HaftanınÇok Okunanları
Coşkun Haliloğlu 1
Ahmet Kartal 2
Serdar Dağıstan 3
ŞADİKUL HEMRA 4
Kardeş Kalemler 5
Aygul S. TÜRİKPENOVA 6
KEMAL BOZOK 7
Suriye'de, 2010 yılında bir kış sabahıydı. Altı yaşındaydım ve etrafımdaki olayların farkında olmaya başlamıştım. Adım Hansa Al Rabia. En sevdiğim oyuncağım bebek oyuncaktır. Gittiğim her yere onu taşıyorum, onu çok seviyorum. Annem Fatima, yirmi dört yaşında ve güler yüzlü, güçlü, genç bir kadın. Babam Hasan, yirmi altı yaşında ve bizi çok sever, işten geldikten sonra hep bizimle oynar. Bir kardeşim var, onun adı Salman. Salman beş yaşında ve bazen çok sıkıcı olabiliyor ama onu da sevdiğimi söyleyebilirim.
Birkaç gün önce bahçeli bir evde oturuyorduk. Hep temiz su, temiz ortamda, yeterince yiyeceklerimiz vardı. Baharda bahçede oynayıp yemekleri hazırlayan annemle çiçekleri topluyorduk. Şimdi orada yaşamıyoruz çünkü yaşadığımız yerde kötü şeyler olmaya başladı. Bir çadırda yaşamaya başladık. Her yer kirliydi. Çamurlu caddeler, çadırlar, kirli hava ve günlerdir yıkanmayan giysileri giyip orada oynayan çocukları görebilirdiniz. Böyle bir caddenin sonunda bir odalı çadırda yaşıyoruz, iki hırkamız var ve eski evimizden birkaç parça eşya almayı başarabilmiştik.
Annem bizim önümüzde babamla gülüp eğleniyor, bize masallar anlatıyor ama ben gece onun ağladığını duyuyorum. Sabah sorduğumda ağlamadığını, güldüğünü söylüyor ama öyle olmadığını biliyorum.
Bu serin sabah kalkıp doğru anneme koştum, söylediğimiz mutlu şarkıyı söylemeye başladım sonra durdum. İlk defa onun yüzünde hüzünlü ve endişeli bir bakış gördüm. Bana bakıp zorla gülümseyerek eşyalarımızı bir valize koymaya başladı.
“Ne oluyor, anneciğim?” diye ağlarken ona sordum.
“Ne oluyor, güzel annem benim?”
Aniden uzaklarda bir yerde patlayan bombanın sesi duyuldu. Bu sese alışmıştık. Bizim mahallede patlamadığından emin olduğumuz için fazla endişelenmemeye çalıştık.
“Gitmemiz lazım, Hansa’cım. Uzak bir yere gidiyoruz ama sen hiç korkma canım kızım benim. Tamam mı? Git kardeşini ara, hemen gelsin! Hızlı ol! Baban yanımıza gelir gelmez gidiyoruz, tamam mı?”
Bebeğimi alıp koşmaya başladım, kardeşimi arıyordum. Her yere baktım. Ağladım. Ona nasıl söyleyeceğim? Artık hiçbir zaman bu caddelerde koşamayacağımızı, buradaki çiçekleri anneme toplayamayacağımızı nasıl anlatacağım? Rana’ya sordum Salman’ı gördün mü hiç, diye. Emin’le gittiğini söyledi. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Onu hemen bulmalıydım. Annem bizi bekliyordu.
Bir şey yolunda değil, hep bombalar atılıyor, hep çığlıklar duyuluyor. Salman’ım hiçbir zaman başka mahalleye oynamak için gitmez, hep bizim çadırımızın yakınında oynardı. Dar olan caddelerde Rüşvid’i, Ammar’ı, Yusuf’u gördüm, ama o yoktu. “Emin başka mahallede oturuyordu.”, diye düşündüm. “Sanırım Salman şimdiye kadar çadıra geçmiştir.”
Akşam olmaya başlamıştı ve koşarak çadıra döndüm. Çok tuhaf... Hiç kimse yoktu. Ne annem ne babam ne de Salman vardı. Yalnız kalmıştım. “Anne!” diye bağırıyordum. “Annem!!Babam! Salman!” Rana teyzem geldi ve bana sarılarak sakinleştirmeye çalıştı. “Teyzeciğim, annem nerede? Babam? Salman? Rana teyze, Allah aşkına, söyle bana!“
Beni alıp annemin ve babamın olduğu yere götürdü. Onların yanında ağladığı belli olan Emin’i gördüm ama küçüğüm yoktu. “Salman nerede anne? Günlerdir bana öğret diye yalvardığı şarkıyı bu gece öğretecektim ona. Kardeşim nerede? Aradım ama hiçbir yerde bulamadım, yok yok!” Bana bakıp sustular.
“Hansa’cım, kardeşin cennetin kuşu oldu. Senin için çiçekler topluyordur.” Diyerek annem bana sarılıp ağlamaya başladı. Babam göz yaşlarını içine içine akıtarak “Bu gece yola çıkıyoruz Hansa.” dedi.
Bağırdım. “Hayır! Çiçek toplamasın bana. Buraya gelsin. Ona hiçbir zaman sıkıcı olduğunu söylemem. Şarkımızı öğretirim. Onunla oyunlar oynarım. Yeter ki gelsin. Ne kadar süre annemin kucağında annemle ağladım bilmiyorum dalmışım. Uyandığımda mahallemizin imamı yanımıza gelmişti. Ona çok sevdiğim oyuncak bebeğimi verdim.” Salman’ın yanında kalsın, bizim onu unutmadığımızı bilsin.” dedim.
Babamın omzuna yaslandım. Bitkin ve yorgundum. İmamın bir şeyler anlattığını duyuyordum ama anlayamıyordum. Kafamın içinde sürekli bir uğultu vardı. En son annemin eşyaları hazırlandığını gördüm. Uyandığımda başka bir yerdeydik.
Ben değişmiştim, eskisi gibi değildim. Sanki hava hep hüzünlüydü, her yerde Salman’ın sesi, gülüşü, ayak izleri var gibiydi.
Şimdi üzerinden on üç yıl geçti. Annem, babam ve ben bu yıl memleketi ziyaret edebildik. Almanya’dan uçakla gelip mahvolmuş halde olan mahallemizi gördük, tanıdık kimse yoktu. Hepsi farklı yerlere göçüp gitmişlerdi. Belki de ölmüşlerdi. Caddelerden geçerken çocukluğumun seslerini duyuyordum. Yıkık evler çocukların kayıp sesleriyle acı bir şekilde yankılanıyordu.
Mezarlığa doğru ilerleyip Salman’ın mezarını aradık. Üzerinde eskimiş, rengi solmuş ama yok olmamış oyuncak bebeğimin bulunduğu küçücük bir mezar bulduk. Salman’ın yattığı yer.
Dizlerimin üzerinde eğilip o küçük mezar taşına sımsıkı sarıldım. Ona öğretmeye fırsat bulamadığım şarkıyı yıllar sonra ilk defa söylemeye başladım. Şarkıyı Salman’a söylemeye baladım. Şarkıyı Rüşvid’e, Ammara, Yusuf’a, Emin’e söylemeye başladım.
Salman ve savaşın tüm çocukları sessizce son defa söylediğim şarkımı dinlediler.
(AYB Balkanlar Online Hikaye Atölyesi, Haziran 2021)