Karabağ Dünyanın Sevinci Olsun


 01 Kasım 2020


Bundan 30 il evvel Kırım tatarlarının gurbet ellerde çektikleri uzun ve ağır esaretinden sonra Vatana büyük dönüşleri  yeni başlamıştı, Azerbaycan’ın büyük şairi Memmed Aslan benim adıma “Dünyanın Kırım derdi” adlı bir makale yayınlamıştı. Bu makalede dünyanın Ana gibi bütün evlatlarına bir gözle bakmalı olduğu halde, Kırım’ın derdini duymadığını incelemişti.

Bu o zamanlar idi ki, Azerbaycan’da henüz felaket başlamamıştı... Keşke, hiç başlamasaydı. Ülvi Bünyadzade gibi genç şairler vakitsiz ölmeseydi, bugünün gençleri ise derten-acıdan değil, sevgi hakkında şiirler yazaydılar. Keşke, bir gecenin içerisinde gençler yaşlanmasaydı, nişanlı kızların  parmaklarındaki  yüzükler parmaklarından düşmeseydi, talihlerinden küsmeseydiler, çocuklar ata-analarının gözlerini yaşlı görmeseydiler.

Bir tasavvur edebilir misiniz, yabancı ülkede değil, öz yurdunda göçmen olmak, üzerindeki gece kıyafetiyle bütün mal-mülkünü koyup canını kurtarmak için Karabağ’dan çıkıyorsun, ağlaya-ağlaya kendi köyünden, evinden ayrılıyorsun... Keşke bu yaşananlar olmasaydı.

Biz Kırım Tatarları yad elde  yaşamak, evinden-yurdundan uzak düşmek derdinin ne olduğunu iyi biliriz. Bu bela başımıza yalnız 1944-cü yılda getirilmedi. Biz Kırım Tatarları geçen asrın evvellerinde de bir defa daha yurt-yuvamızdan sürgün olunduk. O ağır musibetili yıllarda Azerbaycan Kırım Tatarlarına vatan oldu. Zaten, Azerbaycan ve Kırım Tatarlarının bir-birine bağlılık kökleri çok derine geder. Ta kadim devirlerden hele İsmail Gaspıralı, Alimerdan bey Topçubaşı, Hesenbey Zerdabî, Nesibbey Yusifbeyli, Bekir Çobanzade ve bir çok aydınlar Kırım’ı  zapt eden tecavüzkarlardan canlarını kurtararak, Azerbaycan’a koştular. Azerbaycan onlara ana oldu.

Kocaman Türk dünyası bu gün ulu atamız İsmail Gaspralı’nın vasiyet ettiği gibi “Dilde, fikirde ve işte birlik” şiarına rağmen birleşip  dünyanın gözlerini Karabağ’a yöneltmelidir. Lakin gelin görün durum böyle midir? Teessüf ki, “Karabağ Azerbaycan’ın  toprağıdır” diyebilen, ses çıkarabilen devletleri kendi yanında görmüyor. Azerbaycan’a maddî ve manevî desteğini açıktan açığa gösteren sadece Büyük Türkiye’dir. Azerbaycan’ın mukaddes savaşına diğer Türk veya Türk dilli ülkeler niye göz yumuyor, neden açık destek olmuyorlar?

Otuz ilden beri Karabağ tek Azerbaycan’ın değil, bütün Türk dünyasının  kanayan derdidir. Lakin bizler bu derdin sağalmasına merhem olmadık, meselenin çözülmesi üçün elimizden geleni etmedik. Dünyanı adaletli olmağa çağırmadık. Hepimiz bir yumruk olup ayağa kalkmadık. Arasıra bir yazdığımız yazılarla boynumuzun yükünü atmış olduk, Azerbaycan’ı öz derdi ile baş-başa bırakıp, bu felaketi seyrettik.

Şükür Allaha ki, otuz ilden beri kozlaşan od yine alıştı. Allah’ın izniyle, bu ateş daha kimseni yandırmasın, sadece ısıtsın, dostlar-konaklar için  yemek pişiren ocak olsun!

Ona inanırım ki, Azerbaycanlılar Ermenileri kesip-atmak derdinden uzaktırlar. Azerbaycanlıların hiç kimsenin topraklarına muhtaç değiller, işgal etmek siyasetleri yoktur. Azerbaycan öz ülkesinde kendi  yerlerini, tarihî topraklarını almak arzusu ile yaşadı ve inşallah bu arzusuna da ulaşır!

Ben buna inanırım. Her gün ellerimi açıp Tanrıya dua ediyorum ki, Karabağ’ı öz Anasının koynuna döndürsün, sevdiklerine kavuştursun. Ve daha Karabağ ne  Azerbaycan’ın derdi olsun, ne de dünyanın. Bundan sonra Karabağ Azerbaycan’ın ve dünyanın yaraşığı olsun! 

Seninleyiz, can Azerbaycan’ım!

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı