HaftanınÇok Okunanları
MEMMED İSMAYIL 1
Coşkun Haliloğlu 2
Serdar Dağıstan 3
CELAL ÂL-I AHMED 4
Süleyman Abdulla 5
Ercan Argınbayev 6
Aysel Fikret 7
Secdeye koyduğunda o eğilmez başını
Bir kenara bırakıp dünyalık telaşını
Hiç hesaba kattın mı döktüğün gözyaşını
Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?
Gece koynunda taşır tan yerinin izini
Yum gözünü ve düşün ibadetin özünü
Her kula nasip etmez Rabbim gönül gözünü
Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?
İki kapılı handa ömür tükenmez çile
Gahi güler yüzümüz gahi avunur güle
Padişahtan hakkını alır karınca bile
Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?
Şekva nedir bilmeyiz akıp giden zamandan
Hissemize düşene amennamız imandan
Hak divanın önünde sorulur Müslümandan
Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?
Aşk odunda sınanmış hardan kalan bir külüm
Eşiğinde gedayım yetmez mi bunca zulüm
Usul usul varacak elbet sana da ölüm
Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?
yeniden dirilelim
Kutlu Göktürk kanıyla Çin’in önünde duran
Vey nehri üzerine alpten köprüler kuran
Esaret zincirini kırk çerisiyle kıran
Kahraman Kürşad gibi yeniden vurulalım
Altay’ın eteğinde Turfan’dan başlayarak
Kurt başlı sancaklara tuğları işleyerek
Gök kubbenin altında Turan’ı düşleyerek
Mete Han otağına yeniden kurulalım
Alp Er Tunga’dan beri sagularla yuğlarla
Atilla’dan Yavuz’a utku dolu çağlarla
Bilge Kağan ruhuyla hiç ölmeyen sağlarla
Kadim Tanrı dağında yeniden dirilelim
Yılkıların sırtında tolgaları takarak
Selenga’dan Tuna’ya çağıldayıp akarak
On altı Türk devletin sadağından çıkarak
Kemankeş yaylarında yeniden gerilelim
Tunca’nın Arda ile kavuştuğu Meriç’te
Kayı’nın kök saldığı Söğüt’te Domaniç’te
Fatih’in gemileri yürüttüğü Haliç’te
Bozkurt’un can suyuyla yeniden karılalım
Ergenekon’dan çıkan Asena suretiyle
Kinini diri tutan Tomris cesaretiyle
Allah’ın bahşettiği iman basiretiyle
Tarih sayfalarında yeniden görülelim
Horosan’ı Gazne’den Dandakan’la alan
Sır-i Derya suyuyla Aral gölünde kalan
Yirmi dört Oğuz Türk’ün Kınık boyundan gelen
Tuğrul Bey’in ilinde yeniden yorulalım
Nakşibendi Alevi Yesevi’ye kol olan
Hazret-i Türkistan’dan ana yurda yol olan
Yesi’den Buhara’ya Türklüğe sembol olan
Hoca Ahmet yoluna yeniden serilelim
Huduta göz dikeni al kanında boğarak
Küffarın üzerine kurşun olup yağarak
Anka’nın küllerinden ateş gibi doğarak
Bir Nevruz sabahında yeniden sarılalım
Beş bin yıllık maziyi gururla anlatarak
Türk’ün şanlı marşını dünyaya dinleterek
Allah Allah zikriyle atiyi inleterek
Birlik ve beraberlik aşkıyla örülelim
davet
Ne çok isterdim şimdi yanımda olsan
Mevsim çiçeklerinden bir buket alsan
İki satır muhabbet yetmez ki bize
İşi gücü bırakıp yanımda kalsan
Hüzünlü bakışların mehtabım olsun
Süzülen gözyaşların şarabım olsun
Gönül muhabbetinde gerek yok söze
Susarak konuşalım sevabım olsun
Bir kuş uçur göğsünden davet bileyim
Kalbin en kuytusunu mabet bileyim
Koynunda sakla beni gelmeden göze
Sol yanın benim olsun servet bileyim
Durgun göl kıyısının yalnızlığıyım
Yağmura hasret çölün susuzluğuyum
Düştüm kör kuyulara çıkalım düze
Avare gezen gönlün acizliğiyim
Yürek nazlı bir gonca yaprağından tut
İncitmeden dalını sayfanda kurut
Hiç sevilmemiş gibi öyle mucize
Bir sevda mevsimi bu her şeyi unut.