HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
HİDAYET ORUÇOV 2
MİNEHANIM NURİYEVA (Tekeli) 3
MARUFJON YOLDAŞEV 4
FEYZA TUĞÇE FIRAT 5
Coşkun Haliloğlu 6
Kardeş Kalemler 7
Yirmi yıl,
Dile kolay bir ömür.
Türkiye’de dergiciliğe bakıldığı zaman ömrü yirmi yıl süren dergilerin sayısı çok azdır. Hele digital ortamın böylesine yaygınlaştığı bir dönemde…
Dergicilik gönül işidir, fedakârlık ister, en sevdiklerinizi ihmal ister. Zira dergicilik kuma istemez. Hep onunla ilgilenmenizi ister.
Dergiler, bir milletin hafızasını diri tutan sessiz kurumlardır. Gazeteler günü anlatır, kitaplar zamanı aşar; fakat dergiler hem günün nabzını tutar hem geleceğin fikrini yoğurur. Bu sebeple bir derginin yirmi yıl yaşayabilmesi yalnızca yayıncılık başarısı değil, aynı zamanda kültürel sebatın, inancın ve fikrî sadakatin nişanesidir. İşte Kardeş Kalemler dergisi, geride bıraktığı yirmi yıl boyunca yalnızca sayılar yayımlayan bir mecmua değil; Türk dünyasının dağınık coğrafyaları arasında kelimelerden köprüler kuran büyük bir kültür hareketi olmuştur.
Bugün geriye dönüp bakıldığında görülmektedir ki, Kardeş Kalemler yalnızca bir dergi adı değildir. O, Türkçe konuşan halkların birbirini yeniden duyması, anlaması ve hatırlaması için açılmış bir kapıdır.
Aslında Kardeş Kalemler’in dünyaya gelişi rastlantı değil, bir ihtiyacın husulüdür. SSCB’nin dağılması, Demirperde’nin yıkılması ile Türk dünyası arasındaki engeller kalkmış, yeni yeni Türk Cumhuriyetleri kurulmuştu. Ancak bu toplumların entegrasyonu, hemhal olması, aynı dil, aynı ruh, aynı kaygıyı yaşaması gerekiyordu. Biraz gecikme ile birlikte bu ihtiyacın dergi ile giderileceğine kanaat getirmişti bir grup çelebi insan.
“Kardeş Kalemler”in derdi vardı. Zira; Türk dünyası, tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılmış büyük bir medeniyet alanıdır. Anadolu’dan Azerbaycan’a, Kırım’dan Kazak bozkırlarına, Kerkük’ten Doğu Türkistan’a kadar uzanan bu geniş coğrafyada aynı kökten gelen diller, benzer hatıralar ve ortak acılar yaşamıştır. Fakat modern çağın sınırları, siyasî ayrılıkları ve iletişim kopuklukları, bu büyük ailenin fertlerini zaman zaman birbirinden uzak düşürmüştür.
İşte Kardeş Kalemler, tam da bu kopuşun ortasında doğmuş; “yeniden tanışalım” diyen bir ses olmuştur.
Derginin sayfalarında yalnızca yazılar değil, birbirine selam gönderen şehirler vardır. Bir sayfada Bakü’nün rüzgârı eserken öteki sayfada Bişkek’in sabahı doğar. Bir şiirde Kerkük yanarken başka bir hikâyede Saraybosna’nın hüznü konuşur. Böylece okuyucu yalnızca metin okumaz; dağılmış bir coğrafyanın yeniden toparlanan ruhuna şahit olur.
Kardeş Kalemler adının kendisi bile başlı başına bir beyandır. Çünkü kalem, düşüncenin elçisidir. Kalemler kardeş olduğunda milletler de birbirine yaklaşır.
Bu dergi, yıllar boyunca yüzlerce hatta binlerce şairi, hikâyeciyi, araştırmacıyı ve fikir adamını aynı çatı altında buluşturdu. Farklı lehçelerde yazılmış şiirler, farklı alfabelerden çevrilmiş metinler, ortak tarihe dair makaleler, kültür incelemeleri ve edebî portreler sayesinde okuyucu büyük Türk dünyasının zenginliğini hissetti.
Belki de derginin en büyük başarısı şudur: Uzak görüneni yakınlaştırmak.
Bir Türkiye okuyucusu, Kırgız bir şairin iç dünyasını tanıdı. Azerbaycanlı bir genç, Anadolu’daki edebiyat damarını keşfetti. Türkmen bir yazar, Balkan Türklerinin hatıralarına ulaştı. Böylece coğrafyaların arasındaki mesafe, edebiyatın cümleleriyle kısaldı.
Tarih göstermiştir ki siyaset sınırlar çizer, kültür ise sınırları aşar. Devletler değişebilir, rejimler dönüşebilir, haritalar yeniden çizilebilir. Fakat bir türkünün ezgisi, bir şiirin mısrası, bir hikâyenin kahramanı nesiller boyu yaşamaya devam eder.
