HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
KEMAL BOZOK 2
SEYFETTİN ALTAYLI 3
İSMAİL DELİHASAN 4
VILAYET GULIYEV 5
Ece Türköz Oğuz 6
Kardeş Kalemler 7
Selime ablanın işe gitmeye hazırlık yapan eşi kapıdan çıkarken:
“Sen bugün evde misin yoksa bir yere çıkacak mısın?” diye sordu.
“Sabah Fadime abladan bir haber almak istiyorum. Gece kapısı önünde ambulans beklediğini gördüm. Bir şey oldu herhalde... Nasıl olduklarını merak ediyorum.”
“Ne olacak o Fadime’ye? Fadime hep aynı Fadime! Bu gece gene bir ölmüş tekrar dirilmiştir!” diyerek güldü.
Kocası komşu Fadime ablanın hileci ve her zaman şikâyetçi huya sahip olan bir kadın olduğunu ta Kırım zamanlarından beri biliyordu. Onlar o zaman aynı köyde otururlardı. Ne kadermiş ki, Özbekistan’da da komşu olmuşlardı. Bu kadının annesi de aynı kendisi gibi hep her şeyi abartmaya severdi, söylediklerinin üstüne birazcık yalan da katardı. Kötülüğünden değil, cahilliğindendi böyle bir tabiatı. Bunu herkes bilirdi.
“Tamam, git bir haber al. Evet, gece yarısında boşu boşuna doktor çağırılmaz.” diye evden çıktı eşi.
Selime abla erkenden kocasına öğlen yemesi için bir kaç tane çiğbörek kızartmıştı. Artan kıyma ve hamurdan daha bir kaç tane yapıp bir tabağa dizerek, diğerini de üzerine kapaklayarak temiz bir beze sardı. “Hasta ziyaretine boş elle gidilmez.” dedi içinden.
Selime abla evi karşısında olan komşunun kapısını çaldı. Kilitli olmadığını anlayınca içeri girdi. Evin sağ tarafına kurulan ahırdan:
“Allah belânı vermesin! İnek olmuş bu da! Çek şu ayağını! Çek dedim!” diye mırıldadığı sözler duyuldu. Selime abla o tarafa yaklaştı:
“Fadime abla! Ne yapıyorsun orada?”
“Ne yapayım? İneğin altını temizliyorum.”
“Sana mı kaldı bu iş?”
“Başka kime kalacak ki? Bu evin tüm işleri bana kalıyor! Bir Allah’ın kulu işin bir ucundan tutayım demez ki!”
Aslında gerçek durum farklıydı. Fadime ablanın çocukları çalışkan, tuttuğunu koparan mütevazı insanlardı, tıpkı babası İbram ağabey gibi. Selime abla bunu zaten pekiyi biliyordu. Fadime abla ise tabiatsız olduğundan dolayı iki de bir mırıldandığını bildiğinden ona itiraz etmek istemedi.
“Hadi, Fadime abla, gel, ben sana yardım edeyim. Sen otur şuracıkta, ben temizlerim” dedi Selime elindeki tabakları dışarıdaki masa üzerine bırakıp.
“Al, kardeşim, al. Sen bana göre gençsin, sağlıklısın.” diye küreği Selime ablaya uzattı. Kendisi de masa başındaki sandalye üzerine oturdu.
”Allah sağlık sıhhat versin sana! Sağolasın, canım benim. Sabahtan beri canım çıktı. Ne belim tutar, ne elim.”
Fadime abla pek yaşlı sayılmaz, merdiveni daha yeni altmışlara dayamış bir kadındır, fakat kendisine fazla saygı istediğinden yaşını bayağı büyük göstermeye aşırı hevesliydi. Şimdi işi kendinden küçüğe buyurduğundan hem de sandalyede rahatça oturduğundan çok memnundu.
Selime abla temizliği bitirince Fadime ablanın yanına gelip oturdu.
“Kız, Selme, bu da nedir, ya?” - diye sordu Fadime abla çiğbörek kokusunu alınca.
“Hasta ziyareti. Sabah yapmıştım.”
“Pek yaman kokuyor!” dedi kadın. Sarılmış çiğbörekleri açarak bir tanesini yemeye başladı.
“Peki İbram ağabeyim nerede? Bu işleri o yapardı ya?”
