İran’da Türkçe Sinema


 01 Temmuz 2019

Son yıllar, İran Türklerinin uyanış ve kalkınma harekatı sonucu olarak, Türk gençlerinin kendi kültür ve ana dillerine dikkat ve sevgisi gitgide gelişmektedir. Genç sinema yönetmenleri için de Türkçe kısa filmler çekmek öncelik taşıyor.

İlk kez 2015 İstanbul İpek Yolu Film Festivali`nde, festival başkanı Mehmet Güleryüz`ün desteğiyle, İran`dan Türkçe filmler izleyicilerle buluştu ve 2016`da aynı festivalde aynı etkinlik devam etti. 

2017 Malatya Film Festivali, Türkiyeli sinema yazarı Rıza Oylum`un teklifi ve festival başkanı Suat Köçer`in onayıyla İran`ın Türkçe filmleriyle birlikte genç yönetmenleri de konukladı.

Mayıs 2018`de ilk kez olarak, etkinlik Azerbaycan Cumhuriyeti`nin başkenti Bakü`de yapıldı.

Aralık 2018`de İstanbul Büyükşehir Belediyesi`nin kültür danışmanı İhsan Kabil`in yardımıyla kısa filmlerle yanaşı 4. Türkçe İran Sineması etkinliği de seyircilere sunuldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ tarafından, özellikle Tebriz, Erdebil ve Urmiye çevresinde yaşayan Türk sinemacılar tarafından bölgede yapılan filmleri ve yönetmenleri tanıtmak amacıyla 7-11 Aralık 2018 arası “İran Sineması'ndan Türkçe Film Günleri” düzenlendi. Etkinlik kapsamında 13 kısa metraj kurgu film, 4 belgesel, 1 animasyon ve 4 uzun metraj film sinema severlerle buluştu. Yönetmen söyleşileri ve bölgedeki sinema üretimiyle ilgili panel ve Tebriz, Erdebil ve Urmiye şehirlerini kapsayan bir fotoğraf sergisi yapıldı. İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri, 7 Aralık Cuma günü saat 19.00’da yönetmenliğini Asghar Yousefinejad’ın yaptığı “Ev” adlı uzun metraj film gösterimiyle başladı. 

8 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’te devam eden gösterimlerde Leila Noroozi’nin senaryosunu yazıp yönettiği “Ben İsmet`im” ve Haideh Moradi’nin yönettiği, senaryosu da kendisine ait “Karlı Yollar” adlı belgesel filmler ile yönetmenliğini Davar Necefi’nin yaptığı “Sürmeli Kız” adlı kısa metraj animasyon filmi  sinema severlerle buluştu. Gösterimlerin ardından düzenlenen panelde İhsan Kabil, Kamil Engin, Rıza Siami ve Rıza Oylum “İran’da Türkçe Film Üstüne” keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiler. Saat 17.00’deki gösterimlerde sırasıyla Ramin Farzaneh ve Parisa Sedaei’nin senaryosunu beraber yazıp yönettikleri “Eksiklik”, Reza Jamali’nin yazıp yönettiği “Sara’nın Sesi” ve “Köprü”, Leila Noroozi’nin yazıp yönettiği “Kara Yol” adlı kısa metraj filmler sinema severlerin beğenisini kazandı. Günün son gösterimi ise saat 19.00’da Bahram & Bahman Ark’in yazıp yönettikleri “Soğuk” adlı uzun metraj filmli oldu.

Etkinliğin 9 Aralık Pazar günü programında yine birbirinden özel filmler vardı. Saat 14.00’te Haideh Moradi’nin yazıp yönettiği “Karlı Damlar” ve Şehzad Kureyşi’nin yazıp yönettiği “Sözsüz Âşık” adlı belgesel filmler ile yine senaryosu Şehzad Kureyşi’ye ait, yönetmenliğini de kendisinin üstlendiği “Kafes” adlı kısa metraj film gösterildi. Gösterimler saat 17.00’de Mehdi Haydari’nin yazıp yönettiği “Beyaz Göl”, Ali Rıza Salmanpour’un yazıp yönettiği ve kurgusunu yaptığı “Sazak” ve Rasoul İranzad Aghamirlu’nun yazıp yönettiği “Katil” adlı kısa metraj filmlerle devam etti. Ardından günün son gösterimi saat 19.00’da Rehber Genberi’nin yazıp yönettiği “O” adlı uzun metraj film ile gerçekleşti.

“İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri”, 10 Aralık Pazartesi günü de zengin bir film seçkisi sinema severleri ağırldı.  Saat 17.00’de Bahram & Bahman Ark’ın yazıp yönettiği “Hayvan”, İsmail Monsef’in yazıp yönettiği ve kurgusunu yaptığı “Ardak ve Ağla”, Ali Rıza Salmanpour ve Younes Tarrahi’nin beraber yönettikleri “Yara” adlı kısa metraj filmler gösterildi. Günün programı saat 19.00’da Yadollah Samadi’nin yönettiği “Saray” adlı uzun metraj filmin gösterimi ile tamamlandı.

Sinema severler, “İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri” ile küreselleşmenin oldukça hızıyla farklılıkları yok ettiği bu çağda, gelenekle moderni birleştirebilen bölge sanatçılarını tanıma ve önemini kavrama fırsatını yakaladı. 

İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Kemal Kaptaner, Anadolu Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, kurum olarak Türkiye'de çok fazla yapılmayan, ihtiyaç duyulan konulara el atmak istediklerini, bu anlamda da çeşitli etkinlikler gerçekleştirdiklerini söyledi. “İran Sineması'ndan Türkçe Film Günleri de daha önce yapılmayan ilginç bir proje.” dedi. Kaptaner, proje fikrini duyar duymaz, kurum olarak hemen kolları sıvadıklarını ifade ederek, şöyle devam etti: “Azerbaycan Türkçesinde, özellikle Tebriz, Erdebil ve Urmiye civarındaki Azerbaycan kökenli yönetmenlerin ürettiği filmleri sanat severlerle buluşturarak, ilginç bir etkinlik yapmak istedik.” Kültür AŞ etkinlik danışmanı ve sinema eleştirmeni İhsan Kabil de etkinliğin başlangıç noktasını anlatarak, 2017 Uluslararası Malatya Film Festivali'ndeki İran filmleri bölümünde çoğunluk olarak İran'da yaşayan Azerbaycanlıların hazırladığı yapımları izlediğini ve bu kapsamda İranlı yönetmenlerle de tanıştığını dile getirdi. Kabil, İran'ın Türk yönetmenlerinin  nitelikli bir sinema ortaya çıkardıklarının altını çizerek şöyle devam etti: “İran`da Genel olarak filmler Farsça çekiliyor ama Farsça'nın yanında Türkçe olarak çekilen filmler de var. Azerbaycan Türkçesi`nin İran'da biraz yaygın olması sebebiyle biz de bu filmlerden bir paketi İstanbul'a taşımak istedik. Evet, İran sineması Türkiye'de tanınıyor, ama bu Azerbaycan Türkçesi ile çekilen filmler tanınmıyor.”

Kabil, etkinliğin aynı zamanda bir kültür alışverişi niteliğinde olduğunu belirterek, “Biz Türkiye ile İran arasındaki kültürel ilişkileri geliştirelim, yakınlığı artıralım istiyoruz. Bu tarz etkinlikleri çoğaltmamız, daha fazla ilişki kurarak, özel iş birlikleri geliştirmemiz lazım. Hatta daha ileride ortak bir yapım, bir film festivali yapmalıyız. Çünkü Türk coğrafyalarını ihmal ediyoruz gibi geliyor bana.” ifadelerini kullandı.

Etkinliğin destekçilerinden yönetmen Rıza Siyami de sinema ve televizyon sektöründe 25 yıldır yoğunluk olarak Azerbaycan üzerine çalışmalar yaptığını dile getirdi. Siyami, kendisinin de Azerbaycan Türkçesi`nde çekilmiş birçok filminin bulunduğunu aktararak, “3 -4 yıldır İran'da çekilen Türkçe filmlerin yurt dışında tanınması adına çalışmalar yapıyoruz. Bu anlamda 2015 ve 2016 yılında İpek Yolu Film Festivali'nde bu filmlerin yer aldığı bir bölüm açtık. 2017 yılında da Uluslararası Malatya Film Festivali'nde ve Uşak Film Festivali'nde bu filmleri seyirciyle buluşturduk.” dedi.

