HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
HUDAYBERDİ HALLI 3
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 4
İSMAİL DELİHASAN 5
Cabbar Eşankul 6
Ülkü Taşlıova 7
“Şehriyar” mahlasıyla tanınan Seyîd Ebülgasım Mehemmed Hüseyin Behcet-i Tebrizi, Tebriz’de doğar. Peygamber soyundan gelmesi nedeniyle “Seyyid” lakabına sahip şairin doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi olmasa da mezar taşında yazılan 1906’da doğduğu kabul edilir. Babası, Tebriz’in birinci derece avukatlarından olan şöhretli Hacı Mir Ağa Hoşginabi, annesi Kövkeb Hanım’dır. Şehriyâr’ın çocukluğu, İran’da Meşrutiyet İnkılâbının getirdiği güvensizlik ve karışıklık nedeniyle, Hoşginab’a bağlı Şengülabad ve Kışkırşan köylerinde geçer. Şehriyar ilköğrenimine çocukluğunun geçtiği bu yörede başlar. İlk tahsilini babasından alır. Küçük yaşlardan itibaren şiire yatkınlık gösterdiğinden o devirde okutulması adet olan Kuran-ı Kerim, Sadi’nin Gülistanı ve Ebu Nasri Ferahinin Nisab adlı Arapça Farsça manzum lügatiyle öğrenimine devam eder. Daha sonra Molla İbrahim isminde bir âlimden daha altı yaşındayken ders alır. Eğitimini üstlenen hocası, ona ilk önce alfabeyi daha sonra da Kur’an’ı kelime kelime öğretir ve onun terbiyesinde büyük rol oynar.
Şehriyar çocukluk döneminde şiire ilgi duyar. Bu esnada Hafız’ın Divanı’yla tanışır ve Hafız’dan çok etkilenir, şiirlerini Hafız tarzında kaleme alır. Şehriyar’ın ailesi Hc. 1291 yılında tekrar Tebriz’e taşınır ve Şehriyar, burada devlet okuluna gider. Resmî olarak ilköğrenim yıllarını Tebriz’de “Müttehid ve “Füyuzat Medreseleri”nde tamamlar, orta öğreniminin ilk dönemini de “Muhammediye Medresesi”nde tamamlar. Şehriyar, bu medresede yayımlanan “Mecelle-i Edeb” adlı dergide “Behcet” mahlasıyla bir şiir yazar. Bu esnada Fransızcayı özel bir öğretmenden ders alarak öğrenir. Bunun yanı sıra hat sanatını ve Arab Dili ve Edebiyatını da dönemin değerli simalarından özel ders alarak öğrenir. Ayrıca Tebriz’deki Talibiyye Medresesi’nde Arap dili ve edebiyatı okur, bundan sonraki öğrenimini sürdürmek için 1921’de Tahran’a gider. Tahran’da orta öğrenim diplomasını aldıktan sonra o gün “Darü’l-fünûn Medresesi” diye anılan tıp fakültesine kayıt yaptırır. Tahran’da kaldığı süre içinde aralarında ülkenin önemli söz üstatları derecesinde bulunan kişilerin de olduğu birçok insanla tanışır.
Tıp Fakültesinin son sınıfında öğrenimini tamamlamasına az bir süre kala şairliğinin vermiş olduğu baş döndürücü duygulardan ve tutulduğu aşktan dolayı tahsilini terk eder ve bir daha da devam etmez. Şehriyar, bu aşka tutulduktan sonra çeşitli maddî sıkıntılarla da karşılaşır. Şehriyar’ın sevdiği kız Süreyya hakkında Tahran radyosunda yaptığı konuşmadan ulaşılan bilgiye göre Süreyya ile son defa Behçetabad’da buluşacaklardır ancak Süreyya bu buluşmaya gelmez. Şehriyar da ertesi sabah fakülteyi bitirmesine iki üç ay kala Tahran’dan sürgün edilir. O, “Behçetabad Hatırası” isimli şiirini bu buluşmaya hasreder.
