HaftanınÇok Okunanları
FATİH SULTAN YILMAZ 1
HATİRA Guliyeva 2
İSMAİL DELİHASAN 3
Kardeş Kalemler 4
Nergis Biray, Baktıgül Abdıhanova 5
USHKYN SAIDIRAKHMAN 6
VILAYET GULIYEV 7
Özgün bir eser meydana koymak kolay değildir. Değişik yeteneklere sahip olmayı gerektirir. Hele eser edebi eserse, yazarın mutlaka kendine özgü bir dili, bir yöntemi, bir anlatım tarzı ve görüşü olmalıdır. Ürettiği eserlerde, bütün bu özellikleri okurlara hissettirmelidir. Mehmet Haşim Salihi'nin son yazmış olduğu "15 Kerkük Plakalı Araç" eserinde, bunları bütün boyutlarıyla görmekteyiz. Üstelik eser, tür olarak da değişik. Roman-anı türünden, veya otobiyografik bir roman. Kişisel hatıraların, deneyimlerin, gözlemlerin yer aldığı bu türler âdete, kimi yönleriyle roman, kimi yönleriyle de anı yazıları gibisinden nitelikler taşır. Yazar, kişisel hatıralarına yer verdiği gibi, ele aldığı dönemde yaşanan olaylara da tanıklık eder. O olaylarda yer alan kişilerin kaygılarına, duygularına, psikolojilerine de tercüman olur.
15 Kerkük Plakalı Araç eseri de, benzeri eserlerde olduğu gibi, yazarının hayatı etrafında şekillenmektedir. Eser 15 bölümden oluşmaktadır. Yazar esere, babası, dedesi, amcası, kendisi ve aile bireylerinden söz ederek başlamaktadır. Amaç, babanın yetiştiği ortamı anlatmakla birlikte, bu ortamdan ne kadar etkilendiğinin, özellikle de çocuklarına duyarlıkla davrandığının nedenlerini açıklamaktadır.
Baba sevecen bir insandır. Büyük bir kalbe sahiptir. "Çocukları için her şeyin iyisini yapmak ister". Babasının yapmış olduğu üç evlilikten dünyaya gelen on beş çocuktan biridir. Bu kalabalık yüzünden gereken ilgiyi göremediği için, çocuklarına aynı duyguyu yaşatmak istememektedir. Çocuklarını "hiçbir zaman rencide etmemiştir". Hayatta tek göz kulak olduğu onlardı. Hatta fazla arkadaş edinmemiştir. Dede diye hitap ettiği ve kendisinden on beş yaş büyük olan üvey ağabeyi, tek samimiyet duyduğu kişidir. Dertleri varsa onunla paylaşır. Oysa dertleri bir kaşık doldurmayacak kadar azdır. Bağdat’ta röntgenlik alanında eğitimini tamamlamıştır. Bir süre Bağdat, daha sonra Kerkük Devlet Hastanesine röntgen teknisyeni olarak atanmıştır. Altmışlı yıllarda bu gibi işlerde çalışanların sayısı az olduğu için kısa bir sürede büyük bir şöhret kazanmıştır. Ayrıca özel bir muayenehane kurmuştur. Devlet maaşının yanı sıra, özel muayenehanesinden elde ettiği gelir ile ailenin geçimini en iyi bir şekilde sağlamaktadır. Ama kendine özgü bir merakı vardır. Onu da ihmal etmemektedir. Araba merakı. "Arabaları çok severdi, hatta arabasını aile bireylerinden biri sayardı". 1969'da evlenirken, Trafik Polis Müdürlüğüne atanan bir dostu tarafından 15 numaralı Kerkük plakası kendisine armağan edilmiştir. Bu farklı armağanla mutlu olan baba, ne kadar araba değiştirmişse, aynı 15 Kerkük plakayı kullanmıştır. Zamanla adı bu plakayla özdeşleşmiştir.
Yazar belirli bir yaşa geldiğinde, kendisinde de, babada olan o tutuklu araç sevgisi başlamış, araç kullanmaya rağbet etmiştir. Ancak baba izin vermediği için, bazan aracı ondan habersiz olarak, kardeşi Sinan ile birlikte çıkarıp kullanmaya çalışmışlardır. Bunu çoğunlukla baba, işten yorgun dönerek ikindi vakti dinlenmek için uyurken, fırsat bilerek yapmışlardır. Plakasıyla tanınan aracı görenler tarafından birkaç kez ifşa edilerek dile verilmişlerdir. Oysa baba, buna ne kadar kızmışsa, oğullarına her hangi bir yaptırım uygulamamıştır. Hatta bir defasında öğüt içerikli birkaç tümce söylemekle yetinmiştir: "Bak oğlum… Ben sıradan bir devlet memuruyum; seni ve diğer dört kardeşini bir memur maaşı ile büyütüyorum. Elimde bir tek bu araba var, başka da bir şeyim yok. Senin ve evin bütün işlerini bu arabayla yapıyorum. İstersen al yak onu, ama bil ki ne yenisini alabilirim ne de bozulursa tamir etmeye gücüm yeter. Bundan sonra karar senin".
