“Hakk’ın Sesini Duymak İstiyorum…”


 01 Kasım 2020



Geçenlerde iş birliği yapmak amacıyla hazırladığımız belgelere imza atmak üzere Azerbaycan Cumhuriyeti Büyükelçiliğine gittim. Başkentimizin yukarı tarafında bulunan ve Tüştük Magistral (Güney Çevreyolu) dediğimiz yerin havası temiz ve tabiatı da harikadır. Fakat o yörede bulunan Büyükelçiliğin dışındaki görüntüler yürek sızlatıyordu. Duvara iliştirilen fotoğraflar, resimler, yerde iki haftadan beri şehir sakinlerinin getirdiği bazıları solmuş yahut çoğu taptaze güldesteler, çelenkler dikkatimi çekti… O çiçeklerin hepsi şehitler içindi. 

Savaşın dünyayı huzursuz ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Böyle acıları en sevmediğiniz insan için bile dilemek mümkün değildir.

Bu şartlar içinde ortasını dağların ve denizlerin böldüğü uzak ülkede oturup sıradan bir vatandaş olarak öz kardeşlerine ve onun düşmanlarına ne denir? Haykırsam sesim ulaşır mı?  Duyarlar mı beni?  Bizim yapabildiğimiz tek şey günde beş defa Allah’tan bizim kardeşimiz için barış dilemektir. Bugünlerde Kırgız Cumhuriyeti Millî Yazarlar Birliğinin düzenlediği Dağlık Karabağ’la ilgili yazılan bütün manzum eserleri değişik dillerden Kırgız diline tercüme ederek baskıya hazır hâle getirildi. Kırgız yazarlarının edebî çeviri yapmasındaki amaç, bu etkinliğin savaşın verdiği kaygıyı derinden sezerek ömürlerin acımasızca söndüğü bir zamanda insanlığa seslenmektir. Onların hayatını etkileyen ve kaderi gereği zor zamanlarındaki duyguları vatandaşlarının yüreğine ulaştırmaktır. İçinde bulunduğumuz dönem, çatışmaların en ağır sınavlarının verildiği dönemdir. 

Esasen barış döneminde kardeş Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yazarlarıyla sıkı edebî etkinlikler ve iş birliği çalışmaları yapıyorduk. Kişisel olarak yaşadığım bir şeyler söyleyecek olursam 1996-1998 yıllarında Azerbaycanlı kalem arkadaşımız Salim, Kırgız şair ve rejisör kızı Damira Tilepbergenova, şair ve yazar Aysuluu Kököyeva ile birlikte Azerbaycanlı yazarların bazı eserlerini çevirmiştik. Bana da Azerbaycan halk ozanı Fikret Hoca’nın şiirleri ile yazar Reşad Mecid’in hikâyeleri düşmüştü. Bizim çeviri çalışmalarımız amacına ulaşmayıp da elimizde basılmadan kalınca ben de zaman zaman çıkan şiir kitaplarımın arka sayfalarına yerleştirdim. İşte bu iş birliğinin meyvelerini bu son 2-3 yıl arasında gördük diyebilirim. Böylece Azerbaycan şairlerinin şiirleri Kırgız dilinde yayınlandı ve Kırgız şairlerininki de kardeş halkın dilinde yayınlandı. Bizim bazı genç şairlerimiz Yazarlar Birliği başkanıyla birlikte Bakü’ye giderek kitapların tanıtım programlarına katıldılar. 

Azerbaycan edebiyatı ve medeniyeti her zaman bizim dikkatimiz çekmiştir. Üç yıl önce göreve atanan Büyükelçi Hidayet Orucev’in şiirleri Kırgızların meşhur şairleri tarafından Kırgız diline çevirisi yapıldı ve TÜRKSOY da büyük hacimli edebî bir kitap olarak bastırdı. Yine benim şansıma daha geçen günlerde Azerbaycanlı kadın şair Leyla Aliyeva’nın şiirlerinin çevirisini yapmam istendi. Büyükelçilikten arandım ve benden bir kitabın çevirisinin yapılması istendiğinde yazarının kim olduğunu bilmiyordum.

