benekli olanı, leopara giydirdi,
Gergedana kehribar gibi bir boynuz yaptı
Ve ceylana genç kız gibi gözler verdi.
Ve uzak yıldızlara gitti -
Belki, onları da fırçasıyla rengarenk boyadı.
Yaban hayvanları dolaşır, Tanrı’nın tayin ettiği gibi
Hep birlikte toplanırlar sulak alana
Ve muhteşem güzellikte olduklarını bilmiyorlar,
Onlar gibi olanı bir daha bulamayacağını
Avcılar da bilmiyorlar,
Sımsıcak öğle vaktinde gizleniyor
Bir çalının arkasında zehirli okuyla
Ve yenilmiş yaban hayvanın üzerinde çığlıklar atıyor,
Av dansıyla,
Ve Sudan hükümdarlarına sunuyor
Kendi en kıymetli avını.
Ama yakınlaştırıyor step sakinlerini
Arada çıkan çayır yangınları.
Gündüz, güneşin görünmez olduğu
Rüzgarda küller uçuştuğu zaman
Benzeri görülmemiş bir kızıl canavar
Alevler canlanıyor ovalarda.
Bu gün, sağır edici bir bayram
Baştan çıkarıcı şeytanın ayarladığı,
Kadına-ölüm ve oğlan kardeşe -korku!
Bu gün mümkün değil tanımak insanı
Kavrulmuş, kükreyen kalabalığın arasında,
Her yerde dişlerle, boynuzlarla dövülen
Tek bir şeyin bilincindeler: ateş!
Akşam… Artık ayırt edemez gözlerimiz
Beyaz kuşaktaki parlak ibrişimleri;
Bir işaret bu! Müslümanların yapması gereken işler var:
Abdest aldılar, Allah’ın huzuruna çıkmadan
Ya ormanda, nehir sularıyla
Ya susuz çölde, kumlarla.
Ve Kızıl Deniz’in huzur bulmayan
Çıplak kayalıklarından,
Yemyeşil dev dalgaların köpürdüğü
Atlantik kıyılarına kadar.