HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
HİDAYET ORUÇOV 3
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 4
VILAYET GULIYEV 5
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 6
MARUFJON YOLDAŞEV 7
Önceleri bu denli yakın olduklarını bilmiyorlardı. Zaman geçtikçe yavaş yavaş her şeyi anlamaya başladılar. Meğerse kardeşlermiş.
Birbirleriyle sessizce, yalnızca kendilerinin anladığı bir dille “konuşuyorlardı”. Oğlan çok yaramazdı, yerinde duramıyordu. Kız ise daha çok kendi sakin “hücresinde” dinlenmeyi seviyordu. Oğlan, kardeşinin hoşuna gidecek şeyler yapmak, ona iltifat etmek, hizmetinde durmak istiyordu. Ama şimdilik bunu beceremiyordu. Daha doğrusu bu, mümkün değildi. Onlar komşulukta, hatta yan yana olmalarına rağmen henüz el ele tutuşup yüz yüze duramıyorlardı. Her birinin kendi âlemi, kendi “yuvası” vardı. Ama her ikisi de candan yakın olduklarını anlayabiliyorlardı.
Bir yerlerde, bir kadar uzakta; şimdilik seslerinin yetişemediği daha geniş, daha ışıklı bir dünya olduğunu hissedebiliyorlardı.
Günlerden bir gün o geniş âleme çıkacaklarından, o ışıklı dünyaya adım atacaklarından eminlerdi. Galiba o gün yaklaşmaktaydı. Acele ediyorlardı. O geniş ve ışıklı dünyada onları bekleyen birilerinin olduğunu önceden duyabiliyorlardı.
Son zamanlar sıcacık “yuvalarına” bir soğukluk çökmekteydi. Gerçi onlar henüz sıcak soğuğun ne olduğunu doğru dürüst bilmiyorlardı ama küçücük vücutlarıyla hevesle ve hasretle bekledikleri ışığın giderek uzaklara çekildiğini hissediyorlardı. Bu ışık olmadan yaşayamazlardı.
***
- Defet gitsin.
- Vallahi, içim el vermiyor.
- Üçü var, yeterlidir. Biri de bu taraftan gelmek istiyor. Kim bakacak ona? Böyle zor bir zamanda ekmek yetiştirmek imkânsız.
- Allah, yaratmadan önce rızkını verir.
- Boş boş konuşma. Burada Allahlık bir iş yok. Defet gitsin dedim...
- Beş aylık...
- Varsın olsun dokuz aylık.
- Bebek büyümüş artık. Kalbimin altında kıpırdıyor. Nefesini hissedebiliyorum...
- Yapacak bir şey yok.
- Onu yok edeyim ha?Çocuğumun, karnımdaki bebeğin katili mi olayım? Allah bunun için beni affetmez...
- Yine başladın mı? Yine mi Allah-kul muhabbeti?
- Ama...
- Saçma sapan konuşuyorsun vallahi. Hazırlan, yarın seni komşunun arabasıyla şehre götüreceğim. Orada tanıdık bir doktor var. Doğrayıp atsın...
- Günaha batarım...
- Ne günahı? Sanki böyle bir günaha düşen sadece biz miyiz? Sanki görünmemiş bir iştir. Bunu herkes yapar ki... Senin sözüne bakılacak olursa bütün dünya günah içindedir... Neyse ki ceza kanununda bununla ilgili hiçbir şey yok. Belki de vardır, benim haberim yok... Neyse, hazırlan. Yarın gidiyoruz...
- Ama...
- Aması maması yok. Bir sürü çocuk bizim neyimize? Sürekli doğurmak bu fakirlerin alnına yazılmış sanki. Hele bak bu zenginlerin, milyonerlerin kaç çocuğu var? – Bir ya da en fazla iki... Ama bu zavallı fakir... Öyle büyük, kalabalık aileyi nasıl geçindiririm? Ben işçiyim, taş yontucuyum, bakan falan değilim ki... Hele bir ellerime bak, ne hâldedir, yontulmamış taş parçasına benziyor...
- Sen beni anlamak istemiyorsun...
- Sen de beni...
***
Soğuk. Karanlık. Sessizlik.
Eskiden onları duyan, biraz uzaktan da olsa okşayan bir el olduğunu hissediyorlardı. Şimdi bu el de soğumuş gibiydi.