Şehriyar, bu umutsuz aşkından dolayı bir müddet sarhoş gibi yaşar. Bir süre sonra 1932 yılında noter olarak iş bulur, Nişabur’da devlet memurluğuna başlar. Daha sonra Tahran’dan sürülür ve Meşhed’e gider; burada da dört yıl kadar noter olarak çalışır. Özellikle Nişabur’da çok sıkıntılı günler geçirir. 1935 yılında noterlikten ayrılıp Ziraat Bankasına geçerek Tahran’a geri döner ve emekli oluncaya kadar da bu meslekte çalışır.
Bankanın aylık dergisinin düzenlenmesini üstüne alan Şehriyar, güzel hat sahibi olması nı kullanır ve bu dergilerde güzel hat örnekleri yazar. Hüseyin Şehriyar şöhretini yazdığı Farsça şiirlerle sağlar. Öyle ki “Çağımızın Hafız”ı unvanına lâyık görülür.
1934 yılında babasını kaybeden Şehriyar, o sırada Horasan’da olduğundan babasının defin merasimine katılamaz. Babasının ölümünden ve Tahran’a dönüşünden sonra şair buhranlı bir döneme girer. Bütün sevdiklerinden ve dostlarından uzaklaşır, ruh çağırma seanslarına katılır, tasavvufa meyleder, hatta Zehebiye tarikatına intisab eder. Bu arada 1937 yılında dost, akraba ve tanıdıklarını görmek amacıyla doğduğu topraklara, Tebriz’e döner. Dört ay süren bu seyahatinden annesiyle döner. Annesinin tatlı bir lehçeyle konuştuğu dil, Şehriyar’ı yıllarca ayrı kaldığı anadiliyle buluşturur. Şehriyar’ın yanında birkaç yıl kalan annesi ondan hem kendisinin hem de hemşehrilerinin anlayacağı bir şiir yazmasını ister. Şair annesinin bu sözlerinden çok etkilenir, Azeri Türkçesiyle bir şiir kaleme alır. Şairin bu devresinin en önemli eseri şüphesiz “Heyder Baba’ya Selam” şiiridir. Şahlık döneminin bütün katı kuralları içinde ve Türkçe eser yazmanın kesin bir surette yasak edildiği yıllarda böyle bir eserin ortaya çıkması sadece Azerbaycan edebiyatında değil bütün Türk dünyasında geniş yankı bulur. “Heyder Baba” manzumesi yayımlandıktan sonra birçok dile tercüme edilir, üzerine nazireler yazılır. Bu şiirle birlikte Şehriyar’ın şöhreti bütün Türk dünyasına yayılır. Özellikle Kuzey Azerbaycan, Türkiye ve Irak Türkleri arasında büyük yankılar uyandırır. Sehend, Süleyman Rüstem, Memmed Rahim, Bahtiyar Vahabzade, Nebi Hazrî, Gabil, “Heyder Baba’ya Cevap” manzumeleri yazarlar. Şehriyar, bu şiiriyle Azerî-Türk şiirinde bir devrim yaratır. Bu yeni edebî hareket halk dili ile estetize olmuş bir muhtevayı birleştirir. Hem lirik hem de felsefî ağırlığa sahip bir nazmı müjdeler. Türk halkları arasında özellikle Oğuz Türkçesini kullanan halklar arasında bir köprü oluşturur.
