HaftanınÇok Okunanları
OĞUZHAN YETİŞTİ 1
Ece Türköz Oğuz 2
HİDAYET ORUÇOV 3
NIKA ZHOLDOSHEVA 4
SAMET MUGANLI 5
VILAYET GULIYEV 6
Kardeş Kalemler 7
5. Dünya Kültürlerarası Diyalog Forumu çerçevesinde Uluslararası Türk Kültür ve Mirası Vakfı tarafından düzenlenen "Türk Dili Konuşan Ülkeler Arasında Diyaloğun Kurulmasında Büyük İpek Yolu'nun Rolü" yuvarlak masa toplantısına davetlerinden dolayı şükranlarımı arz ediyorum.
İpek yolu adı bu kadim yola, Alman coğrafyacı Ferninand von Richthofen tarafından Çin’le Roma arasında yapılan ticaretin ana metaının ipek olduğu düşüncesiyle verilmişti. Bu tanımın insanlarda bıraktığı algı, yolun bir ucu Çin diğer ucu Roma ve ticaret iki uç nokta arasında yapıldığı şeklinde olmaktadır. Hâlbuki yol boyunca her noktasındaki ülke veya halk kendi üretimlerini kervanlara katmış ihtiyaçlarını da bu yoldan temin etmiştir.
Uzun yıllar boyu İpek önemli bir ticari üründü ama tek üretim yeri Çin, tek pazarı da Roma değildi. Asırlarca ipekleriyle bütün dünyaya ün salmış Azerbaycan’ın Şeki şehri gibi pek çok merkez, kendi ürünlerini bu yol aracılığı ile hem doğuya hem de batıya gönderiyordu. Bugün bile Şeki, 700 kişiden fazla işçi istihdamı ile çalışan ipek komninatı aracılığıyla ipek yolu tarihinden devraldığı üretimini devam ettirme ideasındadır.
Alımlı, dökümlü ipek kumaşlar Alman araştırmacının dikkatini çeken önemli üründü ama başka yakın zamanlarda bu kadim yolu üzerinde çalışanlar elde edilen yeni bilgilerle farklı düşüneceklerdir. Öncelikle yeni araştırmalar göstermektedir ki, eski asırlara ait genel kabulün dışında kitap ve dolayısıyla okuma yazma son derece yaygındı ve bunun arkasındaki itici güç kâğıt üretiminin geniş ölçekli olarak yapılıyor olmasıydı. Orta Asyalılar, kitabın ve okuma yazmanın kaynağını ucuz ve pratik bir şekilde geliştirerek kullanıyorlardı. ABD’li yazar S. Frederik Star’ın ifadeleriyle Orta Asyalılar, kağıdı geliştirme ve ihraç etme konusunda en az Çinliler kadar rol oynamışlardır. Pamuk liflerinden üretilen yumuşak kağıtlar, bölgeden batıya giden en kaliteli ürünlerdendi. Kağıt üretimindeki başarılarla okuma yazma çok erken dönemlerde çok ucuza mal olmaya başlamıştır.