1980 yılında, birinci Körfez savaşı sırasında yazar, liseden üniversiteye kadar tüm öğretim üyeleriyle öğrencilere yaz tatilinde uygulanan askerî eğitime katılmak zorunda kalıyor. Eğitim ordugâhı Yaycı köyüne yakın bir yerde. 15 Kerkük plakalı aracıyla baba, her fırsatta geliyor, ihtiyaçlarını karşılıyor. Baba hâli.
Savaş günden güne kızışıyor. Karşılıklı hava saldırıları, kentleri gelişigüzel olarak hedef almaya başlıyor. Ve bir gün evin garajında 15 Kerkük plakalı araç isabet alıyor. Ailenin en aziz biri isabet almış gibi evde yas var, matem var.
1988 yılının 8 Ağustos'unda barışın sağlanarak savaşın sona erdiğini müjdeleyen bildiriyle birlikte, neredeyse bir bayram havası yaşanıyor. Memleketin her yerinde sevinç gösterileri yapılıyor, Artık ateş sönmüştür. "Artık fazla genç şehit düşmeyecek …. annelerin ciğerleri yanmayacak". Aile de, bu sevinç gösterisine katılmaktan geri kalmıyor. 15 Kerkük plakalı araç ile Kerkük sokaklarında tur atmaya başlıyor. Korna öttüre öttüre, herkes gibi, o günün keyfini sonuna kadar çıkarmaya çalışıyor.
1989 yılında yazar Erbil'de Salahattin üniversitesine alınıyor. İlk olarak Kerkük'ten uzaklaşıyor. Erbil ile Kerkük arası yaklaşık bir buçuk saatlik bir mesafe. Olsa da, babaya göre tüm acısıyla gurbet. Oğlunu yalnız bırakmak istemiyor. 15 Kerkük plakalı araç burada da işe yarıyor. Baba her ikide bir direksiyon arkasına atlıyor, tut Erbil geldim yapıyor. Yanında ailenin hazırladığı bol erzak ve lezzetli yiyecekler var. Oğluna götürdüğü.
1990 yılının Ağustos'unda Irak Kuveyt'e askeri güçlerini sokarak, Kuveyt'i Irak'a ilhak ettiğini ilan ediyor. Birinci Körfez savaşının acıları bitmeden yeni bir savaşın belirtileri ufuklarda dalgalanmaya başlıyor. Neler olacak diye kafalar karışık. Dünyanın gözü kulağı artık bu çılgın olaya kapalı. Halk telaşta. Herkes yerini yurdunu terk ederek güvenilir bir sığınakta saklanmayı tasarlıyor. Özellikle Kerküklüler. "Kerkük bir petrol şehri… ilk saldırılarda devletin ekonomisinin hedef alınacağını" düşünen halk, Kerkük'ten kaçmaya başlıyor. Yazarın ailesi Kifri ilçesinde anneannesinin evini tercih ediyor. Yine 15 Kerkük plakalı araç, hizmet vermek için hazır. Giderlerken götürüyor, on beş günden sonra, fazla bir gelişme olmadığı için dönmeye karar verirlerken, tekrar Kerkük'e getiriyor. Ancak çok geçmeden, 1991'in Mart ayında Irak'a karşı oluşturulan koalisyon güçleri acımasızca kapsamlı bir saldırıya başlıyor. Irak'ta yeni bir kıyamet var. Bu öncekilerden faklı. Teknolojinin ürettiği en son silahların kullanıldığı bir kıyamet. Bu sırada yazar, öğrenci olduğu Erbil'de mahsur kalmıştır. Zar zor kendini Kerkük'e atabiliyor. Kerkük eskisi gibi değil. Hayalet bir şehir izlenimi vermekte. Savaş kızıştıkça, şehirler kontrolden çıkıyor. Su yok, elektrik yok, gıda sınırlı. Halkın yürüttüğü bir ayaklanma hareketi başlıyor. Ancak düzensiz, karışık, dağınık. Artık bir hercümerç ortalığa hakim.
