HaftanınÇok Okunanları
ORAZ YAĞMUR 1
USHKYN SAIDIRAKHMAN 2
SULTAN RAEV 3
FEYZA TUĞÇE FIRAT 4
SAFFET YILMAZ 5
ENVER KAPAĞAN 6
SAMET MUGANLI 7
İnsanın adeta ömründen ömür alan bir yoldan sonra nihâyet hastaneye geldik.
Sağlık görevlileri benden Tuğçe’nin elini bırakmamı istediler ama yapamadım. Parmakları, avuçlarımda bir cana tutunur gibi titriyordu. Bırakırsam onu, sonsuza dek yitirecekmişim gibi bir korku çöreklendi içime.
“Hastaya bu şekilde müdahale edemeyiz,” dediklerinde, gözlerimi onunkilere son kez mıhlayıp, kalbim parçalanarak elini bıraktım. Ameliyathaneye doğru koştuklarında, ben de ardından gitmek istedim ancak hemşire, yumuşak ama kesin bir tavırla önüme geçti. Sadece gözlerimle uğurlayabildim Tuğçe’yi, kapılar kapanırken içimde bir keder sessizce ağırlaştı.
Saatler geçmek bilmiyordu. Beklemem üç saat sürmüştü fakat neden bu kadar sürmüştü ki oysa sadece Tuğçe’nin midesini yıkayacaklardı o kadar.
Hemşire gelip doktorun beni odasında beklediğini söyledi.
Tuğçe’nin durumunu sormama fırsat vermeden oturmamı istedi doktor.
Telefonla bir hastanın yoğun bakıma alınmasını söyledikten sonra bana yarı kızgın, yarı üzgün bir bakış attı. Onun bu halinden endişelenmiş ve telefonda bahsettiği hastayı merak etmiştim. “Acaba o hasta kim?” diye geçirdim içimden. Yoksa… Yok canım galiba evham yapıyorum.” dedim kendi kendime.
Doktor bana doğru eğilerek;
“Size Tuğce Hanımın durumunu anlatacağım, önce lütfen sakin olun.” diye rica etti.
Neler oluyordu, neden sakin olmam gerekiyordu? Sanki hiçbir zaman cevabı öğrenemeyecekmişim gibi bu sessizliğin sebebi ne idi?
Masanın kenarını sımsıkı kavrayıp kendime hâkim olmaya çalışarak;
“Anlatmazsanız nasıl sakin olayım doktor!”
“Haliniz hiç iç açıcı değil, heyecandan eliniz ayağınız titriyor.”
“Siz benim heyecanımı boşverin de sadede gelin, Tuğçe nasıl? Midesini yıkadınız mı, iyileşecek mi? Bana bunu söyleyin!”
Doktor Tuğçe’nin durumunu anlattı. İçtiği maddeden kurtulması için midesi yıkanmış ama bu kolay olmamış. Yol boyunca olduğu gibi, burada da durmadan kusmuş, hatta ağzından kan gelmiş… Bayılmış ve uzun süre kendine gelememiş.
Kafamı iki elimin arasına koydum, öfkeyle düşünmekten patlama noktasına gelircesine, “Allah belânızı versin, Allah hepinizi kahr-ü perişan etsin!” diye bağırdım. Sesimi duyan hemşire gelip kolumdan tuttu, doktor ise diğer koluma sarıldı. Sakin olmamı söyleyerek bana su içirmek istediler ama bağırmaya devam ettim.
“Yeter artık kendinize gelin, lütfen!” diye kızdı doktor. “Bakın istirham ediyorum böyle yaparsanız bize asla yardımcı olamazsınız.”
Hemşirenin bana uzattığı sudan bir yudum içip koltuğa çökerek hıçkırarak ağlamaya başladım. Az önce kimlere beddua ettiğimi, Tuğçe’nin nasıl zehre bulaştığını sordu doktor.
Çaresizce doktora baktım.
“Okuldan tanıdığı arkadaşlarıyla buluşmuştu, ne olduysa onlarla biraraya geldikten sonra oldu.” dedim.
“Biri kadın diğeri erkek! Kadını bilmiyorum ama erkeği tanıyorum, adı Tekin! Adına layık biri değil idi serserinin tekiydi. Fakat uyuşturucu kullanıcısı ve satıcısı olduğunu bilmiyordum. Gel gör ki öğrenmekte geç kalmışım.
Buluştukları bir akşam “Baş ağrısına iyi geliyor.” diye hap içirmişler. Migreni vardı Tuğçe’nin. Ne zaman o iğrenç hapları tuvalete döksem yine de bir yerlerden yenilerini buluyordu.”
Doktor çalan telefonuna yanıt verip birden odadan çıktı. Hemşire benim ona baktığımı fark edince soğukkanlı bir şekilde bana gülümsemeye çalıştı.
Doktor, uzun bir süre sonra çıkageldi; yüzü kederle örtülüydü. Başsağlığı dilediğinde, ben ne söyleyeceğimi, ne yapacağımı bilemeden yalnızca kollarıma sarıldım, kendimi tutarcasına. En çok korktuğum şey gerçekleşmişti… Meğer az önce telefonda yoğun bakıma götürülmesini istediği hasta, Tuğçe’ymiş.
Öfke dolu duygularımla boğuşuyor, dünyaya isyan ediyordum.
Bir zamanlar her yaşadığım olayı kader diye sineye çekerdim ama artık durum başka idi, zira sevdiğimin ölümüne sebep olan bu felâket asla kader olamazdı?
Bu düşünceyle ayağa kalktım. Cümlemi zor dile getirip doktora Tuğçe’nin yanına gitmek istediğimi söyledim.