Kadir’i Beklerken


 01 Ekim 2020


Annem, “Yarın gece anneannende kalacağız, Kadir'i bekleyeceğiz.” demişti. Aynı şehirde yaşıyorduk, hiç gece yatıya kaldığımızı hatırlamıyordum. Her gidişimizde anneannem, akşama doğru “Haydi kızım evinize geç kalmayın.” diye annemi uyarırdı. Akşam ezanı okunmadan mutlaka evde olunurdu. Zaten annem de ben sokakta oynarken “Ezan okununca hemen eve gel.” derdi. Sokaklar mühürlenirmiş. Sokaklar mühürlenince ben çok korkardım. Hapis mi kalacaktım sokakta, köşeden acuze Tekkeşin mi görünecekti? Ne için korkardım bilmiyordum.  

Kadir'i bekleyecekmişiz. Kimdi bu Kadir? Dedem olamazdı, öldü demişlerdi. Anneannem yaşlı annesiyle yaşıyordu. Ankara'da yaşayan dayımın adı da Kadir değildi. O zaman anneanneme gelecek Kadir kimdi?

O gün ilk kez tam oruç tutacaktım. Çok küçük olduğum için sadece tekne orucu tutmama izin veren annem: “Yarın kurtlar kuşlar bile oruç tutar. İstersen sen de tam gün oruç tutabilirsin.” demişti. Çok heyecanlanmıştım. 

Sabah anneanneme giderken bakkaldan iftarlık bastonlu çikolata almıştık. Bir elimde çikolatam, bir elimde annemin eli, çok mutluydum.

“Anne, Kadir’i hiç uyumadan mı bekleyeceğiz?”

“Evet ama sen küçüksün uyuyabilirsin.”

“Ben de bekleyeceğim.”

“Peki, sen de bekle.”

Akşama kadar bahçede oynamıştım. Arada bir üst kata çıkıyor; çikolata, koyduğumuz yerde duruyor mu diye kontrol ediyordum. Annemin tulumbayla kuyudan su çekişini, suyun hayattaki arktan akıp bahçedeki havuza gidişini seyrediyordum. Çok susamıştım. Dut ağacının gölgesine, havuzun kenarına oturmuş; ayaklarımı havuzun içine sallamıştım. Anneannemin annesi hacannem, mis kokulu güllerden bir tane koparıp havuza atarak  “Bak, suyun bu havuzu doldurduğu gibi oruç da senin sevap havuzunu dolduruyor. Havuz dolunca bu gülü alırız.” demişti. Havuz benim boyum kadardı, dolması zor görünüyordu. Öğle ezanı okunurken havuz yarısına kadar dolmuştu, tekne orucumun sevabı doldu diye sevindim. Su yükseldikçe gül de yükseliyordu. Dutların aksi ile benim aksim güneşin parlattığı havuzda yan yana dalgalanıyordu; dallarına erişemediğim dutları, kafamı hareket ettirerek havuzun içinde yemeye, ağzımdaki tadını hissetmeye çalışıyordum. Nasıl da acıkmıştım. Sonra kafamı kaldırıp yeşil yaprakların arasına saklanmış kuşlara baktım. Onlar da bugün oruçtu. Onlar dutlardan yemiyordu. Onlar dayanıyordu. Ben de dayanabilirdim. Hem Kadir gelince ona ben de bugün tam oruç tuttum, diyecektim. 