Kız kardeş kendi alemindeydi; sakin “yuvasında” kaygısızca “dinleniyordu”.
Erkek kardeş nedense endişeliydi; durup dinlenmek bilmiyordu, yumurtadan yeni çıkmış bir kuş gibi çırpınıyordu.
Bir keresinde boğuk bir uğultu duydular. Sanki onları bir yerlere, uzak ve uzak olduğu kadar da karanlık bir yere götürüyorlardı. Onlar, kardeşler, ışığa çıkmak istiyorlardı. Peki neredeydi o ışık? Neden görünmüyordu? Aksine, karanlığa doğru yüzüyorlardı. İkisi de yerlerinde kıpırdamaya başladılar...
Sonra uğultu durdu...
Yine sessizlik...
Az sonra bir inilti duyuldu.
Uzakta soğuk bir şey parladı. Hayır, çoktan beri bekledikleri ışık bu değildi. O soğuk ışık, o soğuk parıltı beraberinde bir felaket getirmekteydi. Bu, gayet açıkça hissedilmekteydi.
İçlerinden bir ürperti geçti.
Erkek kardeş hep kız kardeşi için bir şeyler yapmak, ona kendisinin bile bilmediği hoş bir iltifat göstermek isterdi. Galiba şimdi zamanı gelmişti.
İnleme sesi giderek yükseliyordu.
Kız kardeşine “yardım etmek” zamanıydı. Onun korkuya kapıldığını açıkça hissediyordu. Kız, “yuva”nın “derinliği”ne çekilmişti. Erkek kardeş, kız kardeşini yaklaşan korkunç felaketten korumak için kendini ileriye atarcasına kasıldı. Her hâlükârda, kendini kız kardeşinden daha cesur ve yürekli olarak görüyordu.
Şimdi inilti bir çığlığa dönüşmüştü.
Soğuk bir parıltı yaklaşmaktaydı.
Her taraf kırmızıya boyanmıştı. Henüz renkleri tam olarak seçemeseler de çoktan beri bekledikleri ışık renginin bu olmadığını anlıyorlardı. Bu, farklı bir ışıktı. Aslında bu, soğuk parıltının getirdiği bir renkti - kan rengiydi. Bu, çok yakınlarında bulunan ve onlara doğru sürünen bir felaketin rengiydi.
Şimdi onlar - kardeşler, el ele tutuşup bu karanlık dünyadan kurtulmak istiyorlardı ama elleri birbirlerine kavuşamıyordu.
Şimdi onlar bir ağızdan bağırmak istiyorlardı ama sesleri birbirine yetişmiyordu.
Soğuk parıltı önce erkek kardeşin göğsüne girdi. Bir şey gıcırdadı. Erkek, “derinliğe” sokulmuş kız kardeşinin çırpındığını hâlâ açıkça hissedebiliyordu.
Daha sonra bu soğuk parıltı, derinliğe, kız kardeşinin sığınıp titrediği “yuvaya” doğru sürünmeye başladı...
Daha önceki çığlık ve iniltilerin yerini hıçkırışlar aldı ...
***
- Yo, hayır, Allah bu günahı bağışlamayacaktır...
-Yine mi Allah? Sağ salim kurtulduğun için Allah’a şükret. Bu anlamsız düşünceleri de kafandan at gitsin...
- Meğerse ikizlermiş...
- Ne? İkiz mi?
- He ya... Biri erkek, diğeri kızmış... Doktor önce oğlanı aldı. Sonra birinin daha olduğunu öğrendi. Kız... Üç oğlumuz var, hep kız istemişimdir. Bacısız erkek olur mu? Biz bir kardeş-bacı yok ettik. Artık kendimi bir cellat olarak görüyorum. Ben bir katilim... Hem de iki kişinin katili...
- Peki, şimdiye kadar bunu hissetmedin mi?
- Neyi?
- İkiz olduğunu.
- Hayır... Hem şimdi bunun ne anlamı var ki?..
- Yok be... Birini defetmek başka, ikisini birden defetmek başka...
- Ne farkeder ki? Ben bir katilim, katil... Ha birinin katili oldun, ha ikisinin...
- Acaba onları nereye gömecekler?
- Gömmek mi? Ana rahminde yok edilen çocukları gömerler mi ki?..
Her tarafta soğuk bir sessizlik vardı.