Büyükelçi Hidayet Bey onu sır gibi sakladı, ben de yazarın erkek mi kadın mı olduğunu sormak istedim ama daha fazla da merak etmeyeyim dedim. İkinci veya üçüncü kez sayın Büyükelçiyle oturup sohbet ettiğimizde ancak, (ben sonradan öğrendiğime göre benden başkaları da -Kırgız halk şairi Omor Sultanov ve şair Altınay Temirova’nın çevirdiği) şiirlerin şairi kıymetli Haydar Aliyev’in torunu, şimdiki Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kızı Leyla Aliyeva olduğunu duydum. İlginç bir duyguydu…  El yazısıyla verilen sayfaları düzenleyip tam çevirisini yaptım ve kendisinin de özel durumu nedeniyle düşünmeden ağır bir yükümlülük altına girdim.  Ona göre Allah’a sığınıp ona gönül veren şairin iç dünyasını anlamaya çalıştım, bu benim için çok ilginç oldu. Kitabı yeniden düzenledim. Öyle bir duyguluydu ki… Hidayet Bey ile anlaştık ve adını “Hakk’ın Sesini Duymak İstiyorum” diye koyduk. Kitap 2019 yılının Ekim ayının sonunda basılması düşünülüyordu ama pandemi sürecinde her türlü zorluğa rağmen bu yıl eylül ayında Kırgızca ve Rusça olarak basıldı.

 

“Hakkın sesini duymak istiyorum…” Şair dünyayı değişik biçimlerde tahlil ediyor:

“Cetvel var mıdır ölçmeye insanoğlunun aklını,

Hak (doğru) işleri ölçmenin de var mıdır birler cetveli.

Başlasın yeniden sesiz nakarat, ilginç bir bağırtı-çağırtı!

Sevgi yeniden bir tek bana gelir güven duygusu verir.” (a.g.e, s.26)

 

Veya: 

 

“Uzunca süre çay üzerine dedikodu yapıp

Oturur insanlar, söze kulak asarak!

Nedendir bilmiyorum, seni gelemez dedim, 

Geldin, hem de bütün ilkelerime uygun olarak!

 

Hayatına güvenmiyorsun hem de geçip gittiğine,

Geri gittiğine de… doğru, güvenmemek gerek!

Hayvanlar yaşıyor insanların içinde de,

Bölüp parçalayıp yiyebilir, insan dediğin kim ki!

 

Başka neleri bilirsin sen, fenadır bu,

Tasma takıverirse eğer kudurup!

Bak işte gölcükler denizin yerini tutmuş,

Gerekli olduğunda özgürlüğün yudumu!

 

Affet dostum, fakat hayat böyledir…

Büyüdüğünde çocuklar da alışır yalana!

Fenalıklara yakınlaştırır o “hüner”

Onun için özgürlüğü almaya güç yetmez! (s.30) vb.

 

İçinden dökülenleri yazan, gönlünün sırlarını bize açan şairin kapısında maalesef şimdi kan akan paha biçilmez ülkesi, oradaki sevgili yurttaşları hakkında neler düşündüğünü anlamaya çalışırken onun gönlünün derinliklerinde neler saklanıyordu acaba? Sadece sevgi gerek belki de o canlara!  Hepsi için hayatın zor bir dönemi bugün. Zaten Hüdâ’yı da bölüşmek istiyorlar! Gerekliyse bendeki bütün inancımı vereyim…” dediği mısralar muhteşem anlam derinliğinde savaşı yönetenlerin yüreğini de sızlatıp affeder belki. Özellikle kardeş Azerbaycan halkına, oradaki kalem arkadaşlarıma sağlam bir irade ve cesaret, bölgeye ve ülkeye barış ve huzur gelmesini diliyorum. Allah’ın nasip edeceği güzel günler gelecektedir. Hakkın sesini duymak istiyorum…”

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı