HaftanınÇok Okunanları
Ece Türköz Oğuz 1
Başak Sevgi Kara 2
KEMAL BOZOK 3
Kardeş Kalemler 4
Kardeş Kalemler 5
Ahmet Kartal 6
SEYFETTİN ALTAYLI 7
Şamandıraya bağlayıp bıraktıkları oltaya inci gibi dizilmişti levrekler. Nazım Kaptan’ın kızı Dönüş, yeme çalınan balıkları neşe içinde denizden güverteye çekerken babası da motoru kapatıp Frişka rüzgâra yelkeni bıraktı. Bir taraftan çaparileri teknenin arkasından salarken diğer taraftan heyecanlarını içine iyice zapt ederek ay ışığına yükselen balıkları sükûnetle topladılar. Çakarın şavkını uzaktan görenler, ay halesi denize düşmüş sanırdı. Gece yemlisi Dönüş’ün en sevdiği balık avıydı. Günün ilk ışıklarına kadar güverteyi balıkla iyice doldurdular.
-Haydi, kızım artık geri dönelim, bizden başka balıkçılara da kalsın balıklardan, değil mi ya?
Baba kızın teknesi, bedenlerindeki yorgunluğa inat yüzlerindeki neşeyle iskeleye doğru yanaştı. Barınaktakilerin bir kısmı tekneyi çevrelerken Nazım Kaptan göğsünü kabartarak balık kasalarını iskeleye yığmıştı bile. Onları uzaktan izleyenler kendi aralarında konuşmaya daldı.
-Nazım Kaptan oğlandan ümidi keseli kızı yanından ayırmaz oldu.
- Yahu oğlunun denize ilgisi hiç olmadı ki. Hatta babasının gönlü olsa bu güne kadar çoktan tekneyi satmıştı. Nazım’ın oğlandan yana şansı yok lakin kızından çok. Yıllardır gece yemlisine bile Dönüş’le çıkar Kaptan.
- Aslına bakarsan Nazım’ın yaptığı da olacak iş mi Ferhat, kız dediğinin barınakta ne işi var? İlla yardım edecekse annesine yardım etsin, evini barkını temizlesin, aşını ekmeğini pişirsin yeter.
- Öyle konuşma Hasan abi. Babasını tekin olmayan sularda yalnız bırakmaya gönlü razı gelmiyor işte. Yırtılan ağlar da evde hep Nazım Kaptan ile Dönüş’ün elinden geçiyormuş. Bugün ana baba sözünden ayrılmayan evlat nerde? Çok hayırlı çocukmuş çok. Bu kadar işin arasında okulunu da ihmal etmiyor.
- Okul mu? Sen ne yaptın Ferhat? Bu zamanda asıl orası karışık. Kız dediğini gözünün önünde tutacaksın. Yoksa boşuna mı demiş atalarımız, kızını dövmeyen dizini döver diye.
-Aman abi sakın Nazım Kaptan duymasın bu dediklerini, yanımıza doğru geliyor. Bir duyarsa selamı sabahı keser, benden söylemesi.
- Yok, estağfurullah, Nazım’a lafımız mı var? Biz zamanın iyiye gitmediğini söylüyoruz. O da önlemini alacak, biz de.
Balıkçı barınağı, balıktan dönen kaptanların avı güzel geçtiyse kahkahayla naraların çınladığı; av kısmetsiz geçtiyse denizden, rüzgârdan şikâyetin yükseldiği bir yerdi. Önce günün hasılatı teknelerden iskeleye indirilirdi. Orada bekleyenler de gözlerine, kulaklarına çalınan muhabbetleri avdan gelenlere heyecanla anlatırdı. Barınakta hareket hiç eksik olmazdı.
-Selamın aleyküm Hasan!
- Ve aleyküm selam Nazım Kaptan! Bakıyorum da keyifler yerinde, gittiğine değmiş mavi sular. Anlat hele, nasıl geçti sefer?
- Çok şükür! Deniz çarşaftı, öyle olunca ağ da çapari de yormadı. Gelirken de kaşık çektik. Palamutla kapattık depoyu. Benim kızın bahtı açıkmış. Bereketini vermiş yaradan. O kadar ağ attık olta çektik, hiç yoruldum demedi, şimdi de teknede kalanları aktarıyor.