Son 5 yılda özellikle gençlerin kendi ana dilinde film çekme konusuna ciddi bir şekilde eğilim gösterdiklerine vurgu yapan Siyami, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkçe çekilmiş filmler İran sineması içinde tanınmıyor, kayboluyor. Biz de bu yüzden bu filmleri, Türkiye'de, Azerbaycan'da izleyicilerle buluşturmak istedik. İran sineması sadece Farsça çekilmiş filmlerle anılıyor. Biz bunu istemiyoruz. Bu amaçla ana dilimizde çekilen filmleri tanıtmaya çalışıyoruz. Zamanla da bu filmlerin sayısı artıyor.” Siami Böyle devam etti: “Herkesi kendi coğrafyasından kendi çektiği filmlerle tanımamız gerekir.”

Etkinliğin içerik destekçilerinden sinema yazarı ve editör Rıza Oylum ise Hollywood dışında kalan tüm ülke sinemalarıyla ilgilendiğini söyleyerek, “Yazdığım birçok kitabımın başında Hollywood sinemasının neden dışına çıkmamız gerektiği, ülke sinemalarını neden takip etmemiz gerektiği konusunda bir manifesto vardır. Çünkü biz Hollywood'un yarattığı algıyla farklı ülkelerin insanlarını tanımamalıyız. Herkesi kendi coğrafyasından kendi çektiği filmlerle tanımamız gerekir.” şeklinde konuştu. Oylum, bu anlamda farklı ülkelerin sinemalarını takip ederek, Rusya, Uzak Doğu, Orta Doğu ve Alman sineması üzerine eserler hazırladığını anlattı.

İran sinemasının çalışmaları arasında önemli bir nokta olduğuna işaret eden Oylum, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir çok kez İran'a gidip geldim. İran'daki film festivallerini takip ettim ve gidip gelmelerimde orada başlayan yeni bir akım olduğunu gördüm. Bu akım da İran'da yaşayan Türklerin öz dillerinde film çekme meraklarıydı. Özellikle Tebriz, Erdebil ve Urmiye çevresinde yaşayan genç ve yetişkin yönetmenler Azerbaycan Türkçesi`nde filmler çekmeye başlamışlardı. Ben bu konuda çalışmalarımı sürdürmeye devam edeceğim. İnşallah İBB desteğini her zaman sürdürür de biz de her sene bu programı devam ettiririz.”

EV filmi hakkında

İranın Türkçe sinemasını canlandıran ve birçok genç yönetmeni harekete getiren, Tebriz`de çekilen ve 2018 yılında Uluslararası Fecr Film Festivalin`de en iyi film ve en iyi senaryo ödülü, aynı zamanda NETPAK ödülünü kazanan Asger Yusefinejad`ın EV filmi olmuştur. Film, yaklaşık 25 uluslararası o sıradan İstanbul Film Festivaline katılmıştır. 

EV`in hikayesi kısaca okuyalım. Yaşlı bir adamın ölümünden geriye bir vasiyet kalır: Bedeninin tıbbi araştırmalar için bir üniversiteye bağışlanması. Ancak, yıllar sonra evine geri dönen kızı Saye, babasının bu son dileğini rahatsızlıkla karşılar ve yerine getirmek istemez. Bunun üzerine yakınları devreye girerek kararında direten Saye’yi ikna etmeye çabalarlar. Asger Yousefinejad, tek mekânda geçen ve olağanüstü bir yönetmenlikle kotardığı ilk uzun metrajlı filminde, bir vasiyetin hikâyesini anlatırken hem mizaha hem de gerilime alan açıyor. Neredeyse tek bir mekânda geçen ve sürükleyici psikolojik gerilimini hiç kaybetmeyen EV, Saye’yi canlandıran Mohaddese Heyrat başta olmak üzere bütün oyuncularının harika performansıyla da dikkat çekiyor.