Kardeş Kalemler’in yirmi yıllık serüveni bu hakikatin canlı delilidir.
Dergi, günübirlik tartışmaların ötesinde kalıcı olana yönelmiştir: dile, hafızaya, sanata, müşterek kimliğe… Bu sebeple onun yaptığı iş yalnızca yayıncılık değil, medeniyet nöbetidir.
Çünkü kültürünü kaybeden toplum, yönünü kaybeder. Hafızasını unutan millet, geleceğini karartır. Kardeş Kalemler ise hafızayı diri tutan bir meşale gibi yanmıştır.
Türkçe yalnızca bir iletişim aracı değildir; o, yüzyılların tecrübesini taşıyan büyük bir medeniyet evidir. Bu evin odaları farklı lehçelerle doludur. Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence ve diğerleri… Her biri ayrı renk, ayrı ses, ayrı ahenktir.
Kardeş Kalemler, bu büyük evin kapılarını birbirine açmıştır.
Dergi sayesinde okuyucu, Türkçenin yalnızca kendi konuştuğu biçimden ibaret olmadığını; çok daha geniş, zengin ve derin bir nehir olduğunu görmüştür. Bir lehçedeki kelime diğerinde yankı bulmuş, bir atasözü ötekinde akrabasını hatırlatmıştır.
Bu, dil bilinci açısından son derece kıymetlidir. Çünkü aynı dil ailesine mensup toplulukların birbirini tanıması, gelecekte kurulacak kültürel birlikteliklerin de temelidir.
Her derginin asıl sınavı genç kuşaklardır. Eğer bir yayın, yeni nesillere dokunamıyorsa yalnızca arşivlerde yaşar. Fakat Kardeş Kalemler, yirmi yıl boyunca genç okuyucuya da seslenmiş; onlara büyük bir dünyanın çocukları olduklarını hatırlatmıştır.
Bugünün genci bazen ekranların dar dünyasına sıkışıyor. Oysa Kardeş Kalemler’in sayfaları ona şunu söyler:
“Sen yalnızca bir şehirde yaşamıyorsun; Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan büyük bir kültür havzasının mirasçısısın.”
Bu bilinç, özgüven verir. Ufuk açar. Aidiyet duygusu kazandırır.
Yazının başında da ifade edildiği gibi 20 yıl, dile kolay…
Bir çocuğun doğup yetişkinliğe erişeceği kadar uzun bir zaman. Nice dergiler birkaç sayı yaşarken Kardeş Kalemler’in iki on yılı aşması, ciddi bir iradenin ve adanmışlığın sonucudur.
Bu başarıda emeği geçen editörlerin, yazarların, çevirmenlerin, okuyucuların ve isimsiz emekçilerin payı büyüktür. Çünkü dergiler yalnızca yazarların değil; inanan insanların omuzlarında yaşar.
Her sayı, görünmeyen bir emeğin ürünüdür. Seçilen yazılar, yapılan düzeltmeler, kurulan temaslar, sürdürülen ilişkiler… Bunların hepsi kültür hizmetidir.
Kardeş Kalemler’in ilk yirmi yılı kıymetli bir başarı hikâyesidir; fakat asıl mesele bundan sonrasıdır. Dijital çağda dergicilik değişiyor, okuma alışkanlıkları dönüşüyor, hız düşüncenin önüne geçiyor. Böylesi bir zamanda Kardeş Kalemler gibi köklü yayınlara daha fazla ihtiyaç vardır.
Çünkü çağımız bilgi bolluğu içinde anlam kıtlığı yaşıyor.
Kardeş Kalemler, bu anlam kıtlığına karşı kökleri, hafızayı ve irfanı hatırlatan bir ses olmaya devam edebilir. Basılı mecrada olduğu kadar dijital alanda da Türk dünyasının ortak kürsüsü olabilir.
Kardeş Kalemler Dergisi’nin yirmi yılı, bir derginin ömründen çok daha fazlasıdır. Bu yirmi yıl; dağınık coğrafyaların yeniden birbirini hatırlama sürecidir. Unutulan isimlerin anılması, uzak seslerin duyulması, kardeşliğin yeniden yazılmasıdır.
Kalemler kardeş olduysa gönüller de yakınlaşmıştır.
Ve bilinmelidir ki bazen bir dergi, bir ordunun yapamadığını yapar: İnsanları birbirine yeniden tanıtır.
Ancak;
Gerek Avrasya Yazarlar Birliği’nin gerekse Kardeş Kalemlerin temelinin atılmasında ve kültürümüzle mayalanmasında emeği geçenlerin başında gelen bir çelebi insanı, bir kültür adamını anmadan geçemeyiz.
Çok genç yaşta kaybettiğimiz Yakup Ömeroğlu’nu da Fatiha’ya vesile olması niyazı ile birkaç cümle de olsa anmak isterim.