Boston’lu araştırmacı Janathan M. Bloom, “Kağıda İşlenen Uygarlık Kağıdın Tarihi ve İslam Dünyasına Etkisi” adlı eserinde bu kadim yol etrafında yazılı eserlerin yaygınlaşması hakkında şu tespitlerde bulunuyor: “Önceleri bu yaygınlığı mümkün kılan unsurun yüksek kültür ve refah seviyesi olduğu söyleniyordu. Kanaatimce bu başarıda en büyük rol hazır kağıda ulaşılabilmesindeki kolaylıktır. Bu sayede okumak ve yazmak hiç olmadığı kadar geniş kitleye ulaşmıştır. Bloom, 9-10. Asırlardaki Abbasiler ve Bağdat’tan bahsediyordu. Ancak F. Star bu kağıt devriminin Abbasilerden önce ve Orta Asya’da başladığını düşünür. Bloom’a göre “İpek Yolu” aynı zamanda bir “Kağıt Yolu”dur ve Çin’den değil Orta Asya’dan başlar. Pamuk liflerinden üretilen yumuşak kağıtların ucuzluğu, çok pahalı bir iş olan kitap istinsah etme işini de yaygınlaştırır. Kitap istinsahı, insanların geçimlerini sağlayabilecekleri bir iş analı haline gelir çünkü kitapların zengin alıcıları bulunmaktadır. Bölgenin önemli şehirler Semerkant, Buhara, Merv, Serah, Berh, Tus, Nişabur, Kaşgar ve Ürgenç gibi pek çok şehir ekonomik zenginliklerinin yanında geniş kütüphaneleri ile de ünlüydüler. Son Sasani İmparatoru III. Yezdigird, devleti yıkılıp başkenti Tizpon’u kaybettiğinde mücadeleye yeniden başlamak ve devletini geri almak için yanına altın ve mücevherlerden oluşan hazinesini alıp geldiği Merv’e meşhur kütüphanesini de taşımıştır.
Üretimin, refah ve zenginliğin temelindeki unsurun bilim olduğunu bilen idareciler kütüphanelerini genişletmek ve korumak için özel gayret sarf ediyorlardı. Buhara’da kütüphane hanın ve devletin üst düzey yöneticilerinin yaşadığı ve korunduğu iç kalede yer alıyordu.
Bu kadim yolda kervanlar, sipariş verilen kitapları uzak diyarlardan temin edip getirdikleri gibi bilimsel eğitim almak için yola çıkanları da gidecekleri menzillere taşımaktaydılar. Ve bilim yolcularının sayısı hiç de küçümsenecek gibi değildi. Bu yüzdendir ki kervanların konaklaması için yapılan han ve kervansaraylarda bölgede açık ders yapan bilim adamlarının isimleri ve ders saatleri de asılırdı. Büyük bilim adamları medreselerde derslerinden bazılarını açık ders olarak yaparlardı ki, bu derslere ipek yolunun çok uzaklarından gelip katılanlar hiç de az olmazdı.
Medreseler eğitime kabul edilmek daha öğrenciyken, pek çok ekonomik problemin çözülmesi anlamına geliyordu. Ulugbek’in medresesine kabul edilen öğrenciler, günümüz uluslararası şirketlerinin mühendislerinin maaşlarına yakın burs ile ödüllendiriliyorlardı. Onların yalnızca bilimle uğraşmaları isteniyordu.
Fakat öğrenme isteği ve bilim aşkı taliplere verilen burslardan daha büyüktü. Ulugbey Medresesinin öğrencisi Ali Kuşçu, kendine sağlanan tüm bu üstün imkanlara rağmen gizlice katıldığı bir kervanlar meraklarının peşinden gidiyordu. Nasruttin Tus’ini, Tebriz’in hemen kuzeyinde Meraga’ya kurduğu rasathanede yapılan çalışmaları öğrenmek istiyordu.
Elbette bütün medreselerin öğrencileri bilim adamı hükümdarın öğrencileri kadar şanslı olamasalar da bilim adamları, şairler, sanatçılar saraylarda vezirliklerle taltif desteklenmekteydiler.
Kadim yol, açık kaldığı dönemlerde yeni alfabelerden dinlere, sanat anlayışlarından düşünce akımlarına kadar pek çok yeniliğin hareketine imkân sağlıyordu. İpek yolunda gezen ilk kervanın Çin seyyahı Çjan Seyan’ın Hunlar hakkında bilgi toplamak için imparator tarafından görevlendirildiği hatırlanırsa, yoldan gelebileceklerin sınırsızlığı da anlaşılıyordu.
Tehlikeler olsa da yolun açık olmasının bölge ülkelerine ve insanlığa kattığı maddi manevî zenginliklerin sınırı yoktu.
