HÜZÜN YEŞİLİ


 01 Ağustos 2021


  Bu bayramda Şefika halamın dışında herkes mutlu görünüyordu. Kasabadaki eski ahşap evinde toplanmıştık. Yıkılacakmış gibi duran ama sağlam olan bu evde odadan odaya geçerken tahtalar gıcırdıyordu. Tahtaların gıcırtısı telleri akort edilmemiş bir kemandan çıkan eski hüzünlü melodiler gibi dökülüyordu kulaklarımıza. Halama baktım, yeşil gözleri su dibindeki yosunlar gibiydi. Eli çenesinde oturuyordu. Herkes gülüyordu ama o gülümsemiyordu bile. Halamın hüznünü bilmiyor değildim. Yüreğindeki kederi dağıtmak istediğimden konuyu değiştirdim. 

“ Şefika halam, memleketteki eski bayramlardan anlatsana biraz.” 

Bunu duyan halamın gözlerinin yeşili bir anlığına umutla ışıldadı. Fakat hemen silindi. Yerini acıya bıraktı. İç çekişinin ardından konuşmaya başladı.

   “ Bizde bayramların gelişi önceden belli olurdu. Bayrama sayılı günler kala evdekiler telaşlanırdı. Kapı, pencere silinir, halılar yıkanır, koltuklar yer değiştirir bir ön bir arka temizlenirdi. Genç kızlar yardıma ihtiyacı olana gider temizlik yapardı. Arife gününde bayram için alış veriş yapılır., yemek önceden hazırlanır, baklavalar açılırdı.” 

   Halamın eski bayramları anlattığını gören torunlar işlerini bırakıp önünde diz çökmüş pür dikkat onu dinliyordu. 

   “ Arife günü çocukların ayrı heyecanı olurdu. Bayram günü giyecekleri yeni elbiseleri gıcır gıcır ayakkabıları yatmadan önce başuçlarına bırakır uyumaya çalışırlardı. Yeni elbiseleri giyecek olmanın heyecanıyla yataklarında dört dönerlerdi de bir türlü uyuyamazlardı. Sabah namaz okunur okunmaz herkes ayaklanırdı. Erkekler camiye namaz kılmaya gider, bizlerde bayram sofrasını kurmakla uğraşırdık. Bayram namazı hep bir başka olurdu. Evimizin karşısındaki mahalle caminin bahçesinde kılınan namazı izler dururdum. Babamlar eve gelince kahvaltıyı yapar, bayramlaşırdık.”

   “ Bu, şimdiki bayramlara benziyor Şefika hala. Bir fark yok ki” dedi ablamın kızı Elif. 

    “ Fark asıl şimdi başlıyor Elif. Bizim oralarda bayramlaşmaya sadece erkekler giderdi. Osmanlı imparatorluğundan kalan bir gelenekti. Yıllar boyunca korunmuş günümüze kadar ulaşmıştı.”

   “ Nasıl yani? Sadece erkekler mi bayramlaşıyordu” dedi küçük oğlum Ömer.

    “ Öyle değil oğlum. Hanımlar evde kalır misafirleri beklerdi. Eş, dost, akrabalar bayramlaşmaya gelirdi. Bu her evde böyleydi. Yani babam halama gider, eniştem bize gelirdi.”

    “ Ne kadar da değişik.”

     “ Üç gün boyunca bu böyle sürerdi, ardından hanımlar için bayram başlardı. Bu seferde hanımlar birbirine bayramlaşmaya giderdi. Bu bir ay kadar sürerdi. Eh bizim bayramlar farklıydı.”

   “ Şefika hala, bizim oralar diyorsun da neresiydi bizim oralar tekrar anlatsana ” dedi küçük kardeşim Ahmet.

   Şefika halam delikanlı olmuş Ahmet’e şöyle bir baktı. ‘ Hasan’ım da yaşasaydı senin kadar olurdu’ dediğini duyar gibiydim.

    “ Bizim oralar buradan uzakta ama bir o kadar yakın olan topraklardır. Benim asıl memleketi  Balkanlar’dır. Ülkemde çıkan savaşta göç ettim buralara. Ağabeyimin yani dedenizin yanına geldim. Hatice ablam orada kaldı bir daha da haber alamadım. Göç sırasında küçücük oğlumu Hasan’ımı kaybettim. Eşim, dostum öldü. Ama bugün hâlâ hayattayım. Ağabeyim öldü, ablamdan haber yok ama ben hâlâ yaşıyorum” dedi. Koca kadın küçük çocuk gibi hıçkırıklara boğuldu.

    Ahmet’e yeğenlerini dışarı çıkarmasını söyledim. Halamı sakinleştirmeye çalıştım. Yaşadığı onca acıya rağmen güçlü kalmıştı. Olanlardan ötürü kendisini suçluyordu. Oysa onun elinden bile bir şey gelmezdi. Uzun uğraşlarım neticesinde sakinleşti. Ellerimi sıkıca tuttu “ benim için artık güneş doğmayacak, hakkını helal et” dedi.

  Oysa ne de haklıymış.

  Onunla geçirdiğimiz son bayramın olduğundan habersiz çocukların neşesi, halamın kederi arasında buruk bir bayram geçirdik. O bayramdan bir ay kadar sonra Şefika halam hastalandı bir daha da iyileşemedi.

   Son anında bana Hasan’ını emanet etmeyi unutmadı.

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 176. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 176. Sayı