Annesi ağır bir hastalık geçirerek vefat eden Şehriyar, annesinin ölümünden sonra yeniden yalnız kalır. Tahran’da kalmaktan sıkılınca nereye gideceğine karar veremez. 1953 yılında gizlice, ailesine bile haber vermeden Tebriz’e gider. Şehriyar’ın Tahran’dan sessizce ayrılıp Tebriz’e yerleşmesi daha çok o günün hâkim rejiminin “Heyder Baba’ya Selam” adlı Türkçe manzumesinden sonra Türkçe şiir söylememesi için büyük baskılar yapılmasındandır. Hc. 1320 yılındaki olaylardan sonra hâkim güçler, Azerbaycan halkına karşı çok acımasız davranır, hatta Türk dilini tamamen yasaklar. Türkçe olarak herhangi bir kitabın yayınlanmasına hak tanımazlar. Şehriyar Tebriz’e bu gelişinden sonra tamamıyla buraya yerleşir. Tebriz’e yerleştikten sonra akrabaları evlenmesi teklifinde bulunsa da o, evlilik yaşının geçtiğini söyleyerek bunu reddeder. Sonrasında kendi yakını olan ve üç çocuk annesi dul bir hanımı himaye maksadıyla evlenmeyi kabul eder. Ancak bu hanım Şehriyar’ın teklifine razı olmaz ve onu kızı Azize Hanım ile evlendirir. Bu evlilikten iki erkek iki de kız çocuğu olur. Yaklaşık on yıllık bir evlilikten sonra 1976 yılında ailesiyle birlikte Tahran’a yaptıkları bir seyahat sırasında eşi Azize Hanım misafirlikte iken kalp krizinden vefat eder.
Şehriyar, Tebriz’de kaldığı süre içinde Tahran, Şiraz, Horasan, Urumiye gibi şehirleri dolaşır. Memleketin değişik yerlerinden gelen âlim ve sanatkârlarla tanışır. Tebriz’de yaşamını sürdürdüğü bu dönemde güzel eserler verir. 1964 yılında Hoşginab'a gider, “Haydar Baba’ya Selam”ın ikinci kısmını ve diğer Türkçe şiirlerinin büyük kısmını bu esnada kaleme alır. Şehriyar’ın en serbest olduğu dönem de Tebriz’de kendi halkı arasında geçirmiş olduğu günlerdir.
Şehriyar’ın sanat hayatını beş evrede incelemek mümkündür. Birinci evre şairin daha çok sosyal konularda kaleme aldığı şiirleri içerir. Bu manzumelerde haksızlık, adaletsizlik ve toplumdaki aksaklıkları konu edinir.
İkinci dönem, şairin buhranlı yıllarına tekabül eder. Memuriyet hayatında yaşadığı sürgünler, Tahran’dan uzaklaştırılması şairi büyük bir karamsarlığa sokmuş, 1940’lı yıllarda yaşadığı bu bunalımlı dönem onu değişik arayışlara itmiştir.
Üçüncü evre 1939–1950 yılları arasında cereyan eder ve şairin en verimli yılları olarak kabul edilir.
Dördüncü evre şairin Tebriz’e dönmesi, evlenmesi ve ruhen durulduğu yıllara tekabül eder. Bu devirde ünlü şairi “Heyder Baba’ya Selam” şiirini yazar. Şehriyar’ın sanat hayatının son evresi daha çok Türkçe şiir yazmaya başladığı 1972–1988 yıllarına rastlar.
Hüseyin Şehriyar, ömrünün son yıllarında kapısını tanıdık tanımadık herkese kapatır. Hiç kimseyi huzuruna kabul etmez, hiçbir yere gitmez olur. Hc. 1355 yılından itibaren evden bile çıkmaz, evinin kapısını kapalı tutup oturur. Çünkü hem çok sevdiği hanımının ölümü hem de irfan deryasına dalması onu yalnızlığa itmiştir.
Şehriyar son yıllarda yaşlılığın verdiği zafiyetlerle sık sık hastalanır. Hc. 1367 yılı Mordad ayında tekrar rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılır. Buradan da özel bir uçakla Tahran’a getirilir. 18 Eylül 1988’de Tahran’da Mihr hastanesinde akciğer rahatsızlığından vefat eder. Vasiyeti üzerine Tebriz’de “Makberetü’ş-Şuara” (Şairler Mezarlığı)’na defnedilir.