Kadim yol, üzerinde yerleşen han ve kervansaraylarla adeta bir ulaşım sistemine dönüşmüştür. Bu ulaşım sistemi, Asya, Akdeniz bölgesini ve Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri anlatmakla yeni anlam kazanmıştır. İpek Yolu’nun yaklaşık 20000 kilometresi, Türk halklarının yaşadığı coğrafyada uzanmaktadır.
Tarihin en eski ve en uzun karayolu özelliğinde olan milattan önce 2.yüzyıldan 1800 yıllarına kadar önemini koruyan İpek Yolu, Doğu Batı, Kuzey Güney etkileşiminin sağlanmasında en etkin rol oynamıştır.
Bilindiği gibi gerek küresel ölçekte gerekse Türk halklarının kendi aralarındaki kültürel ilişkilerde ipek yolu tarih boyunca temel bir işleve sahip olmuştur.
Tarih boyunca İpek Yolunun engellenmesine kalkışan bazı bazı dönem ve devletler olmuşsa da bu hareketlerinin kendilerine verdiği zararı görüp hemen vazgeçmişlerdir. Yolun açık kalması, bölge kültürlerini içe kapanmaktan koruyor ve dünyaya açık hale getirmiştir.
İpek yolunun uzun bir hissesini kontrollerinde bulunduran Türk devletleri, ipek yolunda ticaretin gelişmesi için büyük hizmetler yapmışlardır. Son Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer belki de bu yol boyunca yaptırdığı han ve kervansaraylarla en çok hizmet edenlerdi.
İpek Yolu, yalnızca dünyadaki yeni fikirleri, akımları bölge insanına getirmiyor buradaki bilimi ve sanatı da dünyaya taşıyordu. İpek Yolu, İbni Sina, Harezmî, Nizamî, Farabî, Birunî, Ulugbek, Nasruttin Tusî gibi pek çok bilim adamı ve düşünürün görüşlerini dünyaya taşımıştı. Serahlı Muhammet ibn-i Atsız’ın tarihte ilk kez Sultan Sencer’in türbesi üzerine yaptığı çift kubbe tarzını da götürmüştü ipek yolu. Sultan Sencer Türbesinin çift kubbe yapısı ipek yolu ile çok uzaklara gidip Amerikan Başkanlık sarayının mimarları tarafından kullanılacaktır.
Çünkü ipek yolu, yalnızca yazmak için hazır beyaz kağıtların değil, aynı zamanda üzeri çok kıymetli bilgilerle dolu yazılı kağıtların yani kitapların yoludur.
Bugün bu kadim yola yeniden bakarken, Türk halklarını dünyaya bağlayan ve onların ürettikleri bilim, kültür ve sanat değerlerini hem birbirlerine hem de dünyaya ulaştıran bir aracı olmasını düşünmeliyiz.
Büyük Türk şairi Arif Nihat Asya, Nasrettin Tusî’nin Meraga’daki ünlü rasathanesinin kapanışını kast ederek;
“Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga'ya bakıp yıldızlarım”
Diye yazmaktadır.
Ama Meraga’nın yıldızları artık mahzun değiller. Merga’dan değilse de Şamahı’dan kendilerine bakan bilim meraklısı gözler var ve üstelik ünü tarihi tutmuş Nasrurttin Tusî’nin adını taşıyor.
Azerbaycan Devletinin desteklediği ve günümüzde bilimsel başarılarıyla dünyada ilk üçe giren Şamahı şehrinde kurulu Nasruttin Tusi Rasathanesi, ipek yolunun meşhur rasathanelerini hatırlatmaktadır.
Deve kervanları ile değilse de günümüzde boru hatları ile kurulan ipek yolunda sınır aşan ticari ilişkiler, bilim, kültür ve sanat değerlerinin önce Türk dilli halkların birbirlerine sonra tüm dünyaya tanıtılması için bizlere yeni ümitler vermektedir.
Meraga göklerinde mahzun olan yıldızlarımızın yüzünün Şamahı semalarında gülmesi, yeni asırda bütün insanlık için bir müjde olmalıdır.