Hikâye Yazarı Berk Soykıran ile İlk Eseri ve Yazarlık Serüveni Hakkında Konuştuk


 01 Aralık 2020


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

20 Şubat 2001 tarihinde Ankara’da doğdum. Şu anda üniversite öğrencisiyim. Yazarlığa ilk gerçek adımımı Avrasya Yazarlar Birliği’nin yazarlık atölyesinde attım. 2018 yılında hikâye, deneme, şiir, çocuk edebiyatı ve senaryo yazarlığı üzerine eğitim almaya başladım. 

Yazarlık yoluna sizi sevk eden nedir; bu yolda örnek aldığınız yazar ve şairleri öğrenebilir miyiz?

İlkokuldan beri yazmaya büyük ilgi duyuyordum. İlk hikâyemi sekiz yaşımdayken yazdım. Hani bazıları “Ben şu mesleği yapmak için doğmuşum.” derler ya ben de yazarlık konusunda böyle düşünüyorum. Yazma arzusu sanki benimle doğmuş gibi. 

Her zaman duygusal ve hassas bir çocuktum. Çocukluğumun semti, orada yaşmaktan başka çaresi olmayan insanların semtiydi. İçe kapanık bir çocukluk geçirdim. Duygularımı ve hayal dünyamı kâğıda aktarmak bana çok iyi geliyordu. 

Sıkıldığımda kitap okuyarak başka dünyalara dalmayı, başka dünyalarda yaşamayı çok seviyorum. Özellikle Saik Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Paulo Coelho, Zülfü Livaneli, Stefan Zweig, Ahmet Haşim, Oğuz Atay gibi yazarlar beni çok etkiledi. Kendimi tam anlamıyla bir yazar olarak tanımlayabilmem için henüz çok erken. Önümde uzun bir yolun olduğuna inanıyorum.  

İlk kitabınızın yazılış serüvenini de merak ediyoruz. Kitabınızı nasıl bir ortamda, ne kadar sürede ve hangi duygularla yazdınız?

Yazmak için pek sağlıklı bir ortama sahip değildim. Bilgisayarım yoktu. Kitabın büyük bir kısmını Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi’nde yazdım. Çoğunlukla bir kâğıda yazıp daha sonra telefonumu kullanarak dijital bir belgeye geçiriyordum. Telefon ekranında metin düzenlemeleri yapmak hayli zor oluyordu. Aynı zamanda üniversite sınavına hazırlık için dershaneye gidiyordum. Kitabı yazma sürecim aralıklarla birlikte yaklaşık bir buçuk yıl sürdü.

Hikâyelerde çoğunlukla psikolojik konulara yer verdim. Özellikle günümüz gençlerinin hissedip de açıklayamadıkları duygularının olduğunu, kendilerini yalnız ve çaresiz hissettiklerini gözlemliyordum. Bir şey olsun istiyorlar ama neye ihtiyaç duyduklarını dahi bilmiyorlardı. Bu ilk kitabım, bir şey olsun isteyen gençlerin kendilerini bulacakları bir kitap olsun istedim. 

Şu an hayalinizde yahut masanızda hangi çalışmalar var?

Kafamda, gönlümde çok sayıda hikâye fikri var. Hepsini değerlendirmek istiyorum. Bazılarını tek tek işleyerek bir hikâye kitabı içinde toplamayı, bazılarını da romanın boyutunda işlemeyi düşünüyorum. Düşüncelerimi gerçekleştirmek için çalışıyorum. Bana destek olan, bana inanan, benden büyük beklentileri olan insanlara karşı mahcup olmak istemiyorum.  

Yazarlık yoluna adım atmış biri olarak yazmaya hevesli yazar adaylarına neler söylemek istersiniz?

Doğru yazmak isteyen bir insanın önce doğru okuması gerektiğine inanıyorum. Hangi eserlerin okunduğu çok önemli. Günümüzde insanı yanlış etkileyebilecek çok fazla eser var. Yazarlığın en temel unsuru seçerek ve çok okumaktır. Okumadan birikim sağlanamaz, yazar olunamaz. 

Yazmaya hevesli, yetenekli arkadaşlar aynı zamanda cesur olmalıdırlar. Yazdıklarını işinin ehli insanlara okutmaktan, onlardan eleştiri almaktan korkmamalılar. Gerekiyorsa eleştiriler doğrultusunda aynı hikâyeyi defalarca yazmalılar. Kendimizi ancak böyle geliştirebiliriz. Hedefimiz çok yazmak değil, güzel ve kalıcı yazmak olmalıdır. 

Ayrıca, gerçek atölye çalışmaları da yazarlık yolunda hızlı ve bilinçli ilerleyişimizi sağlayacaktır. Ben, Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Yazarlık Atölyelerine devam etmemiş olsaydım ilk kitabım için belki daha yıllarca beklemem gerekecekti. Hocalarıma teşekkür borçluyum.  

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 168. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 168. Sayı