Hayallandı Bir İnsan


 01 Şubat 2019


Baba, dizginin hala var,

Atını hiç görmedim.

(Reis Tülekov).

...Ama kim için de,

Hayatın en sonu öncesinden olsa da

Palto şeklinde parlak bir misafir 

Fakir hayatı biraz  canlandırdı.
                                                   N. Gogol

                                                   Askeri palto

 

At hakkında ne zamandan beri hayal kurmaya başladığını İlyas kendisi açıkça hatırlamıyor. Belki, çocukluğunda. Onunla aynı yaşta olan arkadaşlarının  hepsinin, diyelim ki, babalarının atı oldu. O zaman atlar kolektif çiftlikte temel çekme gücüydü. Ve İlyas’ın babası öldüğünde çocuğa sadece yedinci yaştı. Aynı zaman babasız kaldı, başka yaşıtları gibi cebine bir dilim ekmek koyup çayıra at alıp dönmek gitmekten de, ata binip yürümekten ve babalılık oluşturan başka hayat zevklerinden de mahrum edildi. Şu vakitten beri niçindir İlyas’a, at kızağına ya da arbaya oturup, dizgini çekmeverip, kemer çubuğu patlatıp: ‘hadi.’ – diye, duran yerinden atını oynaklatıp çıkıp giden Rehimyen dede gerçek erkeklerin örneği gibi görünüyordu.

Son yirmi yıl içinde yeni ekipman ile sağlanıp gelen kolektif çiftçilik attı köy hayatınan yavaş yavaş ... çıkarmıştı gibiydi. Sular geri akmazsa, zaman geriye gitti. Ne zamandır расцветать, fakat şimdi satılıp, dağıtılıp, bölüşüp ve çalındırılan ‘İliç mirasları’ çiftliğinden birkaç birim traktör ve altmış-etmiş baş inekten başka, reis, muhasebeci, bikaç uzmanda ve bazı acı ınat, mağlup побежденность ya da ‘ama belki’ diye umut ile hala çiftlik üyeleri diye çağrıya называться memnun olup yürüyen bir düzineden daha çok insandan başka hiçbir şey kalmadı. Ve yirmi birinci yüzyıl başlangıçından köyde at yeniden refah ve zenginlik göstergesine, köylu yaşam biçiminin tam çaresine dönüştü.

Gözlemci kişiler şöyle özelliği отметил: televizyonda bilgisayarların yeni modelleri reklamlanan һайын, köyde attın sayısı çoklandı. Ama bu özelliğin özünü kimse anlatamadı...

İlyas’ın rüyasına at hiç girmedi. Fakat kulağına geceye yazki çayıra тышаулап ебәргән attarın zil sesini çok duyuldu. Özellikle son dönemde. Az vakit değil, kendi atı hakkındaki şu hayali ile yaşamaya başladığına iki yıldan fazalaydı. Önce sadece kendi başına hayal etti. Sonra açıktan açık söylemiyor, sadece söz arasında beceriklep başkalara sözle çakmaya çalıştı. Karnının babası hiçbir söz bile söylemedi, belki demetinin кинәйәһен düşünmedi, veya düşünse de, ne diyeceğini bilmedi. Yaşlıyı anlamak mümkün, kendi hisleri başından geçmiş. İlyas’taki kızından hariç  başlı-gözlü olmuş, Rusya’nın hep taraflarında yaşayan binlerce köy halkı gibi, her günü hükümeti azarlama ile başlayıp, Allah’tan sorma ile tamamlayıp koyan daha üç oğlu, iki kızı var. Her birisinin sorunun kalbine yakın almaya başlasan...

Karnı ise: «İç savaşında katılan dedendin kanı uyandı mı, süvari?» – diye güldü. Onun gülmesine hiç te kızmadı İlyas, sadece , “süvari” sözünü bildiğine şaşırdı.

Sadece gelecek yıl okula gidecek çocuğu içtenlikle desteklep, sevinip kabul etti onun hayalini. Bu nedenle İlyas babasından kalan  ambardan bulup, temizlep, yağlap, düzenleştirip alan kemer dizgini sadece oğluna gösterdi.

Nereden gelip çıktığı bilinmeyen ve bir şekilde korunup kalmış dizgin büyün gibiydi. Sadece dizginini değiştirmek lazımdı, onu fare acıtmıştı. Tutup denemeye bile verdi. Çocuğa dizgin hakkında annesine anlatmaya gerekmediğini söylemedi. Yasaklasan, tersine, gerçeği söylemeye koşacak. Fakat hızlı unuttu. Tabiiki, kişi lafını dinlep hayalinden vazgeçmek seviyesinden geçmişti o. Ama bu görevin bir sorunu vardı – kesme hayal toynaklı-yeleli gerçeğe dönüştürmek için para gerekyordu. Tamamen parçalanan kolhozdan ve, her gittikte, birşeyi sormasındar gibi diyip, daha hızlı yokluğundan şikayet etmeye başlayan ağabey-kardeşten yardım umut etmek mümkün değilgi. Sadece kendi gücüne inanmak kalıyor...