"Her taraftan kurşun yağıyordu…. Devletin zayıf düşmesinden yararlanan Kürt silahlıları askerlere saldırarak Kerkük’ün kuzey mahallelerini ele geçirmişlerdi bile. Savaşın ve şiddetli çatışmaların yaşandığı o mahallelerdeki aileler, çatışmalardan kaçarak bizim mahalleye sığınıyorlardı. Evimize bitişik olan komşumuza bir aile geldi. Onlardan olup biteni öğrendik. Gelen aile: Kerkük’ün büyük yakasında artık devlet hakimiyetinin olmadığını anlatıyordu. Kürt ve Peşmerge güçlerinin, oraları tamamen ele geçirdiğini söylüyordu…. Saat bir ile dört arasında çatışmalar bizim mahalleye ilerledi…. Kimseye bir şey olmasın diye arka odalara sığındık… Kız kardeşimin oyuncağına söylediği cümlelerin aynısını, zavallı annem ve çaresiz babam da bize sık sık söylüyordu: Korkmayın, hiçbir şey yok ". Oysa memleket alt üst oluyordu. Talan başlıyor, yağma başlıyordu.
Ramazanın dördüncü gününe denk gelen 1991 yılının 20 Mart'ında, saat sekiz civarında kapı çalınıyor. Israrla, ardı arkası kesilmeyen bir şekilde. Dip odaya sığınan aileyi korku sarıyor. Kim olabilir diye. Baba ölümü göze alarak pencereden bakıyor. Kapıdakileri inceledikten sonra, evdekilere güven verici bir sesle: "Korkmayın, Saddam'ın askerleri değiller, Peşmerge güçleri…" diyerek, kapıya açmak için ilk adımı atar atmaz, Peşmergelerin yaylım yaylım açmış olduğu ateşlerden ortalık toz dumana dönüşüyor. Bu durumdan sarsılan aile bin bir can havliyle arka komşuya atlıyor. Ev artık Peşmergelerin insafında. İnsaf mı?. O günleri gözleriyle görenler, ölüp bitene kadar insanlarda insaf olduğuna inanamazlar. Evde ne varsa, yağmalanıyor. Bunların en değerlisi, elbette ki, 15 Kerkük plakalı araç. Ailenin bir parçası olan araç, işte o uğursuz gün, aileden koparılıyor. Aile aracı, daha sonra, sokak sokak arıyor. Bunu, nafile, ümit kesene kadar yapıyor.
Romanın bu bölümünde 15 Kerkük plakalı aracın hikâyesi bitiyor. Ancak, memleketin hikayesi yeni bir döneme giriyor. Daha kötü, daha acı, daha karışık, daha berbat:
Bunlar o tarihte yaşananların bir kısmı. "15 Kerkük Plakalı Araç" eserinde Mehmet Haşim Salihi, yer yer bu olayların en ince ayrıntılarını usta kalemiyle tekrardan kaşımıza çıkarmakta ve o günlerin acıklı dramını, bir gözlemci olarak, insanî yanlarıyla yansıtmakta, gelecek kuşaklara aktarmaya çalışmaktadır. Gelecek kuşağın, tarih kitaplarından okumayacaklarını, bu eserden okuma fırsatını sağlamaktadır.
Romanda ayrıca bir aşk hikâyesi vardır. İçte mahpus kalan, karşı tarafa, sevgiliye bildirilmeyen bir hikâye. Lise sürecinde başlıyor. Yazara, uzun bir süre güzel hayaller, güzel duygular yaşatıyor. Mektuplar, şiirler yazdırıyor. Bir türlü ulaştıramadığı, kitaplar arasında yıllarca tutup sakladığı. Sevgilisinin adı, kendine göre, Papatya, oysa asıl adı Sevgi. Savaş sırasında memleketin başına dökülen ateş, nasıl düştüğü her yeri yakarak kül ettiyse, bu aşkın da akıbetini aynı kadere çarptırıyor. Sevgi, ailesiyle birlikte, savaş yüzünden, bilinmeyen bir adrese göç ediyor. Daha sonra, bu adresin Kanada olduğu anlaşılıyor. Oysa yazar mektuplarını, şiirlerini yazmaya devam ediyor ve "her gece, belki rüyalarda onunla buluşur diye erken uyuduğunu" bildirerek, romanı şu hasret dolu tümceyle bitiriyor: "Babam sevdiği arabasından, ben de sevdiğim Papatya'mdan odum".
Mehmet Haşim Salihi, bu son tümceyle, o dönemde hayatımızdan gerek maddi gerekse manevi olarak çok şeyler kaybettiğimizi ima etmektedir. 15 Kerkük plakalı araç, hayatın maddi, gönül kaptırdığı Sevgi ise, hayatın manevi değerlerini simgelemektedir.
Romanın bölüm başlıkları: "15 Kerkük Plakalı Araç, Bende De Araç Muhabbeti Başladı, Yeni Araç, Aşk Macerası, Yaramazlığa Son, Yazın Askeri Eğitim, Arabanın İsabet Alması, Araba Arizası, Hattatlık İşe Yaradı, Buluşma, O Gece, Hapsedilen Duygular, Başarısız Yıl, Savaş, Riskli Günler, Kifri’ye Sığındık, Kerkük, Facia Arifesi, 15 Kerkük Plakalı Araca Elveda, Yağmur Suyu, meçhule Yolculuk, Kimyasal Silah Riski, Papatya Arayışı, Kerkük Askere Teslim, Altunköprü, Adres Bekleyen Mektuplar" olarak nitelendirilmesi, eserin olay örgüsünün yapısı ve tema bakımından içeriği ile örtüşmektedir.