- Bereketiniz bol olsun, kızının da maşallahı var, lakin Kaptan, ne zamandır soracağım sana ama bir denk gelip de soramadım; Dönüş’e zor olmuyor mu buralarda, hani kız hâliyle eğleşmek, olur a sıkılmasın. Biz olsak darlaşırız bir başımıza.
Nazım Kaptan’ın yüzündeki tebessüm birden dondu kaldı. Arkadaşının ne demek istediğini, ilk cümlesinden anlayacak kadar onu tanıyordu. Ne var ki lafının çoğunu duymazdan geldi.
-Niye sıkılsın Hasan, bu yaştan sonra benim de yardıma ihtiyacım var, ağların tamirine geçti bile bak. Benim kız avare değil, boş vakti de yok sıkılacak kadar.
Balık ağlarını örmeyi henüz çocuk yaşlarda babasının taka teknesinde tayfalık yaparken öğrenmişti. Ağabeyinin tutkusu futbol, Dönüş’ün denizdi. Her gün balıktan gelince tekneyi tepeden tırnağa temizlemek, kalan zamanında yırtılan ağları babasıyla onarmak, Dönüş’ün zevkle yaptığı işlerdi. Nazım Kaptan ağları onarırken ona yardım eden kızına, balıkçıların dilinden düşmeyen fırtınadaki av macerasını o günkü heyecanıyla tekrar anlatırdı. Dönüş bu durumu hiç yadırgamaz, babasından hikâyeyi ilk defa duyar gibi tepkiler verir, onun heyecanına ortak olurdu.
-Kızım ben bizim arkadaşlara bir selam verip geleyim, demiş ama gidişinde götürdüğü neşesi dönüşünde dağılmıştı.
Kızıyla balığa çıkmayı çok severdi Nazım Kaptan. Kendini bilmezlerin lakırdısını ona anlatacak değildi. Lakin Dönüş’ün kulağına bir şekilde gelip de onun üzülmesini istemiyordu. Bir süre kızını buralardan uzak tutmalıydı. Dönüş babasının bakışlarından bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
-Babacığım, çok yoruldun gece boyu, istersen sen eve geç ben de buraları toparlayıp geleyim.
- Olmaz kızım, temizliği yapar eve beraber döneriz. Bak ne diyeceğim, kaç gündür derslerini ihmal ettin, balığa bir süre ben kendim gideyim sen de okuluna devam et.
- Derslerimi ihmal etmedim ki babacığım, göreceksin, bu yıl üniversite sınavını da kazanacağım. Gerekirse kitaplarımı getireyim yanımda, daha çok çalışırım. Yeter ki denizden beni mahrum etme ne olur.
Nazım Kaptan içi parçalanarak dinlemişti Dönüş’ü. Kendisi olmaz dese de bir yolunu bulup mutlaka denize açılacağını adı gibi biliyordu. En iyisi, bu konuda kızıyla inatlaşmadan başka bir yol bulmaktı. Kararını vermişti. Dönüş üniversiteyi kazanıncaya kadar kimsenin onu üzmesine müsaade etmeyecekti.
Nazım Kaptan yanılmamıştı. İki gün sonra güneş doğmadan, babasından önce soluğu barınakta alan Dönüş, o akşamın avına tekneyi hazırlamıştı. Biraz ileride Hasan Kaptan da, akşam balığa çıkmak için teknesinde son hazırlıklarını yapmaktaydı. Güverteyi yıkayan Dönüş’e uzaktan imalı gözlerle baktı. Kız yalnızdı. Babasını ortalarda göremedi, tam zamanıdır, diye düşündü.
-Dönüş kızım, uzaktan bakınca bir an için seni tayfa zannettim. Nazım teknesine nihayet bir delikanlı almış dedim. Sen miydin o?
-Sizin de sabahınız hayırlı olsun Hasan amca. Ben varken babamın henüz bir yardımcıya ihtiyacı yok.
-Kızım yarın bir gün sen evlenip gidince ne olacak? Gerçi bu gidişle evde kalacaksın ya malum, evden çok teknede görüyoruz seni.
Hasan Kaptan sözde şakalarına kendince gülerek ortamı yumuşattığını düşünüp içinde biriktirdiklerini dökmeye devam ediyordu. Babası uyarmıyorsa kendisi de amcası sayılırdı. Kendi kızı olsa, Nazım Kaptan’ın lafına, sözüne kızar mıydı hiç?
Dönüş cevap vermedi, babasının bir an evvel gelmesini diliyordu. Sabah akşam yüz yüze geldiği insanlarla ters düşmek istemiyordu. Balıkçılardan kendisi gibi birkaç arkadaşı olsa, bir iki kızı daha buralarda görseler, varlığı belki bu kadar göze batmayacaktı. Onlar hep erkek balıkçıları görmeye alışmıştı. Hâliyle onun varlığını yadırgıyorlardı. Hasan Kaptan’ı dinlerken nasıl böyle sakin kalabildiğine ve söylediklerinde haklı taraflar bulabildiğine kendisi de şaştı.
-Kızım, kızmıyorsun ya bana? Babana dedim ya, anlaşılan seni yanından ayırmak istemiyor. Sen onun demesine bakma, balıkçılık işini bırak da baban yapsın. Gücü yetmiyorsa ağabeyini tutsun kolundan, getirsin keratayı. Hazır iş varken başka yerlerde iş mi lazım ona? Lakin sana diyeceğim o ki, bu işler kadın, kız işi değil, gecesi yok, gündüzü yok. Bak bakalım o incecik bileklerine, gücün kuvvetin tutar mı hiç? Allah erkekle kadını ayrı yaratmış, kul da işlerini gücü nispetinde tutmalı a yavrum.
Dönüş yanıt vermedikçe, söylediklerine onun da hak verdiğini düşünerek Hasan Kaptan, nasihatvâri konuşmaya devam edecekti ancak son sözünü tamamlamaya fırsat bulamadan çıpanın ayağına dolaşan ipiyle dengesini kaybedip teknenin güvertesinden gürültüyle denize düşmesi bir oldu.
Yakınlardaki teknelerinden olayı gören balıkçılar denize eğilmiş, merakla Hasan Kaptan’ın sudan çıkmasını bekliyordu. Çocukluğunda geçirdiği boğulma tehlikesiyle sudan korkup yüzme öğrenemediğini yıllardır hiç kimse bilmiyordu. Saniyeler uzadıkça uzuyor, ne Hasan Kaptan sudan çıkıyor ne de olayı izleyen kalabalıktan biri suya atlamayı akıl ediyordu.
Dönüş, Hasan Kaptan’ın yüzme bilmediğini yıllar önce babasıyla Hasan Kaptan’ın bir konuşmasında duymuştu. Babası, arkadaşının sözleriyle şaşkınlık içinde kalmıştı. “İnsan denizin bu kadar içinde olur da hiç mi yüzmeyi öğrenmez arkadaş!” İki balıkçı, ayak seslerinden Dönüş’ün tekneye geldiğini anlayıp sus pus olmuş o da merak edip babasına konuyu hiç açmamıştı.
Dönüş, Hasan Kaptan’ın denize düştüğünü görünce gözüne ilişen can yeleğini kaptığı gibi denize atladı. Koca adamı denizin yüzeyine çıkardı. Suya atılan ipe zar zor tutundu. Balıkçıların yardımıyla Dönüş, Hasan Kaptan’ı iskeleye çıkarmayı başarmıştı.
Teknesine doğru yaklaşmakta olan Nazım Kaptan çevredeki hareketliliği görünce ters giden bir şey olduğunu anlayıp adımlarını sıklaştırdı. Önündeki kalabalığı omzuyla araladı. Meydanda gördüğü manzara karşısında şaşkınlık ve dehşet içindeydi. Kızı, tepeden tırnağa sırılsıklam kıyafetleriyle Hasan Kaptan’ın başındaydı. Babasının korkulu heyecanının aksine sessizlik içinde olan Dönüş, önce Hasan Kaptan’ı kurtarırken yorgun düşmüş ince bileklerine, sonra da etrafındaki kalabalığa ve az önce kurtardığı adama, tuzlu sudan yanan gözlerini kısarak baktı. Barınaktaki delikanlılar yaşananları izlerken nefes nefese kalmış, tüm balıkçılar alkışlar içinde Dönüş’ün çevresini sarmıştı. Nazım Kaptan, gözlerini kızından alamıyor, göğsü kabararak Dönüş’ü işaret edip “Benim kızım!” derken uzaktaki ambulansın sesi ta iskeleye kadar geliyordu.
(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Mart 2023)