İstanbul Film Festivali kapsamında gösterim zamanı, Türkiye`nin etkili film sitesi, Film Lovers`in yazarı Aslı Ildır şöyle yazmış:

“İran’ın Azerbaycan sınırında bir ev… Cesedini kadavra olarak bağışlamış bir adamın cenazesi oradan oraya sürükleniyor; kızı babasının kesilip biçilmesine izin vermiyor, üniversite görevlisi ise cesedi almakta ısrar ediyor. Bu manzara ilk bakışta Asghar Farhadi’nin tek mekanda geçen, bol diyaloglu ve etik bir ikilem üzerine kurulu filmlerini andırıyor. Karakterlerini yakından takip eden, bir belgesel izliyormuşuz hissi veren el kamerası ve bitmek bilmeyen uzun planlar… Akrabalar ve komşular altı yıldır babasından uzakta yaşayan Saye’nin neden bir anda ortaya çıktığını anlamaya çalışırken, genç kadın ise konu her açıldığında bir histeri krizi daha geçiriyor. Yönetmen Asghar Yousefinejad, klasik bir yas hikayesi olarak başlayan filmini katman katman açıyor ve kaotik olduğu kadar trajikomikde bir atmosfer yaratıyor: Oğluna kız arayan anneler, miras hesabı yapan akrabalar, helva parasını çalıp kaçan komşular, bozuk sifonu tamir etmeye kalkışan üniversite görevlisi, ceset kokmasın diye buz getiren akraba, durduk yerde birbirine açılan kuzenler, cenazeyi düğün zanneden Alzheimer’lı yaşlı bir kadın…

Yousefinejad, Farhadi’den ödünç aldığı çok karakterli hikaye yapısını ustaca dönüştürüyor. Bu dönüşümdeki en önemli hamle ise yönetmenin ahlaki bir ikilem yaratmak yerine kutsal atfedilen tüm değerleri tepetaklak etmesi ve hikâyesini herhangi bir etik temel üzerine kurmaması. Din, yasa ve gelenek-görenek gibi kavramların gündelik hayatın absürtlükleriyle beraber oradan oraya savrulduğu, dolayısıyla her birinin anlamını yitirdiği ve iç içe geçtiği bir dünya kuruyor. Torunlarının dedelerinin çıplak ve ölü bedenini keşfettikleri ve “Dedem çıplak!” diyerek kahkahalar attıkları sahne, bu tavrın vücut bulmuş hâli gibi. Tüm bu karmaşanın öznesi olan cesedi bize asla göstermeyen Yousefinejad, kamerasını bu ceset etrafında gelişen iktidar mücadelesine çeviriyor. Krizi gündelik olanla harmanlayarak yer yer sarkastik bir tavır takınsa da, karakterlerine olan sempatisini hiç kaybetmiyor. Hikâyesinin hızına yetişmeye çalışan titrek kamerası ile her birini tek tek takip ediyor.

EV: Kadavranın Mizahı

Düğün ve cenaze gibi kriz/kırılma anları, genelde aile içi ilişkilerin gözden geçirildiği ve geçmişin hatırlandığı, nostaljik bir atmosferin ağır bastığı anlar olarak resmedilir. Bu kırılma anlarının ana mekanı da elbette evdir. Şaşaalı törenlerin sona erdiği an sığınılacak ve geri dönülecek olan yerdir ev. (Alzheimer’lı yaşlı kadının cenazeyi düğün zannetmesi çok da şaşılacak bir durum değildir belki de.) Yousefinejad ise tüm bu çağrışımlardan hareketle filmine “Ev” ismini veriyor; ama bu kavramı yüceltmiyor, romantize etmiyor ve nostaljik bir hale büründürmüyor. Tam tersine kutsal sayılan, “yüce” duygulara evrilebilecek her şeyden kaçınıyor. Film tek mekanda geçmesine rağmen bu mekana dair pek bir şey söylemiyor örneğin. İçerisi mütemadiyen karanlık, birkaç eski fotoğraf ve çalışmayan bir televizyon var, o kadar. Akıbeti tartışılırken yorgun düşmüş cesetten yayılan koku ile bozuk tuvaletin kokusu birbirine karışıyor.

Neresinden yakalayacağımızı bilemediğimiz bu hikayede hangi karakterler ile özdeşleşeceğimiz ise belirsiz. Kendilerini, karşılarındakileri ve bizi kandıran bu karakterler de filmin kendisine benziyorlar; yer yer yakın, yer yer uzaklar. Yousefinejad bizi daha filmin ilk sahnesinden evin ve krizin tam ortasına atıyor. Bizse film boyunca ne geçmişlerini, ne şimdilerini bildiğimiz, adlarını ve kim olduklarını tesadüfen öğrendiğimiz bu karakterlerin olağanüstü görünümündeki olağan hallerine tanık oluyoruz. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 151. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 151. Sayı