"15 Kerkük" babaya ait olan aracın plaka numarasıdır. Araç, yazarın romanda birkaç kez vurguladığına gibi, baba tarafından ailenden bir parça, hatta ailenin bir bireyi sayılmaktadır. Her zaman kendileriyle birliktedir. Yazarın, kendini tanıdığı günden itibaren, 20 Mart 1991 tarihinde Peşmergeler tarafından çalındığı güne kadar, aileye eşlik etmekte, acı tatlı anlarını paylaşmaktadır. Dolayısıyla romana, aracın numarasından esinlenerek "15 Kerkük Plakalı Araç" adı verilmesi çok anlamlıdır. Aslında araç yalnız romanın adına değil, içeriğine bile esin kaynağı olmuştur. Yazar romanda, kendini direkt olarak öne çıkarmak istememiştir, dolaylı bir araç/bir olanak aramıştır Bu aracı/bu olanağı babanın aracında bulmuştur. Çok akıllı bir tutum, çok uygun bir seçenek olmuştur bu. Nitekim, araç dinamik bir obje olduğu için, romana bambaşka bir dinamiklik kazandırmıştır. Her bölümde, canlı bir karakter gibi yer almış, aldığı yeri doldurabilmiştir. Yazarın yaşadığı aşk hikâyesinde bile rolü olmuştur.
Romanda olaylar, kronolojik sıralamasına göre işlenmiş, ele alınmıştır. Geriye dönüş diye her hangi bir manzara karşımıza çıkmamaktadır. Ancak geniş bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu zaman dilimi içerisinde, birinci ve ikinci Körfez savaşı olarak adlandırılan savaşlar önemli bir yer tutmaktadır. Savaşların getirmiş olduğu gözyaşlarıyla, götürmüş olduğu güzelliklerden tutun, insanları kıskaca alan etmenlere kadar söze edilmektedir. Bütün bunlar bir romanın verdiği imkanlar dahilinde, olanaklar çerçevesinde yapılmaktadır. Ekonomi sıkıntılar, siyasi baskılar, etnik ayrımcılığı gibi konular ve bunların insan psikolojisine, sosyal ilişkilere yansıması, romanın savaş ile ilgili bölümlerinde gözlerden kaçmamaktadır. Böylece roman, otobiyografik bir roman olmasına rağmen, yalnız yazarın yaşamıyla ilgili olarak değil, memleketin tarihî bir sürecinden önemli izler taşımaktadır. Bu, yazarın gözlemcilik yetisinden, yazarlık deneyimlerinden ileri gelmektedir. Yazar, birçoğumuzun fark edemediklerini, usta kalemiyle yakalamış bulunmakta, incelikleriyle ve hayatımızı etkilediği yönleriyle önümüze çıkarmaktadır. Hem tiyatrocu, hem gazeteci, hem denemeci olan yazarı, 15 Kerkük Plakalı Araç eserinde bütün bu yönleriyle görmekteyiz. Diyalogların çokça yer verildiği bölümlerde tiyatro havası egemendir. Savaşı durdurmak için yapılan girişimleri inat ile karşılayan rejimin tutumunu anlatan bölümde deneme tarzı bir anlatım ile karşı karşıyayız.
Romanda başkarakter, her benzeri eserde olduğu gibi, yazarın kendisidir. Her şeye hakimdir. Her şey dilinden anlatılmaktadır. Dili ise saftır, temizdir. İfadeleri, kısa tümcelerden oluşan kolay anlaşılır tiptendir. Akıcıdır, okura fazla zorluk çektirmeden kendini ele vermekte, benimsetmekte, kabul ettirmektedir.
Dr. Rawyar Jabbari'nin eser için yazdığı önsözde haklı olarak söylediği gibi "Mehmet Haşim Salihi, Çağdaş Irak Türkmen edebiyatı son devrinin tükenmez kalemlerinden biridir". Günümüze kadar değişik türlerde sekiz kitap yayınlamıştır. 15 Kerkük Plakalı Araç eseri, ilk Türkçe romanıdır. Bütün eserlerini okuyan, inceleyen biri olarak, bütün bu türlerde başarılı olmasına karşın, kalemine en fazla yakışan türün roman olduğuna ve bu yolda devam ederse edebiyatımıza daha kaliteli ürünler kazandıracağına kanaat ettiğimi söyleyerek, sözüme, bitmediyse de, son veriyor ve eresin herkes tarafından okunmasını tavsiye ediyorum.