Şehriyar’ın yetiştiği Güney Azerbaycan sahasında Hasanoğlu, Fuzuli, Tebrizli Saib, Tesir, Vidadi Zakir ve Vakıf” gibi önemli şairler de yetişmiştir. Şehriyar bu halkanın tanınmış son şairidir. Şiirlerinde Azerbaycan edebiyatının dil özelliklerini, geleneksel şiir kültürünü, şekil ve söyleme biçimini başarıyla dile getiren şair içten ve yalın bir Azeri diliyle yazdığı şiirlerinde, atasözlerine, deyimlere, âşık tarzı şiirin kalıplarına ustaca yer vermiştir. Azerbaycan âşık şiirinin dil, sanat ve deyiş zevkini başarıyla idrak etmiş ve uygulamıştır. Söyleyiş doğallığı ve içtenliği ile haklı bir şöhrete ulaşmıştır. Şehriyar İran’daki Türk edebiyatında dili kullanma biçimiyle yenilikçi bir öncüdür. Âşık tarzı şiire, geleneksel söz kalıplarına, atasözleri ve deyimlere müracaatı ile yeni bir çığır açar. Güney Azerbaycan Türkçesini ayağa kaldırır, kültürü sanatkârane biçimde işleyerek mahalliden evrensele ulaştırır.
Şehriyarın şiirleri geleneksel değerleri içten bir yaklaşımla modern şiir dünyasına aktarması yönünden dikkat çeker. Azerbaycan bayatı, türkü ve âşık şiirinin şekil, içerik ve söylem biçimine yeni içerik unsurları ve söyleme özelliği kazandırdığı muhakkaktır. Şiirlerinde İran ve Azeri şairlerinin tekniklerine vakıf olarak Türk kültürüne ait folklorik zenginlikleri başarıyla uyarlayabilmesi, onu çok özel bir şair haline getirir. Şehriyar’ın şiirini kalıcı kılan unsurların başında geleneksel kültürün fevkalade ustalıkla işlenmesi gelir. Onun şiirinde geleneksel kültür unsurları temel yapı taşıdır. Bu yapı taşını dini kıssalar, Azeri âşık hikâyeleri ile özellikle Türk dilinin mecazları oluşturur.
Eserleri:
Haydar Baba’ya Salam (Tebriz, 1951); Yad-i ez Heyder Baba (Tahran, 1964), Seçilmiş Eserleri (Bakü, 1966); Divan-ı Türkî (Tebriz, 1992); Yalan Dünya (Bakı, 1993).
Mesnevi-yi Ruh-i Pervane: Şiir mecmuası olarak yayınlanan ilk eseridir. Bu mecmua, Hş. 1308 yılında samimi dostu Şehyar’ın katkılarıyla Tebriz’de “Hayyam Yayınevi” tarafından yayınlanır. Mecmuaya Melikü’ş-Şüera Bahar, Said Nefisi ve Pejman Batiyarı birer mukaddime yazmıştır.
“Ruh-i Pervane”, “Sada-yı Huda”, “Kahramanan-ı İstalingrad” şiirlerini içeren bir broşür de Hc. 1305 yılında “Sada-yı Huda” adıyla basılıp yayınlanmıştır. Fakat bu eserler bugün elde mevcut değildir. O broşürlerde yer alan şiirler ise elimizdeki divanında mevcuttur.
Külliyatı: Şairin en önemli bir diğer eseri de dört ciltlik “Külliyatı”dır. Bu eser ilk önce üç cilt olarak “Hayyam Yayınevi” tarafından basılıp yayınlanmış daha sonra da “Efsane-i Şeb” ve daha önceki ciltlerde yayınlanmamış şiirlerini ihtiva eden dördüncü cilt de on yıllık bir aradan sonra Hc. 1364 yılında yine “Hayyam Yayınevi” tarafından basılıp yayımlanmıştır. Birinci cildi, şairin gazel, kıt’a ve rubailerini, ikinci cilt, kaside, mesnevi ve müteferrikalarını içerir. Üçüncü cilt ise, “Şehriyar’ın ekolu” ve “Haydar Baba’ya Selam” adlı bölümleri kapsar. Dördüncü cildi yukarıda söylendiği gibi “Efsane-i Şeb” ve geriye kalan şiirlerini içerir. Bu dört ciltlik eser iki cilt halinde defalarca baskı yapmış en son onuncu baskısı Hc. 1370 yılında yapılmıştır.
