Kâbe Yıkmak Değil mi?


 01 Mart 2025

Secdeye koyduğunda o eğilmez başını 

Bir kenara bırakıp dünyalık telaşını 

Hiç hesaba kattın mı döktüğün gözyaşını 

Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi? 

 

Gece koynunda taşır tan yerinin izini 

Yum gözünü ve düşün ibadetin özünü 

Her kula nasip etmez Rabbim gönül gözünü 

Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi? 

 

İki kapılı handa ömür tükenmez çile 

Gahi güler yüzümüz gahi avunur güle 

Padişahtan hakkını alır karınca bile 

Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?

 

Şekva nedir bilmeyiz akıp giden zamandan 

Hissemize düşene amennamız imandan 

Hak divanın önünde sorulur Müslümandan 

Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?

 

Aşk odunda sınanmış hardan kalan bir külüm

Eşiğinde gedayım yetmez mi bunca zulüm

Usul usul varacak elbet sana da ölüm

Bir yüreği incitmek Kabe yıkmak değil mi?

 

yeniden dirilelim

Kutlu Göktürk kanıyla Çin’in önünde duran

Vey nehri üzerine alpten köprüler kuran

Esaret zincirini kırk çerisiyle kıran

Kahraman Kürşad gibi yeniden vurulalım

 

Altay’ın eteğinde Turfan’dan başlayarak

Kurt başlı sancaklara tuğları işleyerek

Gök kubbenin altında Turan’ı düşleyerek

Mete Han otağına yeniden kurulalım

 

Alp Er Tunga’dan beri sagularla yuğlarla

Atilla’dan Yavuz’a utku dolu çağlarla

Bilge Kağan ruhuyla hiç ölmeyen sağlarla

Kadim Tanrı dağında yeniden dirilelim

 

Yılkıların sırtında tolgaları takarak

Selenga’dan Tuna’ya çağıldayıp akarak

On altı Türk devletin sadağından çıkarak

Kemankeş yaylarında yeniden gerilelim

 

Tunca’nın Arda ile kavuştuğu Meriç’te

Kayı’nın kök saldığı Söğüt’te Domaniç’te

Fatih’in gemileri yürüttüğü Haliç’te

Bozkurt’un can suyuyla yeniden karılalım

 

Ergenekon’dan çıkan Asena suretiyle

Kinini diri tutan Tomris cesaretiyle

Allah’ın bahşettiği iman basiretiyle

Tarih sayfalarında yeniden görülelim

 

Horosan’ı Gazne’den Dandakan’la alan

Sır-i Derya suyuyla Aral gölünde kalan

Yirmi dört Oğuz Türk’ün Kınık boyundan gelen

Tuğrul Bey’in ilinde yeniden yorulalım

 

Nakşibendi Alevi Yesevi’ye kol olan

Hazret-i Türkistan’dan ana yurda yol olan

Yesi’den Buhara’ya Türklüğe sembol olan

Hoca Ahmet yoluna yeniden serilelim

 

Huduta göz dikeni al kanında boğarak

Küffarın üzerine kurşun olup yağarak

Anka’nın küllerinden ateş gibi doğarak

Bir Nevruz sabahında yeniden sarılalım

 

Beş bin yıllık maziyi gururla anlatarak

Türk’ün şanlı marşını dünyaya dinleterek

Allah Allah zikriyle atiyi inleterek

Birlik ve beraberlik aşkıyla örülelim

 

davet

Ne çok isterdim şimdi yanımda olsan 

Mevsim çiçeklerinden bir buket alsan 

İki satır muhabbet yetmez ki bize 

İşi gücü bırakıp yanımda kalsan 

 

Hüzünlü bakışların mehtabım olsun 

Süzülen gözyaşların şarabım olsun 

Gönül muhabbetinde gerek yok söze 

Susarak konuşalım sevabım olsun

 

Bir kuş uçur göğsünden davet bileyim 

Kalbin en kuytusunu mabet bileyim 

Koynunda sakla beni gelmeden göze 

Sol yanın benim olsun servet bileyim 

 

Durgun göl kıyısının yalnızlığıyım 

Yağmura hasret çölün susuzluğuyum 

Düştüm kör kuyulara çıkalım düze

Avare gezen gönlün acizliğiyim

 

Yürek nazlı bir gonca yaprağından tut

İncitmeden dalını sayfanda kurut

Hiç sevilmemiş gibi öyle mucize

Bir sevda mevsimi bu her şeyi unut.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 219. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 219. Sayı