HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
HİDAYET ORUÇOV 2
MİNEHANIM NURİYEVA (Tekeli) 3
MARUFJON YOLDAŞEV 4
FEYZA TUĞÇE FIRAT 5
Coşkun Haliloğlu 6
Kardeş Kalemler 7
Avrasya Yazarlar Birliğinin 20. yılı vesilesiyle…
Edebiyat bazen bir masada başlar ama insanı bir ömür boyu yürütür. Bir defterin kenarına yazılmış ilk cümle, fark etmeden bir yolun başlangıcı olur. O yolun nereye varacağını çoğu zaman bilmezsiniz; yürüdükçe anlarsınız ki bazı kapılar tesadüf değil, kaderdir. Benim için o kapı Avrasya Yazarlar Birliği oldu.
2009 yılında, sadece yazmak isteyen biri olarak girdim o kapıdan. Hikâye, şiir, deneme yazayım, duygu ve düşüncelerimi anlatayım istiyordum. Ama içeride beni bambaşka bir şey bekliyordu. Yazının yüküyle tanıştım. Bir cümlenin sorumluluğu olduğunu, bir kelimenin insanın içini açabildiği gibi içini acıtabildiğini öğrendim. Türkçenin güzelliğinde tekrar tekrar büyülendim. İlk kitabım yayımlandığında sevindim elbette ama asıl fark ettiğim şey, kitabımın bireysel bir başarıdan çok, bu yapının içinde yetişmenin doğal bir sonucu olduğuydu. Çünkü AYB’de yazmak, yalnızca yazmak değildir; yazıyı anlamak, onu inceltmek, fazlasından arındırmak ve en önemlisi onu sorumlulukla taşımaktır.
Sonra fark etmeden başka bir yere geçtim. Yazanın yanından, yazdıranın yanına…
Bir metnin başında beklemeyi, bir yazar adayına sabretmeyi, bir cümlenin içinden doğru sesi çekip çıkarmayı öğrendim. Bazen bir hikâye ile mutlu oldum. Bazen eksik kalan bir cümlenin ardından günlerce düşündüm. Çünkü anladım ki buradaki yazı, sadece yazanın değil; dokunanın da sorumluluğudur.
Yıllar geçti
Yönetim kurulunda yer aldım, genel sekreterlik yaptım, atölye yürütücüsü oldum. İlk kitabımdan sonrasını da yazdım. Yol boyunca güzel, üretken ve idealist insanlarla tanıştım; onlardan öğrendim, onlarla çoğaldım. Her biri bu yolun anlamını biraz daha derinleştirdi. Avrasya Yazarlar Birliğinin içerideki gönüllü çalışmalarını, fedakârlıklarını; görünenin yanında görünmeyen emeğini, ayakta kalma mücadelesini, durağan hallerini, parlak günlerini, fırtınalı zamanlarını gördüm, yaşadım. Yaşadık.
Ve tüm bu zamanlarda şuna yakından şahit oldum:
Avrasya Yazarlar Birliği, zamanın akışına kapılan bir yapı değil; her koşulda kendi çizgisini koruyan bir duruştur.
Bu yirmi yılın on yedisine tanıklık ettim. Dile kolay; bir insanın ömründen koca bir parça. Ama geriye dönüp baktığımda içimde “Ben neden bu kadar kaldım?” diyen tek bir soru bile yok.
Çünkü AYB benim için sadece kaldığım bir yer olmadı.
Büyüdüğüm yer oldu.
Avrasya Yazarlar Birliği’nde, Kardeş Kalemler dergisinde, atölyelerde ve diğer etkinliklerde biz aynı dili konuşuyoruz. Farklı aksanlarla, farklı hayatlarla ama aynı kalple… Türk dünyasının dört bir yanından gelen insanlarla aynı masa etrafında oturup aynı duyguyu paylaştık. Ve anladım ki bu, sadece bir edebiyat meselesi değildir. Bu, hatırlama meselesidir. Kendini unutmama meselesidir.
Yirmi yıl…
Dışarıdan bakınca bir sayı, içeriden bakınca bir ömürlük emek.
Gördüm.
Yaşadım.
Şahit oldum.
Ve biliyorum ki bu yol, sadece benim değil; aynı dili, aynı hafızayı, aynı kalbi taşıyan herkesin yolu.
Avrasya Yazarlar Birliği, bu yolun en güçlü duraklarından biri olarak nice yirmi yıllara varlığını sürdürecek.