Şehriyar külliyatının en yeni baskısı yine dört cilt halinde İslamî İrşad Bakanlığı ve Azerbaycan İlimler Akademisi’nin ortaklaşa düzenlenmiş oldukları ve Hc. 1371 yılı Azer ayının onundan on üçüne kadar süren “Üstad Muhammed Hüseyin Şehriyar’ı Anma Kongresi” münasebetiyle derlenmiş ve yeniden basılmıştır. Bu baskının ilk cildi önceki dört cildin tümünün bir araya getirilmiş şeklidir. İkinci cilt, sırasıyla şairin gazellerini, kasidelerini, kıt’alarını, mesnevilerini, “Mekteb-i Şehriyâr” olarak nitelendirilen şiirlerini, Hz. Ali’nin divanından yaptığı şerh tarzındaki şiirleri, dubeyti ve rubaileri ile yine müteferrika olarak adlandırdığı şiirlerini içerir. Üçüncü cildi, üstadın Hc. 1348 yılından ömrünün sonuna dek kaleme almış olduğu Farsça şiirlerini ihtiva eder. Bu baskının dördüncü cildinde de Türkçe yazılmış tüm şiirleri ve “Haydar Baba’ya Selam” manzumesi yayınlanır. Bu dört ciltlik Külliyat, Şehriyar’ın tüm şiirlerini kapsamaktadır. Külliyatının en son baskısı Hc. 1374 tarihinde yapılmıştır. Şairin Farsça şiirleri külliyatının ilk üç cildinde neşredilmiştir. Birinci cildi, gazeller, kasideler, kıt’alar, mesneviler, mekteb-i Şehriyar, dübeyti ve rubai ve muteferrika bölümlerinden oluşmaktadır. Divanın başlangıcında mukaddimeler ve şairin biyografisi verilmiştir. Birinci mukaddime Menuçehr Murtazavî tarafından kaleme alınmıştır. Bu bölümde, şairin Fars şiirindeki önemi, tarzı ve kişiliği üzerinde durulmuş, ayrıca “Haydar Baba’ya Selam” manzumesi ile ilgili kısa ve öz bir bilgi de verilmiştir. Bu mukaddimeden sonra şairin kendi el yazısından örnekler ve fotoğrafı yer almaktadır. İkinci mukaddime ise Şehriyâr’ın yakın arkadaşı Ali Zehrî tarafından divanın ilk baskısı için kaleme alınan mukaddimedir. Bu mukaddimede şairin kısa hayatı şiirlerinin derlenmesi ve basılması noktasında Alî Zehrî’nin yapmış olduğu çalışmalar anlatılmaktadır.
Şiirlerinden Örnekler:
Heyder Baba’ya Selam
Heyder Baba, ildırımlar şahanda,
Seller, sular şakgıldayup ahanda.
Gızlar ona sef bağlıyup bahanda,
Selam olsun şovketüze elüze,
Menim de bir adım gelsün dilüze.
Heyder Baba, kehliklerün uçanda,
Kol dibinnen dovşan galhup gaçanda,
Bahçalarun çiçeklenüp açanda,
Bizden de bir mümkün olsa yad ele,
Açılmıyan ürekleri şad ele
Bayram yeli çardahları yıhanda,
Novruz güli, gar çiçegi çıhanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıhanda,
Bizden de bir yad eliyen sağ olsun,
Derdlerimiz goy dikkelsün dağ olsun.
Heyder Baba, gün daluvı dağlasın,
Üzün gülsün, balahlarun ağlasın,
Uşahlarun bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış behtim oyana.
Heyder Baba, senün üzün ağ olsun,
Dört bir yanun bulağ olsun bağ olsun,
Bizden sora senün başun sağ olsun,
Dünya gazov-geder ölüm itimdi,
Dünya boyı oğulsuzdı, yetimdi.
Heyder Baba, yolum senen kec oldı,
Ömrüm geçdi, gelemedim geç oldı,
Heç bilmedim gözellerün nec’ oldı,
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılıh var, ölüm var.
Heyder Baba iğit emek itirmez,
Ömür geçer, efsus bere bitirmez,
Namerd olan ömri başa yetirmez,
Biz de vallah unutmarıh sizleri,
Göremmesek helal edün bizleri.
