HaftanınÇok Okunanları
Ahmet Kartal 1
Coşkun Haliloğlu 2
Serdar Dağıstan 3
ŞADİKUL HEMRA 4
KEMAL BOZOK 5
Kardeş Kalemler 6
Aygul S. TÜRİKPENOVA 7
Ben hatırlamıyorum fakat Yakup’un anlattığına göre ta öğrencilik yılarında, bana müstear isimle bir şiir getirmiş. Ben de fazla şairane bulmuşum, beğenmemişim. O da böylece şiir yazmayı bırakmış. Zaten o yaşlarda bütün delikanlılar şairdir. Şimdi ne kadar isabetli bir iş yaptığımı düşünüyorum. Zira her insan başka görevler için yaratılmıştır. Yakup daha o yıllarda güçlü iradesi ve kabiliyetleriyle fark ediliyordu. Türk Ocağı bünyesinde Türk Dünyası Gençlik Kurultaylarını başarıyla yönetmişti. Hâlâ o kurultayda tanışan gençler arasında unutulmaz bir kardeşlik bağı var ve her biri kendi memleketlerinde sivil veya resmi kıymetli mevkilere gelmişlerdir. Onların hepsi Türkiye Türkçesini, Yakup da Kazakçayı, Kırgızcayı, Özbekçeyi Tatarcayı bilir.
Yakup, daha sonra bir üniversitede öğretim üyesiyken ayni sevda peşinde oradan ayrılarak Ahmet Yesevî Üniversitesi’ne, Kazakistan’a gitmişti. Orada da bir idealist olarak ne büyük işler başardığının şahidiyim. Zira öğretim görevlisi olarak ben de oradaydım. Yakup orada Kültür Müdürü olarak işçi ve memur kadrosuyla çalışan yüzlerce sivil elamanın ve çeşitli kol faaliyetleriyle binlerce öğrencinin koordinasyonunu sağlıyordu.
Döndükten sonra da boş duramazdık tabii. Pirimiz Gaspıralı İsmail Bey diyerek Yakup Beyle el ele verip Avrasya Yazarlar Birliğini kurduk ve onun yayın organı olan Kardeş Kalemler dergisini çıkar maya başladık. Eğer bugün Yakup gibi idealist bir insan olmasa bütün Türk Dünyası’nın ortak yayın organı olan Kardeş Kalemler gibi bir dergi nasıl çıkardı. 14 yıldır hiç aksamadan çıkan dergimiz, bu ay 159. Sayıya ulaştı. Ayrıca Dil Araştırmaları adlı bir de ilmi dergimiz çıkmaktadır. Yine derneğimizin mahsullerinin yayınlandığı BENGÜ yayınlarından çıkan kitapların sayısı 245’i geçmiştir. Daha yazımın başında bu biyografik malumatı vermemin sebebi hikâye yazan birinin nasıl bir donanıma sahip olması gerektiği üzerinde durmak içindir:
1. Kâbiliyet,
2. Dile hâkimiyet,
3. Görmek için ikiden fazla göz,
4. Entelektüel birikim,
5. Yorularak kazanılmış bir hayat tecrübesi,
6. Tutarlı bir hayat görüşü,
7. Sızlayan bir vicdan…
Çilekeş bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak zor bir hayattan gelen Yakup’ta bunların hepsi var. Yalnız, “vatan kurtarma yılları” dolayısıyla bir geç kalmışlık söz konusu. Ama olsun, Türk hikâyeciliğinde bir kutup olan ve Türkçede izlenimci akımın yani Çehov tarzı hikâyeciliğin temsilcisi olan Memduh Şevket Esendal da yazmaya geç başlamıştı fakat en velut hikâyecilerimizden oldu. Bu ilk kitabında okuduğumuz örnekleriyle Yakup da çok başarılı. Benim bildiğim kadarıyla bu hikâyeleri yöneticilik mesaisinden çaldığı zaman kırıntılarıyla yazdı. Ama bundan böyle Türk okuyucusuna borçludur. Yazmak mecburiyetimdedir.
Yakup’un asıl mesleği veteriner hekimliğidir. İlk bakışta sanatla ilgisiz gibi görülen bu meslek sahiplerinden büyük edebiyatçılar doğmuştur: İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy, büyük sosyoloğumuz Ziya Gökalp, büyük romancımız Cengiz Aytmatov da veterinerdiler… Öyle sanıyorum ki Allah, ağızsız dilsiz hayvanatın derdine derman bu insanlara ödül olarak bülbül gibi bir dil veriyor. Belki de anatomisiyle canlı bir organizmayı inceleyerek yaratılıştaki hikmeti sezmek onların gönül gözünü açıyor… Yakup’un kitaptaki Geç Kalan Piknik hikâyesini okursanız bana hak vereceksiniz.
Darısı yeni kitaplara!..
Haydi iyi okumalar.