Bazı insanlar vardır; yalnızca kendi hayatlarını yaşamaz, aynı zamanda bir fikrin, bir idealin ve bir kültürün taşıyıcısı olurlar. Onların şahsında bir insan değil, bir dava yürür. İşte Yakup Ömeroğlu, böylesi isimlerden biridir. O, kalemini yalnızca yazmak için değil; gönül coğrafyalarını birbirine yaklaştırmak, ortak hafızayı diri tutmak ve Türk dünyasının müşterek sesini güçlendirmek için kullanan müstesna bir kültür adamıdır.
Türk dünyası denildiğinde akla yalnızca bir harita gelmez; ortak tarih, müşterek dil kökleri, benzer sevinçler ve ortak yaralar gelir. Ancak uzun yıllar boyunca bu büyük kültür havzası, siyasî sınırlar ve iletişim kopuklukları sebebiyle birbirinden uzak düşmüştür. Bu uzaklığı azaltanlar ise çoğu zaman devlet adamlarından önce yazarlar, şairler ve kültür insanları olmuştur.
Yakup Ömeroğlu da bu isimler arasında özel bir yere sahiptir. O, Türkiye ile Azerbaycan arasında, Anadolu ile Orta Asya arasında, Balkanlar ile Kafkaslar arasında görünmeyen kültür köprüleri kurmaya çalışan bir gönül emekçisidir.
Bir derginin doğması kolaydır; yaşaması zordur. Hele ki bir ideal dergisi ise… Maddî zorluklar, sınırlı imkânlar, dar çevreler ve ilgisizlik çoğu yayını kısa sürede susturur. Fakat bazı dergiler vardır ki bir fikrin etrafında doğar ve zamanla mektebe dönüşür.
Yakup Ömeroğlu denildiğinde akla gelen en önemli hizmetlerden biri de Kardeş Kalemler dergisidir. Bu yayın, yalnızca bir edebiyat dergisi değil; Türk dünyasının farklı bölgelerinden yazarları, şairleri ve fikir insanlarını aynı sayfalarda buluşturan bir kültür platformudur.
Dergi sayesinde Türkiye’deki okuyucu Kazak bozkırlarının şiirini tanımış, Azerbaycan’daki genç bir okur Anadolu hikâyeciliğine yaklaşmış, Kerkük’ün sesi İstanbul’da duyulmuş, Kırım’ın hüznü Ankara’da hissedilmiştir. Bu bakımdan Kardeş Kalemler, yalnızca basılı sayfalardan oluşan bir yayın değil; müşterek hafızanın diri tutulduğu bir meclistir.
Bazı hizmetler gürültülü olur, bazıları sessiz. Gürültülü olanlar daha çok görünür; sessiz olanlar ise daha kalıcıdır. Yakup Ömeroğlu’nun çalışmaları da daha çok ikinci gruba girer.
O, popülerlik peşinde koşan bir isim değil; üretmeye, birleştirmeye ve kültür sahasında iz bırakmaya çalışan bir şahsiyettir. Yazdığı yazılar, düzenlediği faaliyetler, kurduğu temaslar ve desteklediği projelerle adeta görünmez bir ağ örmüştür. Bu ağın düğümlerinde ise kardeşlik, dil birliği ve kültürel dayanışma vardır.
Bir milleti millet yapan unsurların başında dil gelir. Dil bozulursa hafıza dağılır, hafıza dağılırsa kimlik zayıflar. Bu yüzden dile hizmet edenler aslında geleceğe hizmet ederler.
Yakup Ömeroğlu, Türkçenin farklı lehçeleri arasında anlayış köprüleri kurulmasına katkı sunmuş; farklı coğrafyalardaki Türkçe üretimlerin görünür olmasına emek vermiştir. Onun çalışmaları, Türkçenin yalnızca bir ülkenin dili değil; büyük bir medeniyet ailesinin müşterek hazinesi olduğunu hatırlatır.
Her çağın nöbetçileri vardır. Kimi sınırda bekler, kimi kürsüde konuşur, kimi kalemiyle mücadele eder. Yakup Ömeroğlu, kültür cephesinin nöbetçilerindendir.
O, unutulmaya yüz tutan bağları hatırlatmış, kopan halkaları yeniden birleştirmeye çalışmış, uzak sanılan coğrafyaların aslında birbirine ne kadar yakın olduğunu göstermiştir. Onun emeği, günlük alkışların ötesinde; gelecekte daha iyi anlaşılacak türden bir emektir.
Yakup Ömeroğlu hakkında konuşmak, yalnızca bir kişiden söz etmek değildir. Aynı zamanda bir idealden, bir kültür hassasiyetinden ve geniş bir gönül coğrafyasından söz etmektir.
Bugün onun mirasçısı bir başka gönül insanı, dava adamı Ufuk Tuzman onun bıraktığı yerden devam etmektedir.
O da çilesi olan bir kültür insanıdır. Rabbimden Ufuk kardeşimle beraber nice yirmi yıllara, Nice sayılara, nice yazarlarla, nice gönül köprülerini birlikte kurmasını niyaz ederim…