Akşam ezanı okununca hemen bastonlu çikolatamı yedim. İftardan sonra Ulu Cami’ye gittik. Kadınlar üst kata çıkıyordu. Çocuklar en önde oturuyorlardı, yanlarına gidip en kenara oturdum. Önümüzde perde vardı. Arada perdenin kenarından caminin içine bakıyordum. Arkadan bir teyze, konuşan çocuklara şefkatli bir sesle, “Müftü Efendi vaaz veriyor, siz de konuşmadan dinleyin olur mu?” dedi. Dinlemeye başladım. Müftü arada bir “Kadir” diyordu. Demek ki bu Kadir’i o da tanıyordu. Çok şey söyledi ama benim aklımda “Bu gece bin aydan hayırlıdır.” dediği kaldı. Ezan okundu. Namaz başlayacağı zaman annemin yanına gittim. Yan gözle anneme bakıyordum, o ne yaparsa aynısını yapıyordum. Annemin ne okuduğunu bilmiyordum ama ben anneannemin öğrettiği “Rabbi Yessir …”i okuyordum.  Bu namaz çok uzundu. 

Camiden çıktığımızda “Kadir gelip bizi evde bulamadıysa...” dedim. Annem güldü. “Gelmemiştir daha.” dedi. Bizimle eve başka kadınlar da geldi. Sabaha kadar anneannemin evinde onlar da Kadir’i bekleyeceklermiş. 

Eve gelir gelmez bahçe kapısını gören pencerenin önüne oturdum. İlk ben görecektim. Geldi, diye herkese haber verecektim. Yanımda kadınlar namaz kılmaya başladı. Bekledim, bekledim, Kadir gelmedi. Gözlerim kapanıyordu. Korktum uyurum da Kadir’i göremem diye. Annemi aradım evin içinde. Diğer odalarda da kadınlar namaz kılıyor, Kur’an okuyordu. Annemi mutfakta buldum; hamur yoğuruyordu. Onu seyrettim biraz. “Senin uykun gelmiş, git yat.” dedi. “Uyumayacağım, ben de Kadir’i bekleyeceğim.” dedim. Sonra o da odalardan birine geçti, namaz kılmaya başladı. Köşe odaya gittim. Hacannem yere oturmuş, beyaz namaz örtüsünü yüzünü de kapatacak şekilde örtmüş, beş yüzlük tespihi elinde, “Allah, Allah…” diyordu. Ben de bir tespih alıp yanına oturdum. Gözlerim kapanıyordu ama uyumak istemiyordum. Allah, Allah… Uyumamalıyım. Allah… Ben de Kadir’i bekleyeceğim. Ben de…

Annem “Yavrum uyumuşsun, gel seni anneannenin yatağına götüreyim.” dedi. Endişelendim. “Sabah oldu mu? Geldi mi Kadir?” diye sordum. Güldü, “Yok, sahur yaklaşıyor.” dedi. Sevindim. Pişi kokusunu içime çektim. “Ben uyumayacağım.” dedim. 

Hacannemle iki yaşlı kadın, abdest alıp bürüklerini örtüp evden çıktılar. Anneannem, yanındakilere annesinin her sene Kadir Gecesi’nde beş kilometrelik mesafeyi yayan gidip Hüseyin Gazi Tepesi’ne tırmandığını, sabah namazını türbenin yanındaki ardıç ağacının düz dalları üstünde kıldığını anlatıyordu. Kadınlardan biri “Gece karanlıkta, o ıssız yollarda, tepelerde tek başlarına korkmuyorlar mı?” diye sordu. Anneannem, “Korkmazlar. Onlar harp görmüş kadınlar.” dedi. “Artık ben de hiçbir şeyden korkmayacağım.” dedim. Gülüştüler.

Sahurdan sonra yine kimi Kur’an okumaya kimi tespih çekmeye devam etti. Ben de anneannemin öğrettiği duaları okumaya başladım. “Allah’ım birsin. Ve billahi nursun. Yetmiş iki bin Ayetel Kürsü’n. Kale olsun etrafımı bürüsün…” 

Gözlerimi açtım. Sabah olmuştu. Uyuyup kaldığımı anlayınca “Ben Kadir’i bekleyemedim, oruç tuttuğumu söyleyecektim.” diye ağlamaya başladım. Anneannem, kucağına oturttu. “Hiç ağlama, o senin oruç tuttuğunu öğrendi.” dedi. Sevindim. 

12.07.2020, Ankara

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 166. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 166. Sayı