İlyas ilk önce kendisi yapmaya çalıştı. İyi ki elleri iş biliyor. Bir kışta sekiz atlı kızak, yirmi çift тәртә yaptı. Onları tahile değişrirdi, tahilini değirmende eziyetip, ununu emeklilere dağıttı ve emeklilik veren günde postacı kız ile birlikteyürüp parasını topladı. Ama bu parasını İlyas eşi uyuduğunda, sigara içmek bahanesi ile dışarıya çıkıp iki gece sayabildi – yarım yırdan fazla ödenmeyen elektrik borcunu ödemek zorunda kaldı. Komünüzm– sosyalizm artı elektriklenme, – diye söylemişlerdi okuldayken. Önce onu sen ve ben çalışan traktör ile birlikte  ‘sosyalizmı’ndan mahrum ettiler. Şimdi gelip, sabah erken basarak, ikincisini parçalarız diye korkuttular.

O da bir yaz sırık gibi boya büyümüş. Kadını ile bir akşam oturup, zavallı çocuğu sandalyeye durdurup, geçen yıldaki giyimlerini giydirip, ‘belki bu yıla uyacak’ diye ikisi etrafında yürüp, çok defa etek-kolu çekip bakmadılar, giyimler kadının aynı okul забота ile yorulan yengesinin çocuklarını sevindirdiğinden başka çare yoktu. Bu şekilde olacak hayalin ondan iki parçasın тәшкил gerek para Çin halkının aydın hayalin gerçekliştirmeye gitti.

Yaz gelince, bütün köy erkeklerini şaşırtıp, kuş kiraz ağacını тиреп, hazırlacılara vermeyi çalıştı.Yalnızlara çobanlık ta yaptı. Semt merkezine gidip, eğitim yönetimi başkanının yeni evine ek bina da inşa etti. Ama var yok kazandığı ağustos sonuna pazarda biraz Başkurdca, biraz Özbekçe, çoğunlukla Rusça konuşup belli olmayan milletli satıcı kadın yardımıyla Çın ekonomisini yükseltmeye gitti. Başka çare yok, kızı okula hazırlamamak olmaz.

Toplam yaklaşık iki yıl zayıflandıktan sonra (yorulduktan sonra), eşine ibadetten başka çare kalmadı İlyas’a. Bundan bir kaç yıl önce, çok toplandıktan sonra, akrabaların yardımıyla iki inekli olmuştular. Eğer...Olacak sohbete iki hafta hazırlandı. Çok düşündükten sonra, olacak belirleyici konuşmanın vaktini ve yerini hesapladı ?Banyoda soylemek istedi. Tasarlanmış gündü odunun sadece kurusunu seçip, banyoyu iyice ısıttı. Gün boyunca dürüst ефетенә yanlıştan düşünmeyerek, vaktinden önce bundan şeytanın dağıtmasından şüphelenip, eve girmemeye çalıştı. Hayvanlara bile bir kere küfür etmedi.

Biraz ебенеп-йомшарынып, bir kere yıkanıp, başlangıçta çok banyo için amaçlanmazsa da, halk göreneğine dönüşmüş başka gerekli prosedürları yapıp, bütün işi yıkanmaya? Geçip uzaktan söz başladı.

– Dün akşam, diyorum, o Nigemet ağabey at егеп, karını ile килештереп ikisi oturup, misafirden dönüyorlardı...

– İşleri yoktur, bu nedenle misafirden misafire geziyorlar. 

‘Bu şöyle olmalıydı’.

– Biz, diyorum, misafirliğe toplansak ta, iş için gidelim desek, çok eşya alıp Çingeneceler gibi...

– Öyle de.

‘Şimdilik anlamıyor’.

–Biz, diyorum, at alsak...

– ‘Güzel sçzlerine teşekkürler’.

– Risk edelim mi, diyorum.

– G...nü göstererek alacak mısım?

– İneği satsak mı..

Karınının cevabı anlamını hızlı bekledikçe, sadece hacim ve derecesi beklendikten daha çok oldu gibi. İki taraftan şimdi sağ olup, bu güne kadar iş ve hareket yaparlık sadece akrabaları değil, çıktan hayattan giden yedi nesili tamamen sayılıp , kimin kim olmasına detaylı inceleme verildi. Liste dolu olsa da, değerleendirme çok haklı değildi, yapacak birşey yoktu, hayal kurbanı talep ediyor. İlyas dağandı. Sadece o değil, her vakittaki gibi, şu listeye kadının tarafın da ekleyip, kendilerice özellikler vermek yerine, gerekli seviyede durma tutup, (hatta) can parçasının тасына su çekip verdi, hiç bir şey duymamış gibi
– Anlıyorum tabiiki, sadece şaşırdığımdan diyorum... – diye devam etti. Hazırlık iyidi, şeytan alsın!