“Nerede olacak o? Yatıyor hâlâ. Biliyor musun, bana ağır iş yapmak hiç yaramıyor da, göbeğim düştü.” diye yanıt verdi Fadime abla ağzındaki yemeği çiğneyerek.
“Yapma ya… Ne zaman oldu?”
“Çoktaaan! Çocukluğumdan beri çekiyorum. Ağır kaldırmak yasak, ağır iş yapamam... Ama bak, işte, kime kalıyor bu işler...” diye çiğböreğine devam etti.
İki tanesini yiyince ellerini önlüğüne silerek:
“Kııız! Bu gece ne oldu da, ne olduuu!” dedi Fadime abla biraz Selime tarafına yaklaşarak.
“Ne oldu Fadime abla?”
“O kadar fenalaştım, o kadar fenalaştım ki! Butün gece uyku girmedi gözlerime!”
“Öylemi? Kalbin mi sıkıştı, yoksa?”
“Ay, Selme’ciğim! Nerem sıkışmadı ki… Öldüm dirildim, öldim dirildim!”
“Allah, Allah!”
“Yaaa! Bu kez kesin giderim sandım! Göbeğimden tutturdu, el ayağım titredi durdu! Yaaa!”
“Ay, Allah’ım! Demek, bunun için mi gece doktor çağırdınız? Sabahtan da şu sığır altında… Biraz dinlensen olmaz mıydı?”
“Doktor mu? Yok! Ben doktor moktor çağırmam. Şimdiki doktorlar ne anlar? Bir kere göbeğim düştü dediğime: “Tıpta öyle bir şey yok, uydurmayın!” dediler. Bir daha gözüm görmesin onları!”
“Öyleyse, ambulansın kapınız önünde ne işi vardı?” diye düşünceye daldı Selime abla.
“Haaa… onu çocuklar İbram ağabeyin için çağırmışlardı. Halsizleşti biraz. Şu gelen doktor enfaktüs maktüs tehlikesi falan var dedi. Onun da ne maraza olduğunu bir bilsen! Kim bilir neler uydurmuşlardır.
“Enfarktüs tehlikesi… diyerek sesli düşündü Selime abla. Fadime abla ise onu hiç dinlemedi. O her zaman sırf kendi derdi peşindeydi.
“Hadi, gel içeri, birer kahve patlatalım!” dedi kadın.
“Yaaa… İbram ağabeyi rahatsız etmeyelim, başka sefer gelirim.” diye evine dönmek istese de, Fadime abla ısrar etti.
“Hadi, hadi, kırma beni!”
“Peki, madem, geleyim o halde.”
Kadınlar hem koridor, hem mutfak olarak kullanılan haneye girdiler. Hasta İbram ağabeyin rahatını bozmak istemeyip musafir olmaktan çekinen Selime abla girince ne görsün? İbram ağabey önlük bağlamış ocak başında tencereyi karıştırıyor! Benzi soluk olduğu belli, ama kadınları görünce tebessüm etti ve:
“Gel, Selime, gel. Geç, otur.”
“Nasılsın, İbram ağabey, bir şeyler duyduk?”
“Ne olacak ona? Turp gibi, maşallah görmüyor musun?” diye katıldı Fadime abla.
“Hmm! Ne diyeyim, bizim yaşımızda ara sıra olur böyle şeyler... Sizler ne yapıyorsunuz?”
“Asıl sen kendin ne yapıyorsun burada? Tencerede neler karıştırıyorsun?” diye gene sokuldu lafa karısı.
“Eee, şöyle bir kıymalı yemek yapayım dedim. Yatmakla gün geçmez. Sana da bir kolaylık olur. Bu ara işlerin arttı zaten. Yorulma dedim.”
“Ha! Çok iyi. Öğlen yemeğimiz de hazırmış demek.”
Selime abla bu esnada kendisini daha ziyade rahatsız hissetti ve:
“Ayyy! Benim kazanın kaynadığını unuttum, ateşini indirmiştim ama...” diye bir sebep uyduruverdi. Telaşlıymış gibi hareket ederek vedalaştı ve aceleyle evine döndü.
(AYB Balkanlar Çevrim İçi Yazarlık Atölyesi, Mart 2026)