Heyder Baba Mir Ejder seslenende,
Kend içine sesden küyden düşende,
Aşıh Rüstem sazın dillendirende,
Yadundadı ne hövlesek gaçardım,
Guşlar tekin ganad çalup uçardım.
(…)
Yar Kasidi
Sen yarimin gasidisen
Eyleş sene çay demişem
Hıyalını gönderipdi
Bes ki men ah vay demişem
Ah..geceler yatmamışam
Men sene lay lay demişem
Sen yatalı men gözüme
Ulduzları say demişem
Herkes sene ulduz deye
Özüm sene ay demişem
Senden sonra heyata men
Şirindise zay demişem
Her gözelden bir gül alıp
Sen gözele pay demişem
Senin gün tek batamağıvı
Ay batana tay demişem
Gah toyuvu yada salıp
Men deli nay nay demişem
Sonra yene yasa dalıp
Ağları hay hay demişem
Etek dolu derya kimi
Göz yaşıma çay demişem
Ömre süren men gere gün
Ah demişem..vay demişem
Aman Ayrılıg
Bu darıhdıran duman ayrılıg
Başa sovrulan saman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Bir gözün açar, bir gözün yumar
Araz'ı serin gördükde umar
Hezer'i derin gördükde cumar
Can deryasına cuman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Araz'ım vursun baş daşdan daşa
Göz yaşı gerek başlardan aşa
Nece yad olsun gardaş gardaşa
Ne din ganır, ne iman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Göylerin günün, ayın gizledir
Ulduz ahdırır, sayın gizledir
Ohunu atır, yayın gizledir
Ceddimi edip kâman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Ayrılıg gele, bir kerem gıla
Bir neçe gün de bizden ayrıla
Gem de bir biz tek sova-savrula
Hanı bir bele güman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Dedim ayrılıg, gınama meni
Seni görmüşem eller düşmeni
Yüz min kerre de sınasam seni
Haman ayrılıg, haman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Amansız gözün yuman ayrılıg
Can cızlığından uman ayrılıg
Ne ğemli yazar roman ayrılıg
Dillere salan duman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
Sen unudsan da Süleyman meni
Unudmuyacag Şehriyar seni
Yaz geler bülbül gapsar çemeni
İndilik sevsin zaman ayrılıg
Aman ayrılıg, aman ayrılıg.
El Kimin
Şehriyar'ım gözüm yaşı sel kimin,
Garip sen mi vetanında el kimin,
Sevdan üreğimde kara yel kimin,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?
Gurt gurtnan dolaşır, itler it inen,
Gurt şikarnan doyar, itler küt inen,
Yanaşmanın goynu dolar pit inen
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Fars, Çin, Urustan yoldaş olar mı?
Oğuz Atam bizi görse neyliyer,
Dövüner dizini helak eyliyer,
Yeğin geyze gelir, gönü göynüyer,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Yılandan, çiyandan yoldaş olar mı?
Bed-güman değilem Allah kerimdir,
Turan hayalimdir, etim, derimdir,
Böyyük Asya nece olsa benimdir,
Gurt yuvalarına tilki dolar mı?
Ayıdan, Moskof'tan yoldaş olar mı?
Şehriyar'ım, incinmeyin sözüme,
Dost acı danışar dostun özüne
Gah ağlaram, gah vururam dizime
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Hayından, uğrudan yoldaş olar mı?
Kaynakça:
ALMAZ, Hasan (1997). Şehriyar’ın Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinin Özellikleri, (Dan. Prof. Dr. İbrahim Düzen), Harran Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü Doğu Dilleri ve Edebiyatları ABD Fars Dili ve Edebiyatı BD, Urfa.
KOLCU, Ali İhsan (2013). Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatları, Salkımsöğüt Yayınları, Ankara.
Türkiye Dışı Türk Edebiyatları Antolojisi (1993 - 1997). Türkmenistan Türk Edebiyatı, 1, 2, 3, 4, 5, 6. ciltler, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.