Akrabaları saymak ve onların sıfatlarını açıklamak hakkında ilk monoloğa girmeyen ilaveler ile kocasının yeni argümanlarına haklı контрдәлилдәр hazırlap oturan kadın böyle cevaptan tamamen kaybedildi. Kaç yıllardır böyle durum olmamıştı! Genellikle, böyle әйтеш uzun zaman geçiyordu: söze – söz , cevaba – cevap, söz olmazsa da – hala ceva, kim daha acı, kim daha çok ve ağır söyleyebilir. Başkurt Dilinin söz zenginliği yetmezse, Rusçaya geçiyorlardı. Hayır, birbirini daha da fazla göremediklerinden  ve birbirinin yoğuna çıkmaya çalışıp aşağılama değil, sadece basit böyle mucize? sonunda, söylemek isteyen sözleri söylep, бушанып, бермә-бер kolaylanıp sarılıp uyuması zamanları olmadı değil. Ah, bir gün gelip bütün ülke başkanları herhangi yapay diplomatik kanunları kenara bırakıp, şimdiki karı koca gibi söyleşmeye, konuşmaya öğrenecekseler, yerde bütün askerler işsiz kalırlardı da...

Bugün alışılagelmiş yönetmelik bozuldu. Hiç bir şey anlamayan kadın ayrıca söz edemeyip, çok sabunlanmış tutamını kocasına verdi ve arkasını koydu. 

Daha at hakkında kimse konuşmadı. Dönüp, balla mercanköşklü çay içtiler. İlyas’a karısı gece niçindir gündüzden daha çok yaklaşıp, daha yakın uzandı gibi geldi. Sadece öyle gelmiş ...

Daha üç defa banyo ısıtlatana kadar vakit geçtikçe, at almak sorunu pozitif karar verildi, sadece iki kere buzağı olan ineğin boğazına gerektiğinden daha önce pıçak dayandı.

Daha bir hafta sonra ahırda iki yaşlı тай duruyordu. İlyas bundan sonra sığırcığı yanından ayrılamadı. Besledi, içirdi, altını temizledi. İki haftadan етәкләп һуғарырға götürmeye başladı. Düzden nehire düşüp olsa da, o юрамал köyü geçerek , kenardaki geçite götürdü sığırcığın.

İlyas bu günü beklep, iki yıldan fazla uyuyamadı, hadi, şimdi diğer köylüler uyumasın. Bir ay sonra çayıra gitti. Atını halatlap, halatın bir kenarını ayağına bağlap, oturdu. Sonra uzandı. 

Sığırcığının hırt-hırt ot yolma gönlüne zevk veriyor, tatlı bir melodi gibi duyuluyordu. Gökte yüzen bulutlara ne kadar текләп uzansa da, onları hiç birşeye benzetemedi. Fakat eskiden ata benzetmeye çalışıyordu.

Siğırcığı sahibine alışmaya başlarken, çit arkasındaki çayıra çıkarıp bağladı.  Ama hala eve dönmüyor, sigara içerek uzun zamandır oturuyordu. Sadece geceye onu götürüyordu. 

İlk defa atını ipe başlayıp bırakan gece iyice uyuyamadı. Geceyi zorlukla geçirip iki kere çayıra gidip döndü. Sadece gündoğumundan önce uyumuştur. Kalktığında güneş doğmuştu. İlyas karısı görmediğinde masadaki bir dilim ekmek alıp cebine koyup, йүгәнен omuzundan bırakıp, ‘Acele et, ерәнем’ düdüklep, çayıra gitti. Ama yetişince ne at, ne bağı vardı...

Uzun zaman aradı sığırını. Köy konseyinde polise gitmesi lazım diye söylediler. Poliste, tarlada kaybolan sığırı aramıyoruz, dediler. Annesi ve babası, İlyas alkol içmeye başlamazsın veya kendisiyle bir şeyler yapmasın, diye mi, bir kaç gün sırayla gelip baktılar. Karısı bir şey söylemedi. Söyleseydi, küfür etse... Her döndüğü zaman : ‘Bulmadın mı?’ – diyor gibi, sorulu bakışıyla İlyas’ın belli olmayan yerini acıttı. Genel olarak, evde sessizlik oldu. Hangi sorun geldiğini anlamayan oğlu: ‘Baba, bizim at nerede?’ – diye şaşırttı...

Karısının bakışından, oğlunun sorusundan kaçan İlyas dizgini tutup  günler boyunca, çayır, orman, dağlar gezmiştir. Sürü ... önce dağ eteğine giden kişi şeklini bütün köy öğrendi. Hiç eve dönmedi. Yarın sadece öğleden sonra aramaya çıktılar. Üç gün sonra buldular. Köyün önündeki merkezde eski kemerden yapılmış dizgine asılınmıştı. Teftişler uzak olmayan yerde çiğdem otta çok sigara kalıntısı ile kuru ekmek dilimin buldu…

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 146. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 146. Sayı