HaftanınÇok Okunanları
NIKA ZHOLDOSHEVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
Emrah Yılmaz 4
Kardeş Kalemler 5
Coşkun Haliloğlu 6
Coşkun Haliloğlu 7
Hayat iyileri kadar kötü sürprizlerle de dolu. İşte bir kötü sürpriz; Covid-19... Bir ay oldu. Zaman denilen şey evde kalsan bile su gibi akıyordu. Lâkin zaman hızlı geçse de içimin sıkıntısı da artıyor, nefes almakta bile zorlanıyordum... Bu yüzden karımı ve kızımı üzdüğüm oluyordu. Bir defasında altı yaşındaki kızım Mine “Baba” diye seslenerek yanıma geliyordu. “Dur gelme.” dedim. Durdu ve şaşkın vaziyette bana baktı. Gözleri doldu, yanakları ıslandı. İçim yansa da günlerdir kızımı yanıma yaklaştırmıyordum. O da üzülüp ağlıyordu.
Karım Yonca abarttığımı söyleyerek bana kızıyordu. Gerçekten abartıyor muydum?” Hayır hayır, ben sağlığımız için sadece doktorların dediğini yapıyordum.
Ne var ki kızımın annesine laf anlatamıyordum. “Yeter artık! Nedir bu telaş bu korku? Anladık mesafeli davranıyorsun ama beni de sinir ediyorsun. Böyle devam edersen…” Yonca bunu söylerken yerimden doğrularak “Ee, böyle devam edersem?” diye sordum. Yonca cevap vermedi, kızımın yanına gitti.
Covit 19 çıkalıdan beri Yonca’ya her hareketim, her konuşmam batıyor gibiydi.
O, çalıştığı bankaya gidemediği için evde çalışıyordu. Ben de hastahanede çalıştığım için iş yerime gitmek zorundaydım. Üniversiteden arkadaşım Başhekim, şüphe üzerine beni kendisi muayene etmiş, ateşim yüksek olmasa da tedbir amacıyla bir süre evde kalmamı istemişti. Doktorların herkesten daha dikkatli olmaları, kendilerini hastalarından, aile bireylerini de kendilerinden korumaları gerekiyordu.
Hastahaneyi arayıp tekrar test yaptırmak istediğimi söyledim. Temiz çıkarsa işime dönecektim. Eevde huzurumuz kalmamıştı.
Başkekim, iki haftayı doldurmadan dönemeyeceğimi söyledi. Hastane tedavi gören Covit 19’lularla doluydu. Başhekim, uzun yıllar Türkiye’de çalıştığından Türkçeyi iyi biliyordu, unutmamak için de benimle Türkçe konuşuyor, Türkçe kitaplar okuyordu. Başhekimle iyi anlaşan iki meslektaştık.
Yonca çocuk odasından dönüp karşıma oturunca deminki söyledikleri aklıma geldi. Dayanamadım sordum: “Böyle devam edersen demiş, devamını getirmemiştin. Ne demek istedin Yonca?”
Yüzüme bakmadan “Hiç boşver.” diye cevap verdi.
Söylemesi için ısrar edince konuştu:
“Hastane de ateşini ölçtürdün, tedbir için evde kalman istendi… Bu yüzden bizden mesafeli duruyorsun. Ben de artık bankaya gidemediğim için evde çalışıyorum. Bu tedbire ben de uyuyuyorum… Ama senin gibi yapmıyorum.”
Gözlerinin dolduğunu gördüm.
“Neyi benim gibi yapmıyorsun?”
“Anlasana bizi üzüyorsun, güler yüz göstermiyorsun.”
Kalktı yemek masada duran bilgisayarını açtı, banka kağıtlarına bakarak çalışmaya başladı.
Ben de kalktım Mine’nin odasına gittim. Kapıdan baktım uyumuş.
Döndüm mutfağa gittim, buzdolabından limonata şişesini aldım. Yonca’ya seslendim. “Limonata ister misin.” Cevap vermedi, tekrar seslendim, yine cevap vermeyince sinirlenip Yonca’nın yanına gittim. “Yonca bana düşmanın mışım gibi davranma. Zaten bunalım içindeyim. Sinirlerim alt üst... Anlıyorum, senin de sinirlerin bozuk. Ancak ben hastanede çalıştığım için Covit 19’a daha yakınım. Bu yüzden seni ve kızımızı kendimden korumak zorundayım. Sizi üzmek isteyebilir miyim? Kafama fena takıldı “Böyle devam edersen boşanalım mı demek istedin?”
Masadan kalktı “Asla!” dedi, ağlamaya başladı.
Yonca ağlayınca ben sustum. Kendini koltuğa bırakarak bir süre hıçkırarak ağlamaya devam etti. Onun da sinirleri de fena hâlde bozulmuştu. Covit 19’la ortaya çıkan kısıtlı, baskılı yeni hayat tarzına bir türlü alışamamıştı. Kızına, göz nuruna bile sarılamıyordu. Bu yüzden dünyadan, olup bitenlerden nefret ediyordu. Bana karşı özel bir tavrı yoktu.
Aslında ben de aynı duygularla doluydum. “Demek hıncını benden çıkarmak istedin ha?” diye takıldım. Gözyaşlarını silerek gülmeye başladı. Sonra birbirimizden özür diledik. Kucaklaşamadık ama birbirimize güler yüzle bakarak anlaştık.
Mine de uyanmıştı, yanımıza geldi ama yaklaşmadı. Gülen yüzlerimizi görünce o da mutlulukla güldü. Eskiden olduğu gibi komik hareketler yaparak Mine’yi güldürmeye devam ettik. Evde kalarak, mutlu olmayı, huzurlu yaşamayı öğrenmekten başka çıkar yol yoktu.
Dakikalar sonra hastahaneden aradılar. Yarın test için bekliyorlardı. Sonuç negatif çıkarsa hemen işe başlamam gerekiyordu. Hasta sayısı sürekli arttığından giderek daha çok hekime, hemşireye, yardımcı elemana ihtiyaç duyulacaktı. Maalesef Başhekime de virüs bulaşmış, kantinaya alınmıştı. Onun işlerini başhekim yardımcısı yürütüyordu.
Ertesi sabah hastaneye gitmek üzere evden ayrılırken Yonca peşimdeydi. Hüzünlü bir çehreyle bana mesafeli duruyordu. “İnşallah negatif çıkacak!” dedi. “Yine de çok dikkatli olmalısın! Ne de olsa hastane ortamı.”
(Avrasya Akademi Online Kuray Hikâye Atölyesi Mart 2020)