HaftanınÇok Okunanları
Coşkun Haliloğlu 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
HUDAYBERDİ HALLI 4
Yıldız Ormanova 5
Ahmet Kartal 6
KEMAL BOZOK 7
Bir gün televizyondan memleketimin işgalden kurtulduğunu öğrenince sevinçten “Artık kavuşmama kimse mâni olamaz!” diye bağırmıştım. Karım Aygül ve oğlum Hüseyin birşey oldu sanarak yanıma geldiler. Niçin bağırdığımı anlayınca sevindiler. Kimse tutamaz demiştim ama ortam müsait olana kadar beklemek zorunda kaldık; Bakanlıktan izin çıkınca arabamıza binip yola çıktık.
Epeyce gittikten sonra “Ne kadar yolumuz kaldı?” diye sordu Hüseyin. “Az kaldı.” dedim. Sonra “Biliyor musun baba, hayâlim yönetmen olmak.” dedi. “Belki Şuşa işgâlini anlatan filmi çekmek bana nasip olur.” Bir ara dikiz aynasından gururla oğluma baktım. Büyümüştü, üniversiteye gidiyordu ve sinemaya da tutkuluydu. Aygül de “Şuşa’yı ben de çok merak ediyorum.” dedi. “Evet güzeldi… Gerçi vatanımızın her yeri güzeldi ama Şuşa’nın bir farkı vardı. Nice edebiyatçılar ve sanatçıları yetiştirmiş kültür ve sanat şehriydi, Aygül’ü de anlıyordum; kendi değerlerinden ve yaşananlardan uzak bir düzenin içinde doğup büyüdüğü için yabancı kalmıştı.
İyice yaklaştık. Şanlı ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığını görünce heyecanım daha da arttı. Gözlerim doldu. Ağlamamak için kendimi zor tutum.
Karakola girdik, bir süre bekledikten sonra komutan geldi. “Hoş geldiniz, adım Resul.” Diyerek kendini tanıttı. Gelişmelerle ilgili bilgilendirildik. Düşman kaçmadan önce her yeri tuzaklamıştı. Komutan bomba uzmanlarına evimizin her yerini kontrol ettirmişti. Temizdi, gidebilirdik.
Sonra doğduğum eve gittik.
Gördüğüm manzara karşısında âdeta donup kaldım. Bu hâlimi gören herkes ne oldu diye sordular. Daha fazla dayanamayarak ağladım. “Annem’le babamın şehit olduğu ve benim terk etmek zorunda kaldığım ocağım ne hâle gelmiş.” dedim. Aygül boynuma sarılıp “Ağlama, bak döndün artık. Kötü günler geride kaldı.” diye beni teselli etmeye çalıştı. Hüseyin de “Ne olur ağlama baba.” dedi. “Evini hemen tanıyabildiğine doğrusu çok şaşırdım.” “Ayrıldığım da onbeş yaşındaydım. Balkonumuzu, bahçemizi, şu kurşunlanmış kapımızı unutamazdım.” Sonra dişlerimi sıkarak “Nice akrabamızı, soydaşımızı şehit eden ve Şuşa’yı kana bulayan o vahşileri de unutmadım.” dedim.
Komutan Resul’e eve girmek istediğimi söyledim. “Biraz bekleyin.” dedi. Askerlerine evin her yerini bir kere daha kontrol ettirdi. İçeri girdik. O sırada birisiyle telsizden konuştu. Döndü bize karakola dönmemiz gerektiğini söyledi. “Hayırdır, ne oldu?” diye sordum. Elini omzuma koyup “Karakol da görmeniz gereken birisi var.” dedi.
Acaba kimdir diye merak ederek geri döndüğümüzde karakolun koridorunda babama benzeyen yaşlı birini gördüm. O da bize bakıyordu. “Bu amca kim biliyor musun? Ama bence en iyisi kendisine sen sor.” dedi Komutan Resûl. “Birkaç adım yaklaşıp “kimsiniz?” diye sordum. Hüzünlü gözleriyle bakıp “Ben Haydar.” Diye cevap verdi.
Gözlerime inanamıyordum. Demek beni düşmanın elinden kurtarmaya çalışırken vurulan ve şehit oldu sandığım amcam yaşıyordu. Yıllarca beni aradığını ve Şuşa işgâlden kurtulunca gelip son bir umutla sorup soruşturduğunu anlattı.
Bu konudan haberli bulunan Komutan, amcamı karakola çağırarak hepimize güzel bir sürpriz yapmak istemiş. Amcam ve ben yılların hasretiyle, ağlayarak kucaklaştık. Sonra Aygül ve Hüseyin’i de tanıttım. Onlar da gelip amcamın elini öpüp kucaklaştılar. Ardından hepimiz minnetle Komutan Resûl’e dönüp teşekkür ettik.
(Avrasya Akademi Online Kuray Hikâye Atölyesi Aralık 2020)