HaftanınÇok Okunanları
NIKA ZHOLDOSHEVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
Emrah Yılmaz 4
Kardeş Kalemler 5
Coşkun Haliloğlu 6
Coşkun Haliloğlu 7
Nerden çıktı bu korona denilen virüs?
Bütün dünyada insanları korku sardı. Annem sanki dört gün önce temizlik yapmamış gibi bugün yine temizlik yapıyor ve arada bir beni uyarmayı da ihmâl etmiyordu. “Oğlum bugün dışarı çıkma, çıksan da kimseyle tokalaşma, ayrıca sakın dışarıda birşey yeme, eve gelir gelmez ellerini iyice yıka, dikkat et.” “Tamam anne, anladım anne.” diye cevap vermekten yoruluyordum. Ama annem de haklı, televiziyondaki tartışma programlarında olsun, sosyal medyada olsun yalan yanlış bilgiler yüzünden herkes gibi annem de ne yapacağını, nasıl uyaracağını şaşıryordu.
Telefonum çaldı baktım isimsiz numaraydı, açmadım... Ismi yazmayan numaraları gördüğümde geri aramak ya da açmak âdetim degildi.
Sonra Annem seslendi: “Markete gidip ekmek, hazır çorba ve sıvı yağ alır mısın?”
Gülerek “Hem dışarı çıkma diyorsun, hem de markete salıyorsun, anlamadım ki...” diye cevap verdim. “Sus konuşma, ben giderdim ama işi bırakıp gidemiyorum.”
Evimizin yakınında olan markete gittim… Ekmek ve hazır çorba aldım.
Sıvı yağ şişelerinin olduğu rafa baktım kalmamış. Çalışanlardan biri bana gülerek baktı. “Bugün sıvı yağ kalmadı maalesef, siz bence yarın erken gelin. Neyse ki ekmek ve hazır çorbaya yetiştiniz. İnsanlar birbirini düşünmüyor. Kıtlık varmış gibi hareket ediyorlar.“
Eve doğru yürürken bir yandan insanlara bakıyordum.
Biri maske takmış durakta otobüs bekliyordu ve karşı karşıya gelen insanlar da ağızlarını kapatıp ya da yüzlerini biraz çevirip birbirlerinden korunmaya çalışıyorlardı. Yine telefonum çaldı ve ardından gizli numaradan mesaj geldi. “Hastanedeyim ama iyileşeceğim.” diye yazıyordu. “Kim bu mesajı gönderen, Hastanedeyim ama iyileşeceğim de ne demek?”
Hızlı adımlarla eve geldim ayakkabılarımı çıkarırken babamın sesini duydum, belli ki birisine kızmış söyleniyordu. “Ne biçim insanlar var ya, insan hapşırırken elini ağzına tutar? Bunları bilmek için illa uzman mı olmak lâzım?” Babam zaten elini ağzında tutmadan hapşıranları oldum olası sevmezdi. Korona da çıkınca temelli hassas olmuştu.
Mutfağa gidip ekmeği ve hazır çorbayı anneme verdim, sıvı yağın kalmadığını söyledim. Elimi yıkadıktan sonra babamın yanına gidip oturdum. Onu biraz daha kızdırmak istiyordum. “Baba hapşırırken elini ağzına koymayanlara kızıyorsun ama sen yapıyor musun?” diye takıldım. “Sus konuşma.” diyerek sehpadaki uzaktan kumandayı aldı ve televiziyonu açtı.
Sunucu korona ile ilgili yeni gelişmeleri anlatıyordu.
Annem geldi. Sofra kurarken televiziyonu da dinliyordu. “İnsanoğlu olarak temizliğin önemini yeni anlıyorsak, sorun koronadan daha beter bence.” diye söylendi. Elllerimizi tekrer yıkadık ve oturup yemeğimizi yedik... Sonra kalkıp odama giderken telefonuma yine mesaj geldi...Gönderen kişi bu kez mesajı biraz uzun yazmıştı “Hastanedeyim, ama iyileşeceğim, seni önce aradım, açmadın.”
Odama girdim yatağa uzandım, “Belki numara tanıdıktır.” diye mesaj yazan kişinin numarasına bakıyordum.
“Neden bana mesaj yazdı… Kimdir, acaba derdi nedir?” Geri yazdım ve bir saat oldu cevap gelmedi. Sonra telefonum yine çaldıyordu… Bu defa mesaj yazan kişi görüntülü arıyordu.
Kızdım ve hemen açtım. Baktım ekrandaki yüz tanıdıktı, biraz daha dikkatli bakınca kendi kendime “Bu Marieke değil mi” dedim. “Merhaba, nasılsın?” diye sordu.
Ben önce şaşkın ve merakla bakmaya devam ettikten sonra “İyiyim” dedim.
Marieke okuldan tanıdığım biriydi, arkadaşlığımız yoktu… Ama arkadaşlarımın söylediklerine göre her yaz Türkiye’ye gidermiş ve Türkçesini konuşarak ve okuyarak geliştirirmiş. Kimbilir belki bana bu yüzden her karşılaştığımız da çok samimi davranıyordu. Şimdi olduğu gibi benimle Türkçe konuşmazdı.
Devam ettim: “Sen nasılsın? Bbir rahatsızlığın mı var?”
“Evet., rahatsızlandım öksürüğüm vardı ve ateşim yükseldiği için hemen hastaneye geldim; Korona bulaşmış… Aklıma sen geldin.”
Merakım gittikçe daha da çoğaldı. “Neden aklına ben geldim, numaramı kimden aldın?”
Marieke öksürerek: “Arkadaşın Mustafa’dan rica ettim, numaranı verdi… Kızdın mı?”
“Hayır Marieke kızmadım, sadece merak ettim. Dilimizi ne güzel konuşuyorsun… Neden benimle daha önce Türkçe konuşmadın?
Bunu söylerken ekrana gülümsereyek baktıyordum … O da Gülümsüyordu. Ardından “Bilmem” diye cevap verdi.
Yine acı acı öksürdükten sonra “Seni gördüğümden beri sevdim, daha da yakınlaşmak istedim ama olmadı ve bu korona yüzünden bir daha görememek ve sesini duyamamaktan korktum.”
“Korkma... istersen yanına geleyim.” dedim.
Bu sefer daha acı öksürdü ve derin nefes aldıktan sonra “Hayır, sakın gelme… Kendini riske atma… Ama telefondan mesajlaşır veya görüntülü görüşebiliriz… Tabii sen istersen.” “Tabii ki isterim.” dedim. Bunu söylerken yüreğime derin bir üzüntü çöktü, gözlerim doldu… Yüzümden üzüntümü anlamış olacak ki hıçkırarak “Hosçakal.” deyip kapattı.
Yerimden kalktım pencereden dışarıyı seyretmeye başladım.
Marieke için duyduğum üzüntü içimi kemiriyordu… Yoktan yere sanki ben sebep olmuşum gibi bir duyguya kapıldım. “Ah Marieke, kalbim seninle… Senin için dua edeceğim.“ dedim.
(Avrasya Akademi Kuray Hikâye Atölyesi Nisan 2020)