Kardeş Nefesi


 01 Nisan 2024

Çoğu zaman insanlar dünyayı ve hayatı kendi bildiği ve gördüğü kadar zannediyor. Örneğin biz, Türk tarihi denince hemen Kavimler göçünden başlar, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna geçeriz. Böylece bilerek ya da bilmeyerek Anadolu dışında Türk yokmuş gibi bir algı yaratır, sonra da döner buna inanırız.  Oysa özellikle Sovyetler'in dağılmasından sonra gördük ki ata topraklarında ve dünyanın birçok bölgesinde milyonlarca kardeşimiz var. Onlarla bir asra yakın ilişkilerimizin askıda kalmış olmasına rağmen, dilimiz ve dinimiz bir asır önceki noktada duruyor. Yine anladık ki Türk dünyası bizim tahayyülümüzün çok daha ötesinde, sadece coğrafi bir büyüklük değil, kardeşliğin, soydaşlığın ve dindaşlığın güçlü yapısını taşıyan bir büyük gerçek ve bir büyük güçtür. 

Dolayısıyla Türk Edebiyatı dendiğinde sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yeşermiş edebî eserleri anlamak son derece yanlış olacaktır. Sanıyorum ortaöğretim kitaplarına Türk dünyası edebiyatının konularak hem bu edebiyatın hem de bu dünyanın edebiyatçılarının tanıtılması zamanı geçmektedir. Türk dünyası edebiyatı ile ilginin birkaç gönüllü kuruluş ile sınırlı kalması ekonomi ve ticaretteki ilişkileri de kısır bırakmaktadır. Çocuk yaşta şuur altına bir Türk dünyası olgusu yerleşmeyen insan, büyüdüğünde bu dünyayı suni bir gerçeklik olarak algılayacaktır. Yaklaşık yirmi beş yıldır Türk dünyası bu sıkıntıyı yaşamaktadır. 

Bütün bunları Tataristan'lı şair Ramis Aymet'in "Tuzaktaki Özgürlük" adlı şiir kitabını elime aldığımda düşündüm. Kitap Ataman Kalebozan tarafından Türkiye Türkçesine uyarlanmış ve Avrasya Yazarlar Birliği Yayınevi olan Bengü Yayınları tarafından yayınlanmış.

Aynı duygu ve aynı düşüncelerle yaşadığımızın bir belirtisi olarak kitaptaki daha ilk şiirde Türkiye Türk’lerinin kullandığı bir deyimi görüyoruz: "Uçsuz, bucaksız." Bu ortak ruh dünyasının ürünü olması nedeniyle olsa gerek şairin adını veya ülkesini bilmeseydim, kitabı Türkiye'den bir şairin eseri sanarak okur bitirirdim. İkinci şiirin adı "Çingenem" ve şiirde geçen "hindiba" adı... Kim bilmez bin bir derde deva hindiba çiçeğini. İşte ortak dünya, ortak düşünce böyle bir şey. Şiirimizin çiçekleri ortak, isimleri ortak. Galiba Tatar kardeşlerimizle koro hâlinde şiir okuyabiliriz. 

Dördüncü şiirden bir mısra: "Bir Şüreli'nin parmakları kanıyor." Binnur Karyağdı'nın sesi kulaklarımda yankılanıyor. "Şüreli" adında bir masal yazarak bize Tatar Mitolojisi’ni kıyısından da olsa tanıtmıştı. Anlıyoruz ki süreklilik olursa bilgiler birbirini tamamlıyor, destekliyor. 

Kitabın uyarlamasında yöreselliğin korunmasına da özen gösterilmiş. "Ocak" adlı şiirin ilk satırı: "İki bin birinci yıl." şeklinde başlıyor. Bu bizdeki "İki bin bir yılı." İfadesinin karşılığı. Eğer uyarlama "İki bin bir yılı." şeklinde olsaydı, Tatar ruhunu, Tatar tınısını duyamayacaktık. 

Yukarıda dedik ya dilimiz ve dinimiz bir asır önceki noktada duruyor. İşte "Uyanış" adlı şiirden bir mısra: "Yasin okuyup eren cana" 1968 doğumlu, çocukluğunu Sovyet döneminde yaşamış şair, dininin ince bir ayrıntısını şiirine rahatlıkla yansıtabiliyor.

104. sayfadan itibaren şiir başlıkları Tatarca asılları ile aktarılmış. Kelimelerin tınılarındaki benzerlik, insanın içine ferahlık verecek kadar yakın ve sıcak. Örneğin: Dingezne Yuksınganga/Denizi Özlerken, Belmim İnde/Bilmiyorum, Künelemde Bii Mizgeller/Gönlümde Dans ediyor Anlar ve daha birçok güzel başlık. Sadece Ak Hıyal/Beyaz Hayal' başlığının Türkiye Türkçesine Ak Hayal diye aktarılmadığına üzüldüm. 

Kitaptaki son şiir çok anlamlı ve bir o kadar da düşündürücü. Şiirin adı “Minem İlem Benim Ülkem (İç Monolog):

“Bulamıyorum ben ülkemi

            Kaybediyorum camilerimi

            Temelinde şimdi onun

            Çalıyorlar çandaki zili” 

 

dizeleriyle şuur altında yer etmiş bir asırlık Sovyet baskısınının günümüze yansımasını sorgularken, devamında,

            “Yeni temel, yeni ülkem

            Konuşmuyor o: Lam mim.

            Cisimsiz, isimsiz, nefessiz

            Yaşıyorum ben fersiz”

 

diyerek, bütün olanlara rağmen bir ayağa kalkışın, hayata yeniden başlayışın sevindirici müjdesini veriyor.            Her şiirde bir kardeş nefesi duyuluyor. Gidip görmediğimiz bir coğrafyada yaşasa bile her hâliyle bizden olan bir kardeşle merhabalaşmak, kucaklaşmak gibi Ramis Aymet'in şiirlerini okumak.

Gönül büyük Türk dünyasının her yanından şiirler, hikâyeler, romanlar ve diğer edebî eserleri okumak, onların sevinçleriyle sevinmek, üzüntülerine ortak olmak istiyor. Bunun için sadece Avrasya Yazarlar Birliği'nin gayretlerinin yeterli olmayacağını düşünüyorum. İnşallah bu yayınlara talep artar ve "Bengü Yayınevi" dışında daha birçok yayınevi bu alana el atar.

 

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı