Halkın Zaferi ve Halkın Faciası


 01 Kasım 2020



Bu gün Azerbaycan hiç bir zaman olmadığı derecede birliktir. Bu birlik genetik özünü müdafaa ve milli teesüpkeşlik hissinin gelecek nesiller karşısında mesuliyet hissini silkeleyip uyandırıyor… Bu birlik şahsi düşmanlıkları, kini, nefreti, dedikoduyu, iftiraları bir kenara atıyor. Bakın televizyon kanallarına, gazete ve dergilere, sosyal ağlara; fikirler, düşünceler, istekler şahıslar için değil, halkın yararı için söyleniyor. Sevinç de, çaresizlik de, heyecan da tek bir kişinin değil bütün halkın sevinç ve heyecanıdır.

Eğer bu gün evladını yitirmiş ana “Vatan sağolsun.” diyorsa, eğer bugün evi ocağı dağılmış baba “Bu ev bark askerinizin tırnağı bile etmez” diyorsa  bu birliğin ahlakî ölçeğinin bir göstergesidir. 

Bizim çağdaş dünyamız çifte standartlar dünyasıdır.

 Kuzey İrlanda halkı, Büyük Britanya’dan ayrılmak, kendi ezelî toprağında müstakil yaşamak istiyor. Derhal devletlerin toprak bütünlüğünün değişmezliği akla geliyor. Katalonya halkı da ses vererek, İspanya’dan ayrılmak, kendi ezelî toprağında bağımsız yaşamak istiyor. Bu değişmez yaşamın bütünlüğünün elde edebilmek için dillerinde, gönüllerinde taşıdıkları duyguları ellerinde bayrak ediyorlar.

Ermeni milleti başka bir devletin arazisinde ikinci bir devlet yaratmak istiyor. Ancak aynı toprak bütünlüğünün değişmezliğini aklına getirilmiyor. Bir çok hallerde açık, ya da dolaylı müdafa olunuyor. Avrupa’nın büyük devletlerden birisinin yöneticisi bas bas bağırıyor “Azerbaycan Karabağ’ı işgal etmek istiyor.” diye.

 Avrupa’nın en geride kalmış ülkelerine Avrupa Birliğinin kapıları açılıyor, onlar Birliğe üyesi kabul ediliyor. Türkiye ise bin bir bahaneyle reddediliyor. İki NATO ülkesi Türkiye ile Yunanistan arasında gerginlik olduğunda aynı NATO ülkelerinin üyeleri yine ya açık, ya da dolaylı olarak Yunanistan’ı müdafaa ediliyor. 

Bu çifte standartlar dünyasında, korkmadan,  onlara uzlaşmadan,  halkının kaderi için siyasî  irade ortaya koymak, tarihî cesaret, özveri ve güven ister.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu siyasî iradeyi bütün setliği ve kararlılığı ile ortaya koydu ve Azerbaycan birliğine nail oldu. Ermenistan saldırılarına karşı yapılan savaş vatan muharebesine çevrildi.

İlham Aliyev, bu siyasi iradesini tüm sertliği ve kararlılığıyla göstermiş ve Azerbaycan'ın birliğini sağlamış, ermeni saldırganlığına karşı savaş Vatan savaşına dönüşmüştür. Bu savaştaki en büyük müttefikimiz gerçektir ve İlham Aliyev'in akıcı anadilde, akıcı İngilizce, akıcı Rusça konuşmaları bu gerçeği dünya toplumuna aktarmaktadır ve bu gerçeği bu çifte standartların yüzüne vurmaktadır.

Bu muharebede bizim en büyük müttefikimiz hakikattir ve İlham Aliyev Türkçe, İngilizce ve Rusca verdiği beyanatlarıyla bu hakikati dünya kamuoyuna ulaştırıyor, bu hakikati  çifte standartların yüzüne vuruyor. Bu beyanatlar  hakikatin zaferidir ve bizim cephedeki zaferlerimiz de bu hakikatlerin tastikidir.

Cebrayil’in, Hadrut’un, Füzuli’nin, bir çok köylerimizin işgalden azat olması aslında Azerbaycan’ın yeni tarihinin başlangıcıdır ve Ermeni şovenizminin bütün çırpınışlarına rağmen, Azerbaycan kendi toprak bütünlüğünü elde edecektir. 

Halk galip gelecektir. 

Ancak bundan sonra da Azerbaycan’ın zaferleri davam edecek. Siyasi zaferler, kültürel, bilimsel, iktisadi zaferleri ve Azerbaycan medeni bir Avrupa ülkesi gibi dünyadaki saygın yerini daha da sağlamlaştıracaktır. Daha da nüfuz ve saygınlık kazanacak keza o siyasi iradenin ölçeği geniş ve çok yönlüdür.

İlham Aliyev'in ifade ettiği bu siyasî irade, halkı ordu için bir güven yeri, halk için de orduyu bir güven yeri haline getirdi. 

Xudafer’in körpüsü, Azerbaycan'ı tarihî geçmişiyle yeniden birleştirdi. 

Bu siyasî irade Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliği de daha güçlendirdi ve ilişkiler daha pratik, elverişli ve daha gururverici hale geldi. 

Her bir atasözünün kendisini asırların imtihanıyla kanıtladığını çok iyi biliyoruz ama bakın, "Bir millet, iki devlet" kelimesi kısa süre sonra hem Azerbaycan'da hem de Türkiye'de bir atasözü haline geldi ve bugün Ulu Önder'in söylediği bu atasözü yeni anlamlar kazandı, ilişkilerimize yeni ve sıcak bir soluk verdi.

Bugünlerde haberlerde okudum, yazılana göre Ermenistan’ın tanınmış gazetecisi  Yeva Abramyan, Gence’ye roket atılırken çocukların ve kadınların katledilmesinden sevinç duyarak orduya yaptığı çağrıda demiş ki  “Azerbaycan’ın sivil halkını daha fazla katletmek, onlara daha fazla roket atmak lazımdır.” Doğrusu, bu çağrı bana çok tesir etti… Nefret maalesef bir kadını, yani bir anayı yırtıcı mahluka çevirmiş.

Ve kadınları yırtıcı mahluka dönüştüren bir ulusun, ebediyen mağlup bir millet olduğunu düşündüm.

Halk için bundan daha büyük bir trajedi olamaz.

 

18 Ekim 2020 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı