Harezm’de bir sabah


 15 Ekim 2026

Harezmli Kamarat gülümsüyor  
El işlemeli yazmasından  
İnce bir hüzün dökülüyor  
Bunlar, Tahir ile Zühre.  
Adını koyuyor koyu bir ışığın altında,  
Adını aşka kurban ediyor.  
Şehrin yollarını çevreliyor  
Buruk, eski bir sarı.  
Özbek valsi çalıyor  
Bir kasetin ortasından.  
Bir yaranın içini oyuyor  
Yorgun hakkak ustaları.  
Harezmî, elleriyle dokuyor
Aşktan hüzünlü simaları.
Gülümsüyor Kamarat,
El sallıyor arkasından
Tahir ile Zühre’nin
Belki de ağlıyor, kim bilir?
Aşktan yaralıdır yamaları.

 

İnce Bir Ağıt
Ölmeyeceğiz inan
Keder kokulu bu toprak,
Şu yetişmeye çalıştığımız
Şu yakın olmayan
Şu uzak
Şu asırlık yeryüzü.

Yüreği dağlı, sözü yaralı
Bir abdala malumdur
Yanmanın bu türlüsü.

Uyandırsın diye toprak
İnciteceğiz kalbini
Dağların, taşların, kuşların.

Kısa bir yol olacak gidilmez,
İnce bir ağıt;
Adı acı, tadı acı.
Bir cümlede bitireceğiz
Bir cümlede
Herkes herkese yabancı.

Ölmeyeceğiz,
Ne sandın?
Uyanacağız bir sabah
Aklımızı yitireceğiz.

Kendimden yokuşlar

Ben uzağım vadilere,
Sonsuz boşluğa uzağım.
İki adım öylesine açılmalı pencere
İki arşın ötesine alışmalı ayağım.

Kısayım uzun boylu yollardan
İnce uzun sulardan kısayım.
Nemrutluğuna kırgınım zamanın,
Ellerinde bir arşınlık tasayım.

Geçiyorum uçar ayak
Büyük gürültülerden.
Kanatları kısa kalan
Bol kederli bir kuşum.
Dağa değil, taşa değil,
Göğe ait değilim
Suya ait değilim.
Ben kendime yokuşum.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 238. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 238. Sayı